Ana içeriğe atla

KAYIP KAYIPTIR


Hiç şüphesiz,amacım bir “malum şahıs” tefrikası yaratmak değil, ama o zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum, bence “malum şahıs”, dönüp dolaşıp yine kürkçü dükkanına gelecek. Ama şimdi konumuz o değil. Peki ne ?
Belirsiz periyotlarla televizyonlarda duyuyorsunuzdur, “bilmem ne partisinin bilmem ne milletvekili partisinden istifa etti, ilgili partinin meclisteki sandalye sayısı bu durumda bilmem kaça düştü” diye. Şimdi siyasi arenada bu tür haberler, biz izleyiciler dışında, de-facto işin içinde olanların gündemine ve siyasi kulislere bomba gibi düşer. Sıradan bir vatandaş için bu durum misal 100 olan partinin milletvekili sayısının 99’a düşmesi anlamına gelir iken, aslında o parti için bir “kayıp” tır. Hem de ciddi bir kayıp. Hani borsadaki parametrelerin “belli bir seviyenin altına düştüğünde” oluşan “psikolojik sınır” vardır ya, hemen hemen onun gibi bir şey. Bizim için A partisinin bir milletvekili kaybetmesi,diyelim ki 100 olan milletvekilinin 99’a inmesi iken, gerçekte o parti için “ciddi” bir kayıptır. Böyle bir durumda, iç politika yazarları, partisinden istifa eden milletvekilinin mecliste vatandaşa faydalı(!),hayırlı(!) “icraatlarıyla” değil de, azalan "bir kişilik koltuğun" oluşturduğu siyasi tabloyla ilgilenirler.
Evet öyledir ve ilgilenmek zorundadırlar, çünkü burada önemli olan, altını çizerek söylüyorum, “o” milletvekilinin istifa etmesi değil, sayısal olarak “bir” milletvekilinin istifa etmesidir.
Önemlidir, çünkü istifa her şeyden öte “sembolik” bir nitelik ve mahiyet taşır. Muhalifler için önemli bir koz olabildiği gibi, ilgili parti için de “prestij kaybı” anlamına gelir. Böyle bir durumda dikkat edin lütfen, hiç kimse -buna o partinin kurmayları da dahil- “istifa eden milletvekilinin” icraatlarıyla ilgili bir yorum yapar ya da beyanat verir mi ? Vermez.
Belirtmiş olduğum gibi önemli olan “bir” kişinin gitmesidir. Yoksa “o” kişinin gitmesi değildir.
Bazıları diyorlar ki, “malum şahıs” din değiştirdi de ne oldu sanki ?
Sanki İslam dininin gereklerini yerine getiriyor muydu ki, belki de daha hayırlı oldu. Çok da önemli değil, bu tipler için gayet normal”
Katılmıyorum !
Dinler arası “mümin” transferinde önemli olan , tıpkı “milletvekili istifası ve transferinde” olduğu gibi, semboliktir.

Yeni dinini seçen “malum şahsın” eski dininde vecibeleri ne kadar yerine getirdiği benim için önemli değildir,zaten bizi de pek ilgilendirmemelidir de.
Çünkü transfer, en kabaca bir prestiji, bir reklamı içerir. Kötü bir reklam da olsa.

Selametle...
Kaldı ki, “sürü psikolojisiyle” hareket eden insanların çoğunlukta olduğu bir ortamda bu şekilde hareketleri “bizzat sadece kişinin eylem ve işlemlerine indirgeyip” o şekilde değerlendirmek, genel bir sosyolojik analiz yapmamak, doğru ve faydalı ve rasyonel sonuçlara ulaşmamızı engeller.
Hülasa ; neresinden bakarsanız “kayıp” “kayıp” tır.
Elbette ki, kaybettiğimiz bir adet, 100 YTL, kaybettiğimiz bir adet “1 YTL” lik banknottan daha değerlidir, ama menfi fark, menfi farktır ve “niceliğinden” çok, “niteliği” önemlidir.
1YTL’ de olsa, neden kaybettiğimizi bilip sebebini sorgulamak, yarın kaybedeceğimiz “100 YTL” yi muhafaza adına önemli bir harekettir. her şeye rağmen “bize ait” olana sahip çıkmak yine “bizim” için önemlidir, başkası için değil.
Bir cumartesi sabahı saat sıfırbeşotuz,yeniköy__b.e_________

Selametle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …