Ana içeriğe atla

DELİ İLE MANYAK ARASINDAKİ FARKLAR

Kullandığımız iki sıradan kelimedir “deli” ve “manyak”.
Hem de bonkörce kullandığımız.
Beynimize ve bilinç altımıza öyle bir kazınmıştır ki, hiç hatasız bir şekilde kullanırız bu iki kelimeyi.

Kelimelerle ifade etmek çok güç olsa da 'deli' ile 'manyak' arasındaki fark hepimizin her an zihnindedir ve hangisini ne zaman, hangisini hangi durumda kullanabileceğimizi hepimiz iyi biliriz.
Şimdi deli ve türevleri tamlamalara bakalım.
'Deli gücü' dendiğinde, bir anda çok güçlü olan, gerçek gücünün çok fazlasını yansıtabilen insan gelir aklımıza.
'Delidir ne yapsa yeridir'. Bunun yerine manyaktır ne yapsa yeridir desek, yakışık almaz. 'Seni deliler gibi seviyorum' un yerine 'seni manyaklar gibi seviyorum' derseniz, karşınızdaki gerçekten manyak olduğunuzu düşünebilir...
'Deli gömleğini giydirin'. Bunun yerine manyak gömleğini giydirin diyemeyiz.
Örneklerimizi, deli divane olmak, deliye pösteki saydırmak, deli etmek, deli saçması, zır deli, ne oldum delisi olmak, deli deli kulakları küpeli, delinin zoruna bak, delirdin mi sen,
şeklinde genişletebiliriz.



(resimde deli gömleği giymiş akıl hastalarını görüyorsunuz)
Hepimiz kullanıyoruz deliyi ama içine hangi anlamları yüklediğimizi bilmeden.
Manyakta ise, tamlama dağarcığımız daha sınırlı.

En fazla, 'sen manyak mısın' ya da 'manyaklaşma' diyebiliyoruz. Ama ötesine gitmiyoruz.
Toparlarsak, deli kelimesini daha çok 'çizgi dışına çıkmış', genel bir zihinsel eksiklik ve yetersizlik hali için kullanırız aslında.
Yani deli diyeceğimiz kişi tüm olaylarda aynı yanlışı yapabilecek, genel bir sıra dışılığa ve ya zihinsel eksikliğe sahiptir.
Ama manyakta çizgi dışına çıkma genel bir durumu değil, sanki özel bir olayı betimlemek için kullanılmaktadır. M
anyakta zeka kırıntısı vardır demekten kastım, yani manyak da bizim gibi normaldir aslında ama o an için saçmalamış,ya da belli bir dönem için arızalanmıştır. Manyak derken daha çok 'bir anlık' ya da 'belli bir olayla' ilgili yorum yapıyoruzdur.


Manyaklaşma derken mesela. Ya da 'mermi manyağı' örneğinde olduğu gibi. Yani aslında manyakta üstü kapalı bir 'yüceltme' de vardır. Her zaman için olmasa da bir miktar vardır. Çok sıra dışı bir şey yapan kişiye 'abi sen manyaksın ya !' dediğimizde aslında onu kendi çapımızda ve onun çapında yüceltiriz. Sen manyak mısın denildiğinde 'aslında sen de bizim aramızdasın, bizdensin ama nedense şimdi saçmalıyorsun' ifadesi varken, delilikte ise durum farklıdır.
Hülâsa; deli aslında bizden değildir, delidir çünkü. Akli dengesi yerinde değildir delinin. Akıl hastasıdır. Aklı başında olmayıp, divane olduğundan, sürekli çılgınca ve ölçüsüzce davranışlar sergiler. Hep çizgi dışıdır. Bir olay karşısında gösterdiği anormal tepkiyi diğer tüm olaylar karşısında da gösterir. Çılgınlık hayatının her anına hakimdir.Deli antipatiktir. Ama manyak sempatik. Manyak bizden biridir. Çılgındır, ölçüsüzdür ama her şeye rağmen bizdendir. Ara sıra 'gitse' de, 'gelmesini' bilir. Sempatiktir, çünkü manyakla anlaşırsınız, deliyle ortak bir nokta da bulamazsınız.
İlginç olan, ansiklopedik karşılık olarak, hemen hemen anlamları da birbirine yakındır. Ölçüsüz davranışlar sergileyip, aşırıya kaçan herkese deli de diyebiliriz manyak da. Ama yukarıda da okuduğunuz gibi, aslında durum hiç de öyle değil, yani ikisi birbirinden tamamen farklıdır.
Hepinize akıl küpü günler dilerim.

Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...