Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2005 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÖĞRENCİLİK VE İSTANBUL

Öğrencilik, özellikle üniversite öğrenciliği insan hayatında önemli bir yer teşkil eder. Ola ki, lise diplomasını aldığınız güne kadar, hayat hakkında bir fikriniz ve dünya görüşünüz hala oluşmamışsa, “son durağınız” bu iş için bir fırsat ya da bir nimettir. Tabii eşeğin kulağına su kaçırmamanız koşulu, olaylara ve abuk subuk eylemlere katılmamanız ön koşuluyla.
Öğrencilik güzeldir. Normalde mezun olduğunuzda çalışamayacağınız bir işe, sırf öğrenci sıfatına sahip olduğunuz için girebilirsiniz.
Hukuk öğrencisi harçlığını çıkarmak için yapacak başka bir iş bulamamışsa, benzin istasyonunda pompacılık yapabilir. Ama mezunken yapamaz.
İstanbul’da öğrencilik bir başka güzeldir. Sapmaların, sıra dışılıkların, yanlış olduğunu bile bile, bir defaya mahsus yapılan hataların yaşanması için bulunmaz bir periyot, bulunmaz bir evredir.
Bu safhada düşler gerçekleştirilir, beklentiler karşılanır. Daha önceden, bir gün yapacağım dediğin bir çok şeyi yapmaya fırsat bulursun.
Takım elbiseyle çalıştığınız, dü…

ÇELİŞKİ

Sebil, Osmanlı devlet geleneğinde önemli yeri olan mimari bir yapıdır. Hiçbir karşılık gözetilmeden, halkın içme suyu ihtiyacını giderebilmesi için yaptırılmışlardır. Sokaktaki bir vatandaş susadı mı ?
Hemen en yakınında ki sebile giderek dilediği kadar su içebilirdi.
Yardımlaşmanın, hayır işlemenin ve karşılıksız bir hizmet sunmanın güzel örneklerinden birinin simgesiydi sebiller.
Aradan uzun zaman geçti. Günümüzde de, bazı hayırsever vatandaşlar, herhangi bir karşılık gözetmeden, okul, hastane ve sair yapıların yapımının taahhüdü altına girmekte ve nihai olarak kamusal fayda yaratmaktadırlar.
Hiç şüphesiz, her yönüyle takdir edilip, önünde şapka çıkarılması gereken bir iştir bu iş. Örneğin, Kadir Has ismini, bir işadamı sıfatıyla duymamışsak bile, kurduğu Kadir Has Üniversitesi ile duymuşuzdur. Hizmetleri sadece bir üniversiteyle sınırlı değil tabii ki. Sembolik bir örnek olması açısından ilgili şahıstan bahsettim. Bu ülkede, benzer şekilde hizmetlerde bulunmuş, çok sayıda kimse olduğun…

GALAT-I MEŞHUR, LUGAT-I FASİHDEN EVLADIR

Yine yabancı kelimeler. Ürkülecek bir şey yok. Biliyorsunuz, beyinciğinizi incitmeden, usul usul ve açıklayarak yazıyorum.
Eskiler ne güzel söylemiş; “galat-ı meşhur, lügat-ı fasihden evladır” diye. Açalım.

Galat, yani hata demek. Devam ediyorum. Galat-ı meşhur ; meşhur hata. Herkesçe bilinen, meşhur olan, yanlış da olsa genel kabul görmüş, doğru olarak telakki edilmiş, ancak aslında yanlış olan herhangi bir şey.

Lügat-ı fasih; sözlükte yazılı olan anlam, doğru ve muteber, yani itibar edilmesi gereken anlam.

Evladır ise önceliklidir demek.

Toparlarsak; galat-ı meşhurun , lügat-ı fasihden evla olması:
Herkesçe kabul görüp, meşhur olmuş bir yanlışın, bir süre sonra, lügat-ı fasihdeki yani sözlükteki gerçek anlamını da sollaması, ondan daha öncelikli hale gelmesi durumunu ifade eder.
Hepimizin bununla ilgili, günlük hayatta kullandığımız örnekleri vardır elbette. Projeksiyon cihazına; bir ticari marka olan “barko” cihazı denmesi, traş bıçağına, bir ticari marka olan “permatik” denmesi ya da asl…

BU GÜNLERE NASIL GELDİK ?

