Ana içeriğe atla

BİR İSTİFA ÖNCESİ KUTLAMA PROGRAMI


Profesyonel iş yaşantımın en güzel günlerini yaşadığım, Telsim günleri.
İstifa etmeden önce, 444 0 542 telsim müşteri hizmetlerinin çekirdek yönetici kadrosunu görüyorsunuz fotoğrafta.
Veda akşamı.
O günlerden aklımda kalanlar; lotus programı.
Sürekli güncellenen mh bilgi kütüğü, (müşteri hizmetleri bilgi kütüğü)pre-paid, post-paid hatlar...
Kime cc, kime bcc yapacağımı karıştırdığım ilk zamanlar.
Gece gelen kayıp çalıntı bildirimlerine it-santralden konan kısıtlamalar...
Pin kodunu üç kere yanlış giren abonenin puk koduna duyduğu ihtiyacı "benim telefon puk olmuş" şeklinde dile getirmesi ve benim bunu ilk duyduğumda nasıl güldüğüm...
Cuma günleri serbest kıyafetle işe gelişler, ( free-friday uygulaması)bizim meşhur restaurantımız, bowling turnuvamız, bahçedeki dondurma partileri, kral tv stüdyoları ve interstar haber merkezi, bazı sabahlar 05:00' de çıkıp plazanın içindeki matbaadan kendi elimle star gazetesini alışlarım...
Yağız'la Ali'nin olağanüstü gayretleri...bir de kısa bir dönem yaşadığım outbound maceram..."Candan'dan gelen mail sizde var mı arkadaşlar" diye çaresizce sağa sola saldırdığım günler...
Lâle ile Aydoğan'ın ideal insan modeli yaratma çabaları...
Tülay'ın gözlerini ayırmadan baktığı ve hep bir şeyler yazdığı o bilgisayar ekranı.
Son gece 00:30'a kadar orda kalışım. Host şifrelerimin artık iptal edilmesi...
Dragos'taki akşam yemeği, fasıl...Şebnem, Gamze, Sezgiyle oraya gidişimiz.
Çiçek pasajındaki aliba geceleri...Bir de yaptığım basın açıklaması...
Enternasyonel bir fuar kadar renkli, ışıklı, aydınlık bir işyeri ortamı...
Dedikodu yapana ikinci sınıf insan muamelesi yapılan güzel bir yerdi orası.
Umarım sizleri unuttuğumu düşünmüyorsunuzdur.
Jülideyle konuşuyorum ara sıra, herşey aynı diyor...
"Gelirsen 17:00'den önce gel, çünkü artık ziyaretçi kabul edilmiyor"
diyor.
Ben de öyle yapacağım...
Selâmetle...
5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...