Ana içeriğe atla

TÜKENMEZ KALEM Mİ ? DOLMAKALEM Mİ ?


Hepimizin kullandığı bir kalemdir tükenmez kalem. Tükendiği halde nedendir bilinmez adı tükenmez kalemdir.
Tükenmez kalemleri ikiye ayırırım. Gündelik hayatta kullandığımız, masamızın köşesinde,klavyemizin altında,ya da yerde gördüğümüzde bazen eğilip kaldırmadığımız tükenmez kalemler vardır. Tükenmez kalemdir o bizim için. Aslında pek de bir önemi yoktur. Çünkü genelde bir arada olurlar. Şu sözlere bakın mesela :
“Bana bir tükenmez versene” ya da “Tükenmez kalem yok mu yaaa ?”
Bana bir tükenmez versene dediğimizde, kaleme karşı bir hassasiyetimizin olmadığı bellidir. Öyle ki, tükenmez kalem bile demeyiz, kısaltır tükenmez deriz.
Tükenmez işte. Ver bi tane olsun bitsin. Yeter ki şu işim görülsün…
Diğer tip tükenmez kalemler ise biraz daha kaliteli olan tükenmez kalemlerdir. Bunlar içerik ve nitelik olarak bir tükenmez kalem olmalarına rağmen, dış yüzeyleri ve kaplamalarının yüzey kaliteleri o kadar pürüzsüz,kusursuz ve dikkat çekicidir ki, onlara günlük hayatta kullandığımız diğer tükenmez kalemler gibi davranmak pek içimizden gelmez. Hatta gündelik işlerimizde kullandığımız tükenmez kalemleri özellikle sıcak havalarda, cebimize bile koymak istemeyiz ki, aktığında üstümüz başımız batmasın. Ancak bu diğer ikinci tip kaliteli olarak nitelendirebileceğimiz tükenmez kalemlerde durum öyle değildir. Gerçi onlar öz itibariyle gündelik tükenmezlerle aynıdır ama çerçeve itibariyle değişiktirler sadece. Biraz albenisi vardır yani. Sadece biraz masrafla bir şeye benzemişlerdir. Yani biraz maliyetle bir şeye benzemiştirler. Örneğin dış görüntü itibariyle kaliteli kalemdirler ama içerik olarak her şeye rağmen tükenmez kalemdirler. Altın kaplama bile olsalar.
Ama onu cebimizde taşımak isteriz. Onunla yazmak isteriz. Ama onun da ömrü sınırlıdır. O da bir gün biter.
Dolmakalemler ise farklıdır. Görüntü, içerik,biçim,format,yazı kalitesi ve kalıcılığı.
İz bırakır dolmakalem.
Etki bırakır insan üzerinde.
Ayrıcalığı kendiliğindendir.
Toplama çıkarma bir şey yoktur dolmakalemde. Yere de düşse, eğilip kaldırırız. Dolmakalem silgisi yoktur ama tükenmez kalem silgisi icat bile edilmiştir. Çok önemli arşiv değeri olan belgelerin tükenmez kalemle tutulması yasaktır. Çünkü bir gün mutlaka silinirler. Hele ki mürekkebi kaliteli değilse. Ancak dolmakalemin en dandiği bile kalıcıdır. Arkadaşınıza hiç şöyle seslendiniz mi ?
“Bana bi dolmakalem versene”
Ben cevap vereyim. Hayır !
Dolmakalemin talep prosedürü genelde şöyledir. “Dolmakalemin var mı ?”
Çünkü o kalıcı ve ağırdır.
Özeldir.
Nadir bulunur.
Herkes kullanamaz.
İz bırakır hem de kalıcı iz bırakır.
Dolmakalem sıcakta gevşemez, yavşamaz, akmaz yani.
Tercih edilendir.
Değerli olduğunu ve bir gün mutlaka ihtiyaç duyulacağını bilir.
Hayatının belli bir yaşına kadar hep tükenmez kalem kullanan birisinin eline dolmakalem verdiğinizde kullanmasını beceremez. Nasıl tutacağını da bilemez. Çünkü ona sahip olmak sadece zilyetliğine sahip olmak değildir. Dolmakalemi nasıl kavrayacağını bilmek, ayrı bir kültür gerektirir.
Eğer o kişi buna sahip değilse, ucunu bile kırabilir.
Kullanamaz.
Değil o kalemle bir yazı yazmak, bir tek harf bile yazamaz. Eski ile yenin, geriyle ilerinin buluştuğu andır o an.
Bilenle bilmeyenin,anlayanla anlamayanın buluştuğu andır.
Kullanmasını bilmediği için, nasıl faydalanacağını bilmediği için elindeki dolmakalem için “yazmıyo bu ya” deme ahmaklığını gösterenler bile olur.
“Hayır ! o dolmakalem yazıyor ama sen kullanmayı bilmiyorsun, onun dilinden anlamıyorsun,bu yüzden ondan faydalanamayacaksın” bile diyemezsin, çünkü bu söyleneni de anlayacak düzeyde değildirler.
****
İnsanlar da böyledir işte : tükenemez kalem gibi olanları da vardır, dolmakalem gibi olanları da. Nokta.

Selametle...
11 eylül 2005 Pazar
yeniköy
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …