Ana içeriğe atla

DİNAMİK


Dinamik sağlam demek değildir.
Yani zannedildiği gibi sağlam olmakla dinamik olmak aynı şey değil.

Günlük hayattaki yaygın ve yanlış kullanımı olan sağlamı bir kenara koyarsak, en azından ansiklopedik olarak sağlam gibi bir anlamı yok.
Dinamik, statiğin yani "durgun" , "durağan" olanın tersi, yani "hareketli" demek.

Yani dinamik=hareketli o da eşittir "canlı" anlamı var.
Yani "dinamik" bir şey, dediğimiz gibi mutlaka ama mutlaka "hareketli" ve "canlı" bir şeydir.

Ama bu, iddia edildiği gibi "sağlam" olacağı anlamına gelmez.
Tıpkı kırık dökük bir arabanın ya da motoru olmayan bir arabanın yokuş aşağı boş viteste inmesi gibi.
Motoru bozuk bir arabayı boşa alıp yokuş aşağı bırakırsan, teorik olarak araba o anda "dinamik" bir durumdadır.
Yani "hareketli" dir.
Ancak bu durum yani arabanın "dinamik" bir durumda olması asla ve asla "sağlam" olduğu anlamına gelmez.
Benzer düşünceden hareketle, kalbi delik bir çocuk, yürüdüğü zaman "dinamiktir", yani "canlı" ,"hareketli" dir.

Ancak "sağlam" değildir.
Çünkü mesela doktoru kendisine bir ay ömrünüz var demiş olabilir.
Son tahlilde : "dinamik" demek, "hareketli" , "canlı" , "aktif" olandır. Ama bu durum, dinamik olanın "sağlam" olduğu anlamına gelmez.
Muhtemelen halk dilinde yüklenen bir anlamdan kaynaklanıyor bu yaygın yanılgı.

Dinamik, statiğin yani eylemsizliğin,durgunluğun,hareketsizliğin,
cansızlığın,ataletin tam karşıtıdır.

Ama sağlam demek değildir.
Benim ergenlik dönemimde, bir "gibbs" traş kremi reklamı vardı . Reklamdaki şarkının sözleri şöyleydi: genciz biz, delikanlı, aktif,dinamik,heyecanlı , her startta , gibbs sportla, daha aktif daha canlı...
İşte burada anlam karışmış ve güya dinamik olmak sağlam, güçlü, gürbüz, kuvvetli olmakla bir arada kullanılmış.

Ama üzgünüm,yanlış yapılmış.
Zaten son noktayı da, tabii ki ben değil, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bastırdığı A' dan Z'ye Türkçe sözlük koyuyor.

Selâmetle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...