Ana içeriğe atla

ANNENİZ EBE, BABANIZ HAKEM OLURSA


Ebelik mesleği ve hakemlik mesleği.
İkisi de ortak özelliği olan bir meslek aslında. Belki ebelik mesleği eskisi kadar revaçta olmayabilir. Öyle ya, yerini modern bilimin gerektirdiği koşulları içeren doğum yöntemlerine bıraktı. Ancak anadolumuzun muhtelif yerlerinde hala ebelik müessesesi dinamik yerini korumaktadır.
Ben futbolla pek ilgilenmem. Aslında hiç ilgilenmem.
Hakem.
Asgari 90 dakika koşuşturan 22 tane adamın arkasından koşturan tek adam.
Bu iki mesleğin ortak yönünü yavaş yavaş tahmin ediyorsunuz. En çok küfür yiyen meslek grubuna girer bu iki meslek. Hangimizin hayatının bir döneminde, "ebeni ..keyim" ya da "ebenin ...mna koyiim" lafı çıkmamıştır ki ?
Peki ya hakemlere söylenenler. Ben ki futbola Niagara Şelalesiyle, Tanzanya'daki Zürafalar arasındaki mesafe kadar uzak olan birisi olarak hakem diyince aklıma gelen tek şey : İbne Hakem ! tezahüratlarıdır.
Düşününce bile çılgına dönebiliyor insan. Binlerce,bazen onbinlerce insan aynı anda, sanki daha önceden test edip ispatlamışlarcasına, çok da ikna edici bir şekilde, karşınıza geçmiş, siz mesleğinizi yaparken cinsel tercihinizle ilgili bağıra bağıra, slogan atarak yorum yapıyor. Sizin ibne olduğunuzu tüm dünyaya haykırıyor. Ne kadar zor bir meslek aslında.
İş yerlerimizde tribal enfeksiyon kaptığımız anda, gözleri dolan arkadaşlarımı çok gördüm. "Adam bana şöyle dedi" "Bana şöyle konuştu"...Halbuki muhtemelen adamın üslubuyla ilgili bir yanlış beyanat sizi üzmüştür. Mesela iş yerinizde hizmet verdiğiniz karşı taraf "şu işi mi yapar mısın ?" diyeceğine "şu işi yap" dediğinde insanın dünyası nasıl da allak bullak oluyor. Bir de hizmet verdiğiniz müşteriniz mesela , "şu iş yap ibne " dese, Allah muhafaza ne yaparız ?
Tamam ebeler açısından durum farklı. Genelde onlar duymazlar, aslında hiç duymazlar. Çünkü çoğumuz (köylerde doğanlar belki de) ebesini bile tanımaz. Zaten tanısak da çok kıymeti yok. Ebe işte, doğurtmuş bırakmış deriz.
Etik açıdan,ebelere küfür edilmesi aslında çok ahlaklı bir davranıştır. Bu da şu demek,açarsak:
Ebeye yöneltilen küfür aslında şahsa karşı üstü kapalı da bir sempati göstergesidir. Çünkü "ebeni ..keyim" küfüründen sonra, "sen benim ebeme haaaa" deyip, karşı tarafın üzerine baltayla yürüyen kimse olmamıştır,olmaz da. Çünkü dediğim gibi, ebeye yapılan küfürün gerçekte manası şudur :
Oğlum sen çok saçma ve aptalca bir iş yaptın. Şimdi senin ağzına sıçmam lazım ve hatta annene bile küfür etmem lazım. Ama sen benim arkadaşımsın,pratikte ağzına sıçmam mümkün değil...
E arkadaşımsın, senin annen demek benim de annem demek. Anana da küfür edemem. Bu durumda en müsait kişi kim ?
Eben !
Bu küfürün muhatabı ve müstehakı o.
Çünkü bu dünyaya seni o getirmemiş olsa da, gelmene aracılık eden en önemli kişi. Üzgünüm senin için kutsal olmayan bir kişi olduğu için müsadenle ebeni.......!
Dikkat ederseniz küfür hem de ağır kelimeler içeren bir küfür olmasına rağmen içinde biraz da kardeşane duygular barındırıyor.
Güzel ülkem işte.
Dünyanın iktisaden ve beşeren en ileri ülkelerinde bile böyle kaliteli, aynı anda en büyük ahlaksızlığı ve en yüce ahlakı barındıran bir küfür var mı acaba ?
Bir arkadaşım vardı, kendisine ebeni ..keyim diyen bir arkadaşına, "onu bir yakalasam ben..." diye başlayan bir cümle kurmuştu.
Bu yazıyı neden yazdım :
Annenizin ebe, babanızın hakem olduğunu düşündünüz mü hiç ?
Fıkra olurdu herhalde. Peki böyle bir şey var mıdır sizce. Evet maalesef var. Kim mi ?
1989 yılında Kabataş Erkek Lisesi birinci sınıfta yanımda K.T.isimli bir arkadaşım oturuyordu. Annesi, Kırklareli'nin bir ilçesi olan Alpullu'da ebeydi. (şeker fabrikasının olduğu ilçemiz)
Babası ise o dönemin hakemlerinden Ü.T.' idi. Bu durumu da,bir sohbet anında tesadüfen öğrenmiştim.

Yaaaa...
Selametle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...