Ana içeriğe atla

ÇİLE


TRAFİKTE SIKIŞIP KALMAK
*Profesyonelliğine profesyonellik katmak için tırnaklarını uzatmış bir gitar virtüözü, meslek hayatını sonlandıracağı, örneğin AYA İRİNİ’ de vereceği konserinden bir gece önce, tırnaklarını keserse; iyi gitar çalamaz. O da yetmez, konser günü tüm izleyenleri hayal kırıklığına uğratabilir. Hepsinden daha önemlisi, insanlar bunda art niyet ararlar. Sorarlar adama : efendim nasılsınız,artık meşhur olmak istemiyor musunuz ?
*Bir doktorsunuz, hayati bir hastalığın teşhisi için hastanıza diyorsunuz ki, “yarın sabah aç karnına gel, kan tahlili yapacağız”. Hasta ise sabah karnını bir güzel doyurup, krallara layık bir kahvaltı yaptıktan sonra yanınıza gelir, kahvaltıda yediği balı reçeli size bir güzel, ballandıra ballandıra anlatırsa sorarsınız kendisine : efendim nasılsınız,düzelmek istemiyor musunuz ?
*Üniversite sınavından bir gece önce, bilerek ve isteyerek sırf kalem kullanamamak , sınava girmemek için, parmağını kıran bir öğrenciye sorarsınız : evladım nasılsın,kazanmak istemiyor musun ?
VE nihayet :
*Eğer trafiğin zaten çok sıkışık olduğu ve hatta trafikteki sıkışıklığın dillere destan olduğu onküsur milyon insanın yaşadığı dünyanın en büyük metropollerinden bir tanesinin belediyesi, kentin ve sokakların boş, okulların da kapalı olduğu yaz aylarında, hiçbir faaliyette bulunmayıp,yollardaki bakım,onarım ve yenileme ile ilgili tüm başarı (!) ve çalışkanlıklarını sergilemek için, yazın bitmesini ve okulların açılıp, insanların tatil beldelerinden akın akın şehre dönmesini inatla ve ısrarla beklerse; o da yetmez bunu yaparken de hiçbir sıkıntı duymadan , basına beyanatlar verip “ ey değerli halk, bu trafik sıkıntısını, zulmünü 5 ay daha çekeceksiniz, sıkın dişinizi” derse, o idarecilere sormak gerekir. Nasılsınız efendiler, bir daha seçilmek istemiyor musunuz ?
Selâmetle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...