Ana içeriğe atla

“KONSANTRASYON ” ve “UYKU” DA ÖN KABÜLÜN ROLÜ


Bizim için önemli olduğuna inandığımız bir konuyu dikkatli bir şekilde anlamaya çalıştığımızda veya yoğun zihinsel konsantrasyon gerektiren “saf akla” ihtiyaç duyduğumuzda, ön kabullerimiz önemli rol oynar.
Ön kabulü bilinçli ve farkında olacak şekilde kabul etmemize da gerek yoktur. Hatta tam tersi biz farkında olmadan bilinçaltı zaten bu işi kendiliğinden halleder.
Açalım.
Bir problem çözmeye çalıştığımız anı, ya da kendi başımıza öğrencilik dönemlerimizde soru çözmeye çalıştığımız anları hatırlayın. Evde ya da etütte bir “çıt” sesinin bizi nasıl rahatsız ettiğini hatırlayalım.
Değiştiriyorum.
Yoğun bir geceden sonra, çok güzel bir özet çıkarmışız ve iki gün sonraki sınava hazırlanıyoruzdur. Ertesi gün de bir gün önceden çıkardığımız ve benim “hap” dediğim notlarımıza bakıyoruz diyelim. Hiç gürültü istemeyiz değil mi ? Çıkacak bir ses, dışarıdan gelen bir uyarıcı, seyyar satıcının sesi, belki de bazen araba motorlarının çıkardığı ses bile, düşüncemizin yoğunlaşmasını engelleyebilir ve bizim konuya konsantre olmamızı bertaraf ederek başarısız olmamıza bile sebep olabilir.
Peki, bakın dışarıdan gelen gürültü mahiyetindeki bir “uyaran” ın bizi nasıl etkilediğini hatırladık.
Sessizlik,sessizlik.
İhtiyacımız olduğunda yaratmaya çalıştığımız bir ortam.
Aynı çabayı uyumak içinde gösterdiğimiz anlar olmaz mı ?
Olur elbet. “Çıt çıkarmayın uyuyorum”
Ya da “lütfen şu müziğin sesini keser misin uyumaya çalışıyorum”
Mevzuu basit. Uyumak istiyoruz ve gürültü istemiyoruz.
Şimdi en başa dönelim.
Otobüstesiniz ve bir konu hakkında çıkardığınız özetleri okuyarak, birazdan yetişeceğiniz sınava ulaşmak üzere okula doğru gidiyorsunuz. Asla ama asla, otobüsteki gürültüden dolayı elindeki notlara konsantre olamamış, düşünce yoğunlaşmasında hedefi şaşırmış bir vakayla karşılaşmadım. Hatta biraz abartayım ;
“böyle durumlarda kafa daha iyi çalışır”.
Normal koşullarda ve normal zamanlarda, örneğin evdeyken bizi rahatsız eden bir gürültünün bin katını yaşadığınız ortamlarda, kafanız hiç karışmadığı gibi, -biraz da abartarak- daha iyi konsantre olabilirsiniz.
Ya uyku da ?
Aynı !
Minibüste ya da “çok oturgaçlı götürgeç” te ( otobüs) de durum aynıdır. Normal koşullarda ya da zamanlarda “çıt” olsa uyanacak olan biz, dışarıdaki bir arabanın motorundan rahatsız olacakken, burada bizzat motorun üzerinde, tarihin gördüğü, yaşadığımız en derin uykumuzu gerçekleştirebiliriz.
Sebep ?
Beynimize bilinçaltından gönderdiğimiz, esasen bilinçli bir şekilde göndermediğimiz “ön kabul” üzerine kurulu elektrik sinyalleriyle alakalıdır.

Ön kabulümüz de şudur : ideal bir ortam olmayacağına olan inancımız.
Yaw eve gidip, kapıları kapatıp,müziği de kapatıp bir güzel sessiz ortamda dersime çalışayım derseniz, elbette en ufak bir tıkırtı sizi depresyona sokar.
Ya da, eve gidip, telefonların da fişini çekeyim, cebi de kapatayım, bir güzel kafamı dinleyip güzel bir uyku çekeyim derseniz, elbette en ufak bir çıt hayatınızı en orta yerinden kaydırabilir.
Peki siz otobüse binerken, “ulan şu sessiz ortamda bir güzel kafamı dinleyeyim” diyen birisini duydunuz mu, ya da “dur şu yolda bi güzel uyuyayım, derin bir uyku çekeyim”.
Olmaz. Zaten olmadığı içinde bunu başarabiliriz.
Aslında biraz da “beklentilerinizi ne kadar aşağı çekerseniz, sahip olduklarınızla o kadar mutlu olursunuz” gerçeğinin farklı bir yoldan ispatı değildir de nedir bu durum ?

Selametle
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...