Ana içeriğe atla

KÖROLASI ÇÖPÇÜLER

ağustos ikibinbeş yeniköy parkı-ist.

Bir çöpçüyle hiç sohbet ettiniz mi ?

Çok kolaydır sohbet etmek onlarla.
Hem konuşmaya girmek için olağanüstü bir malzemeye de

ihtiyacınız yoktur.
Bir çok kereler aynı üslupla konuşmayı başlattığımı hatırlarım.
Sadece "kolay gelsin" demeniz yeterlidir.
Bir bakarsınız ki,hemen konuşmaya başlamışsınızdır.
Esasen çoğu, sizin de onlarla konuşmanızı bekler zaten.Onlar bir figüran gibi görünürler.

Sadece çöp toplamaktır gayeleri öyle ya...
Konuşacak ne olabilir ki onlarla.

Aslında öyle olmadığını ben biliyorum.
Bizimle aynı filmi seyrederler onlarda. Hayat filmini yani.

Sokakta laf atılan bayanları onlar da görürler.
Ya da "bu gençlik nereye gidiyor" şeklinde onların da görüşü vardır.
Ancak pek görüşleri alınası bir kitleyi temsil etmezler.
İşini savsaklayan çöpçüyü hemen farkeder amirleri.
Çünkü herşey nettir.
Yol temiz mi değil mi üzerine kuruludur mesleki başarıları.
Özellikle çöp kamyonlarının arkasındakileri dikkatli izlediğinizde
bir film çeviriyorlar gibi hissederler kendilerini.
Çoğunun espri anlayışları da gelişmiştir.
Hayatlarına şaibe karışmamış nadir meslek gruplarındandır
çöpçüler.
Müteahhit,avukat,bankacı,kasap,mühendis,doktor,
bakkal,esnaf,başbakan,öğretmen,gazeteci,hademe,

hemşire,sinema sanatçısı,manken,fotomodel,mali müşavir,imam,papaz,haham,politikacı,asker,
polis,yüksek yargı organı mensubu,müfettiş...Şüphesiz saygın mesleklerdir bu saydıklarım ama meslek tarihlerine baktığınızda mutlaka münferit olarak da olsa şaibe görürsünüz.

Artı sadece türkiye için de kastetmiyorum bu meslek gruplarını.
Bütün dünya milletlerinde böyledir.
Ülkemiz için belki de sadece erkin babanın meşhur "çöpçüler" şarkısında ve kemal sunal'ın çöpçü tiplemesiyle hayat bulmuşlardır.
Kaldı ki şarkı da bile "körolası" olmakla itham edilmişlerdir şaka

yollu olarak.
Yoksa edip akbayramın şarkısındaki gibi "ah hakim bey" şeklinde
bir saygı ifadesi bulamamışlardır.
Sabah işinize gelirken,ya da akşam evinize dönerken, ya da gündüz vakti yolda giderken baktığınız çöpçünün yüzü değildir.

Eğer kazayla gözünüz bir çöpçüye takılmışsa, takıldığınız yüzü ya da kıyafeti değildir, elindeki süpürgesiyle yolu nasıl süpürdüğüdür. Çünkü ondan beklenen odur.
İlginç olan meslekleri değil, mesleklerinin üzerimizde bıraktığı intibadır.
Çöpçüler, bizden çok hayatın içindedirler. Hiç kimsenin misafir olamadığı diyalogların canlı şahitleri, kulak misafirlerdir onlar.
İşte böyle bir meslektir çöpçülük.
Onlar için söyleyeceğim;
Hepsine kolay gelsin

Selametle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...