Ana içeriğe atla

BEYAZ ŞOV VE ZAGA'YI ERKEKLER ARAYAMAZ


Zaga ve Beyaz Show’la ilgili yıllardır içimde kalmış bir ukteyi açıklıyorum. Canlı yayınlarda bayan izleyici dışında kimse telefonla bağlanamıyor. Tam tersini söylersem; ilgili canlı yayın programlarına erkek izleyicilerin katılması yasaktır. Herhangi bir kanun hükmünde kararname ya da tüzükle ilan edilmemiş olsa da, sadece program yapımcılarının zımnen onayladığı bir yasaktır.
Üniversite yıllarıydı.
Zaga’ya da , Beyaz Show’a da katılmıştım. Hatta bir tesadüftür ki, Zaga’nın Türk Televizyonlarında ilk yayınlandığı programdı katıldığım.
Zaga da sormadım ama Beyaz Show’da program yetkililerine sordum. Yani kameraman ne kadar program yetkilisi olarak kabul edilebilir bilmiyorum ama tek müsait muhatap onu bulmuştum gecenin ikisinde, canlı yayın reklam arasında.
Kameramana tam olarak sorduğum şey, neden Kanal D’ de yayınlanan Zaga ve Beyaz Show programlarına bay izleyicilerin canlı yayında telefonda katılamadığıydı.
Bana cevap olarak hangi okulda okuduğum soruldu. Ben de söyledikten sonra aynen şöyle cevap aldım kameraman kardeşimden : iletişim fakültesinde okumadığınız için anlatamam, ya da anlayamazsınız.
Tabii yedi yıl geçti olayın üzerinden, şimdi olsa nasıl cevap verirdim biliyorum. Ama o zaman, böyle her bir sorunun cevabı için bir fakülte bitirmemiz gerekiyorsa işimiz var demiştim.
İletişim Fakültesinde okumadım ama iletişmediğim kimse de kalmadı hayatımda.
Uzatmayayım, şimdi yaş otuz oldu. O zaman her iki programı da çok severdim. Yirmiüç yaşındaydım ayrıca. Şimdi o kadar heyecanım ve hevesim kalmadı o programlara.
Ama derler ya her işte bir hayır var diye. Belki de Beyaz Show’ a canlı yayında bağlanamayışımın başka bir faydasını gördüm. O da şu oldu : Sadece kameramana sormayla bırakmadım, o da yetmedi fakslar çektim Kanal D televizyonuna.

Nezaketen bir cevap bile vermediler. Ben de ne yaptım ne ettim, Beyaz Show’un bir programına yine o dönemde davetiye temin ettim.
Hatta hiç unutmam doksanyedi ya bindokuzyüzdoksansekiz yılındaki bir canlı yayın Beyaz Show’ a katıldım.

Program konuklarından bir tanesi Süreyya Davulcuoğlu’ydu diğeri de Kamil Sönmez’di . Gerçekten üçüncüsünü hatırlamıyorum.
Evet pek de ilgili olduğum bir sanatçı grubunu temsil etmiyorlardı ama amacım başkaydı. Beyaz’ın yakasına yapışıp bu soruyu kendisine soracaktım.
Ne mi oldu ?
Ben öyle show yapan adamlar gibi programın ortasında canlı yayında saldırı yapamazdım. Bekleyecektim, program bitiminde ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım.
Zaten ben de öyle yaptım.
Program tam bitiyordu ki , baktım bir izleyici sahnenin kenarında oynayıp kıvırmaya başladı. Kamil Sönmez ile Süreyya Davulcuoğlu milleti coşturmuş, izleyiciler galeyana gelmiş. Neredeyse milleti sahneye akacak.
Oğlum ya şimdi ya hiç dedim. Yanımda terto’da vardı.
Fırladım sahneye. Hiç tereddüt etmeden Beyazıt Öztürk’ün yanına geçtim. Evet canlı yayındı ama bunu yapmalıydım.

Zaten yaptım da, tuttum elinden hep beraber halay çekiyoruz. Müzik coştukca, sanatçılar coşuyordu. Kanal D program stüdyosuna gidenler bilir. Ekranlardan da görüyorsunuz zaten, izleyiciler sıkış tıkış yere otururlar. Programın da sonu olduğu için o oturanlarda sahneye fırladı.
Program da bitmek üzere olduğu için düzensizlik ve anarşizm yüklü bir atmosfer kapladı stüdyoyu. O esnada program bittiği için, ekranlarda hem bizim görüntümüz hem de teknik yapım, ışık, yönetmen...ve malum yazılar hızla ilerliyordu.
İzleyicilerin coştuğunu gören Kamil Sönmez daha da coşuyordu...
Onun coştuğunu gören Beyaz biraz daha coşuyordu.
Ben de Beyaz’la omuz omuza halay çekiyorum bir de canlı yayında kameranın tam göbeğinde çıkıyorum diye iyiden iyiye kopuyordum. Hatta öyle ki Beyaz’ın kulağına birşeyler fısıldıyor, maalesef bu samimiyetten dolayı o yaşlarda mutlu da oluyordum.
Diyebilirim ki, o günden sonra hiç programa katılma isteği oluşmadı içimde. Ne canlı yayına telefonla, ne de stüdyoya bizzat giderek.
Bildiğiniz gibi üniversite gençliği tarafından daha dikkatli takip edilen bir program olduğundan, pazartesi günü okulda tüm kızlar parmaklarıyla beni işaret ediyordu.
Ne günlerdi !
Yeni yayın döneminde izleyin bakın, eski politikaları yine devam edecek, canlı yayında, Zaga ve Beyaz Show’a erkek izleyici telefonla yine bağlanamayacak. Böyle yapabilirler, ama adam gibi desinler ki “biz canlı yayına erkek izleyici bağlamıyoruz,boşuna aramayın”
İşte bu kadar zor mu bu. Yok eğer yapamıyorsanız, korktuğunuz bir şey mi var, insanları neden kandırıyorsunuz.

Canlı yayın telefonlarını onlarca aramadan sonra düşüren bay izleyicilere açıkça söyleyin “kusura bakmayın ekrandan açıklayamıyoruz ama sizi canlı yayına alamıyoruz, mümkünse xtir olun gidin”
Selâmetle...
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...