Ana içeriğe atla

CEVAHİR İŞ MERKEZİ'NE GİTMEYEN TOPİTOP OLSUN


Bazı tipler vardır ya, oluşturulan bir güzelliğin aksayan yönlerini gösterip, istisnai olumsuzlukları, o bütüne mal etmeye çalışırlar. Aslında aptalcadır yaptıkları. Bu açıklamayı yaptım, çünkü şimdi benim şu yeni açılan meşhur cevahir iş merkezi ile ilgili yapacağım yorumdan sonra öyle düşünebilirsiniz. Yani düşünmeyin diye söylüyorum !

Şubeden arkadaş seviyor böyle yerleri, beni de çağırdılar.

Belki de 40 yıl yolumun düşmeyeceği bir yer. Bu konuyla ilgili önceki yazılarımdan birinde açıklama yapmıştım zaten.
Gittik.
Bulgaristan’dan gelen ELİKA adlı bir grubun dans gösterisini izledik. Gayet güzel bir organizasyondu. Bizim Anadolu ateşi gibi bir şeydi. Tüm iş merkezinde belki de bin kişiye yakın insan, Pazar gününü onları seyrederek geçiriyordu. Aşağıda onları görüyorsunuz.

Tamam buna bir şey dediğimiz yok. Avrupa’nın mı, dünyanın mı, galiba gezegeninde en büyük alışveriş merkeziymiş. Bu arada, milli gelirin %20’sini alan nüfusun %80’ni ne kadar faydalanır bu merkezden bilmiyorum ama neyse !
Aşağıdaki fotoğraflardan bi tanesinde, bu grubu seyreden, vizörümün görüntüleyebildiği insan kitlesi. Merdivenler bile dolmuş. Sadece birkaç yüz kişiyi alabildim.

Gelelim komediye. Aşağıdaki fotoğrafta bulunan şu mermer mi, granit mi olduğunu anlayamadığım, zaten hangi madenden olduğunun da çok önemli olmadığı kahverengi,bordomsu taşı görüyor musunuz ?

İşte o taşa ve onun gibi yerlere oturmak yasakmış. İnanılması güç ama biraz daha açayım :
Günlerce bir alışveriş merkezinin reklamını yapacaksınız. O da yetmeyecek bu alışveriş merkezi galaksinin en büyük alışveriş merkezi olacak. İnsanlar, bir Pazar günü daha açılıştan bir gün sonra, bir ramazan günü özellikle, oruçlu oruçlu zaman geçirmek için oraya gidecekler. O da yetmeyecek, oruç oldukları için, herhangi bir kafe,restaurant ya da bilmem nerede oturamayacaklar. E oruçlar, yaşlısı,hastası var, oturmak isteyecek ama oturacak bir bank, ya da herhangi bir düzenek yok. O da nasıl olur demeyin, şimdi gidiyorsunuz oraya, gezdiniz, gezdiniz sonra yoruldunuz, oturmak istiyorsunuz, en müsait yer yukarıdaki resimdeki o taşlar ve onun gibi yerler. Başıma gelen şu, emanet gezmeye gitti içerde. Ben dedim ki, zaman geçsin yeter ki, şuraya oturayım yeter. O da ne, 2 dk. Sonra security olduğu her halinden belli hanımefendi yanıma yaklaştı : “ beyefendi oraya oturmak yasak !” klasik türk yetki mekanizması çalıştı. Önce yassaahğ hemşerim cihetinden bir şeyler hissettim ama döndüm kıza baktım, biraz ciddiydi.
O’na dedim ki :
-Sizin hatırınıza kalkıyorum, yetkiliniz gelse kalkmazdım, sizi zor durumda bırakmak istemem. Ama bu yasak soytarılığının anlamını çözebilmiş değilim peki ben yoruldum ne yapacağım şimdi ?
Zaten hemen kıvrıldım yere.

Ondan sonrası malum, oturan birini gördüğümde , hemen güvenlikle göz teması kurup “hadi hadi onları da kaldırın” demeye başladım. Aslında amacım çok bilmiş ukalalık yapmak değildi, sadece güvenlik memurlarına, “üstleri tarafından kendilerine uygulatılan-buraya oturmak yasaktır- uygulamasının ne kadar salakça bir şey olduğunu hissettirebilmekti”
Başarılı da oldum galiba.
Ben oradan ayrılmadan kısa bir süre önce, güvenlik görevlilerinden bir çoğu, oturanları görmezden gelmeye başlamıştı bile...
Benim şahit olduğum, Cevahir de ki son komedi de; büyük bir heyecanla asansöre binip, üst kata çıkıp, alışveriş merkezine girmek isteyen insanların, aşağıda ki fotoğrafta göreceğiniz gibi, asansörün kapısı açıldığında şu cümleleri sarfeden elinde telsizli bir güvenlik görevlisiyle karşılaşmaları oldu.

“Kusura bakmayın burada güvenlik kontrolü için gerekli x-ray cihazımız yok, o yüzden lütfen asansörün kapısını kapatıp, hiç içeri ayağınızı basmadan, geldiğiniz gibi geri dönüp, x-ray cihazı olan bir diğer kapımızdan girmenizi istiyorum”
Yukardaki fotoğrafta,güvenlik görevlisi yine birilerini "geldikleri gibi" geri gönderirken.
Sonra da diyorlar ki , neden gitmezsin akmerkez, metrocity gibi yerlere. şimdi bi de başımıza cevahir çıktı.tamam lan bundan sonra gitmeyen topitop olsun.

Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …