Ana içeriğe atla

OKTAY SİNANOĞLU

Oktay Hoca.
Oktay Sinanoğlu.
Türk Aynştaynı. Başta kimya sonra fizik, biyoloji, moleküler biyoloji, matematikte de bir deha...
Kimyaya matematiği sokmuş, moleküler biyolojinin de kurucusu. Nükleer fizik ve astrofizikte otorite kabul ediliyor...
Onun hakkında bir kaç şey söyleyeceğimi bekliyorsanız yanılıyorsunuz.
Çünkü Oktay Sinanoğlu'nu anlatmak , onun hakkında yorum yapmak benim haddimi aşar.
Peki Nobel ödülü almış mı mesela ?
Hayır !
Onun yerine her yıl kendisine Nobel Bilim Komitesinden bir yazı gidiyor veeee :
"Lütfen bu yıl dünyada Nobel'e aday gösterilecek bilim adamlarını belirler misiniz ?" deniliyor !
Daha 1950' lerin sonunda, değil Türkiye'de, ABD' de New York Times gibi bir çok gazeteye manşet olmuş harika Türk çocuğu...
ABD' de "son 100 yılın en genç profesörü" ünvanını alan , kendi adıyla anılan, literatürlere geçmiş bir çok teoremi olan ( Sinanoğlu Teoremi ) bir bilim adamı...
İş Bankası Kültür Yayınlarından bir kaç yıl önce çıkan ve heyecanla okuduğum kitabın kapağını görüyorsunuz.
Sadece on dakikalığına kitabın sonundaki fotoğraflara ve açıklamalara bile bakmanız sizi hayrete ve hayranlığa sevketmeye yetecektir.
Kendisini cep telefonundan arayıp hayranlığımı dile getirdiğim için, içim rahat.
Dünyaca ünlü bilim adamı, büyük bir alçakgönüllükle sorularımı cevapladı ve sizler bizim arkamızda oldukça diye de konuşmasını sonlandırdı...
Daha ne diyebilirimki ? Bilirsiniz bu weblogda kitap tavsiye etmişliğim yoktur. Eğer hâlâ okumadıysanız, yukarıdaki resimde kapağını gördüğünüz ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitabı tavsiye ediyorum. Üstadın 24 Mayıs 2000 tarihli köşesinde, Sinanoğlunu anlatan o güzel yazısını da okursunuz bu kitapta...
Oktay Sinanoğlu !
Henüz 26 yaşındayken, 1962 yılında ABD' nin Yale Üniversitesinde dünyanın en genç profesörü...

Dünya bilim tarihine mal olmuş bir büyük zat.
Esin Afşar'ın da kardeşi aynı zamanda...
Oktay Sinanoğlu.
Selâmetle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …