Ana içeriğe atla

TUĞÇE KAZAS,TERCİHİ ve OLASI SONUÇLARI


Hazır bu ara konu mankenlerden açılmışken. Sırada tuğçe var. Sevgilisi yunanlı damadımız için, hristiyan olmuş. Kilise de dini nikah falan yapacakmış. Allah mutlu etsin tabii ki. Şimdi artistik yapmak için söylemiyorum, tuğçe kazasın yüzünü bilmem. Tanımam yani. Tıpkı bir dönem gamze özçeliğin değil yüzünü, ismini bile duymamış olduğum gibi. Övündüğümü zannetmeyin ama gerçek bu. Her ikisi de, ilkokulda adını unuttuğum, varlığından bile emin olmadığım sıra arkadaşlarımdan bile daha uzak iki insandı bana. Ama türkiyem işte. Olaylar öyle bir oluyor ki, hiç tanımadığın insanların,en tanınmadık tercihleri hakkında yorum yapmak zorunda kalabiliyorsun.
Tuğçe Kazas'ın sevdiği yunanlısı için din değiştirme hadisesi malumunuz. Anlaşılmayan şey, diğer mankenlere bu konu hakkında soru sorulduğunda, hepsinin türk standartları enstitüsünden çıkmışçasına "saygı duyuyorum" diye yorumlaması oldu. Ne yani, benim saygı duymadığımı mı düşünüyorsunuz ?
Şüphesiz ki hayır. Bana ne. Allah yolunu açık etsin. Ancak neden insanlara şu soru da sorulmuyor ?
Daha doğrusu soru şu olsa anlayacağım:
-Efendim tuğçe kazasın komşunun oğluyla aynı dini seçip hristiyan olmasına saygı duyuyor musunuz ?
..Ama soru bu değil ki ? Sadece ne düşünüyorsunuz diyorlar. Halbu ki sorsalar ya :
"Siz olsaydınız ne yapardınız ? Böyle bir din değişimini kabul eder miydiniz ?"
İşte o zaman verilecek cevaplar daha tatmin edici olur ve daha kaç genç kızımızı hristiyan alemine kaptıracağız sorusuna istatistiki anlamda bir cevap bulmamıza sebep olacak parametreyi elde etmemizi sağlardı.
Keşke insanlar tuğçe kazas hakkında yorum yaparken, saygı duyuyorum gibi, hangi anlamların yüklü olduğu belli olmayan muğlak bir cevap vereceklerine,"siz olsaydınız böyle bir şey yapar mıydınız, ya da çocuğunuz böyle bir şey yapsaydı nasıl karşılardınız ?" gibi sorulara cevap versede kimin ne düşündüğü daha net anlaşılsa !
E tabi bir de şu konu var. Tamamen ünlüler arasındaki boşanma ve ayrılma yüzdelerini dikkate alarak soracağım.
Şimdi tuğçe bacım bir süre sonra eşinden boşansa,tekrar müslüman biriyle çıksa,flört etse,takılsa, evlense, dinini tekrar değiştirecek mi ?
Değiştirmesi doğru olur mu ?
Kendisi bu konu hakkında ne düşünüyor ?
İşin bu kısmını hiç düşündü mü ? Evet eğer eşinden boşanırsa durumu ne olur ? Ne camiye yarandı ne kiliseye gibi bir duruma düşebilir mi?
Cevaplanması gereken sorular da var.
Örneğin bir ramazan bayramında annesinin ve babasının bayramını kutlayacak mı ?
Kazayla müslümanların bayramı olan bir kurban bayramında cep telefonuna eski arkadaş çevresinden gelecek bayram tebriklerine cevap yazacak mı ?
Tuğçe'nin arkadaşları cep telefonlarından herkese bayram mesajı atarken, tuğçe ismini gördüklerinde "acaba mesaj atsak yanlış anlar mı" tereddütüne kapılacaklar mı ?
Mesela bir kandil akşamı canlı yayına katıldığında, diğer katılımcılar tüm islam aleminin kandilini tebrik ederken tuğçe de bir dönemler mensubu olduğu dinin inananlarının kandilini ya da bayramını tebrik edebilecek mi ?
Diğer katılımcılar bunu yaparken o ne yapacak ?
Böyle bir şey yaparsa, eşiyle arası mı açılacak ?
Kıbrıs rum kesimi ve adadaki sorunlar hakkında ne düşünüyor ?
Dünya üzerinde, hristiyan müslüman temelinde yaşanacak bir türk yunan polemiğinde kimin tarafında olacak ?
Bakın buraya not düşüyorum,tarihe düştüğüm bir not gibi olsun bu. Tuğçe bacım yine en sonunda özüne dönecek. Temennim bu.

Selâmetle...
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...