Bir dönem geniş bir kitlenin bilgisayarında “1980’lerde çocuk olmak” mealinde bir mail dolaşıyordu. Şimdi yaşı otuza dayanmışların hatıralarını süsleyen o döneme ilişkin nostalji öğelerinden bazıları şunlardı :
vatkalı elbiseler ve kabarık saçlar, pazar günleri TRT’de yayınlanan Cenk Koray’lı geçen, kutumu açtırmak istiyorumlu tele kutu programı, clementine adlı bizleri büyüleyen çizgi film,voltran, gölgelerin gücü adına, 0 212’nin olmadığı
,telefon numaralarının 6 haneli olduğu İstanbul günleri,
ilk renkli televizyonun gelişi, Adile Naşit’li uykudan önce ve evlere o dönem yeni yeni girmeye başlayan ve sonra bir anda yok olan videolar, okey kelimesinin yaygınlaşması, pazar günleri yayınlanan pazar konseri ve televizyonlarımıza bir saatliğine vurulan kilitler.
Peki, neden 1960’lı yıllarda, “1940’larda çocuk olmak” o kadar önemli değildi ?
Ya da neden 1970’li yıllarda “1950’lerde çocuk olmak” o kadar önemli değildi ?
Ve pek tabii ki, tüm bunlara karşı neden 2000’li yıllarda “1980’lerde çocuk …

İSİMLERİN SOSYO-KÜLTÜREL YAPIYLA ETKİLEŞİMİ ( II )

Bir önceki yazımızda, isimlerin bireyler üzerinde bıraktığı psikolojik etkiden bahsetmiştik.
Bugünkü yazımızda, meselenin sosyokültürel yönünü analiz edeceğiz.
Kabataş Erkek Lisesi son sınıfta iken, arkadaşlar arasında bir geyiğimiz vardı.

Ben, 334 Hakan ve 338 Emre arasında geçerdi bu geyik. Aslında bilimsel bir gerçekliğe kendi çapımızda alaylı bir şekilde yaklaştığımızı nerden bilebilirdik ki o zaman ?
Esprimiz şuydu :
Hakan bir dizi isim sayardı, sonra Emre de arkasından başka isimleri sayardı, sonra da ağzımızdan salyalar saçalar gülerdik.
Önce Hakan gayet kaba ve sert bir doğu şivesiyle:
Abdooo, Beşiiiir, Şehğmuzzz, Reşooo...
Arkasından da Emre gayet "yumuşayarak" ve "isimleri yuvarlayarak" İstanbul Türkçesiyle:
Beeerk, Berkeee, Gürcaaan, Meert, Tarkan...
Sonra da kopardık.
Aslında zamanında çok önemli tespitler yapmışız da farkında değilmişiz.
Şimdi tahlilimizi derinleştirelim :
İsimler, kişi üzerinde yarattığı etkinin dışında, o kişinin çevresinde de bir takım etkiler …

İSİMLERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ ( I )

İsimlerin çocuklar üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Bir bebek dünyaya geldiğinde ismi üzerinde uzun uzun düşünülmesi gerekir.
Meselenin bir sosyal bir de psikolojik boyutu vardır.
Televizyondaki canlı yayına katılan bir katılımcının ismindeki bir harfinin alt yazı olarak görüntülendiği esnada yanlış yazıldığına şahit olmuşsunuzdur. Böyle bir durumda izleyici canlı yayının da heyecanıyla hemen atlar :
- Şey bey
- Buyrun !
- İsmim Nejla Özsoy değil, Necla Özsoy
- Tamam Nejla Hn. hemen düzelttiriyorum.

İzleyici o an emin olun yüreğinin en büyük komutanı, mareşali olmuştur. Doğduğu andan itibaren çağrıldığı çok önemli bir “sesdizisi” ne yani ismine sahip çıkmak adına gereğini yapmıştır. Katılıyorum.
Biz ise büyük ihtimalle o an, amaan çok önemli sanki, ha Nejla, ha Necla diye saydırmaya başlamışızdır mutlaka. Halbuki onun yerinde biz olsak sanki susacağız. Tabii ki kocaman bir hayır.
Kişinin ismiyle özdeşleşmesinin en belirgin özelliğidir bu durum. Aslında o anda savunmaya geçmiştir birey. Mese…

KOLAYLIK TEHLİKE DEMEKTİR

Bir işin içinde kolaylık varsa aslında sıkıntı vardır. Kolaylık madalyonun bir yüzüyse, acı ve sıkıntı diğer yüzündedir.
Çabuk ulaşılan bir sonuç ya da başarı tehlike yaratır.
Nasıl mı ?
Moraliniz çok bozuk, keyfinizin yerine gelmesini istiyorsunuz. Eğer olağan ve doğal yollarla sıkıntınızın geçmesini beklerseniz en doğrusunu yaparsınız. Yok ben sabredemem, bi nefes ağızdan, ya da bi damla damardan alıp kolayca keyfimi yerine getireyim derseniz kendinizi tehlikeye atarsınız.
Ders çalışıyorsunuz, konunun ilerleyen kısımlarında bir teorem var, bir satırlık. Yan sayfada da teoremin ispatı var, on bir satırlık.Kolayı tercih ederseniz, sadece teoremi kafanızın bir yerine yazar, ispatını öğrenmekten kaçarsanız yani, tehlikedesiniz. Akıl yürütme süratinizi keser, daha sonra karşınıza çıkacak benzer sorular için zihninize ket vurursunuz.
Osuruktan bir üniversite bitirmeniz kolaydır hem de çok kolay. Arkadaşlarınız nispeten daha ağır bir bölümde okurken, göbekleri çatlar, böbrek taşları düşer. Kimi…

MERD-İ KIPTİ

Bazı meslekler hata kaldırmaz. Kaldırsa da bedeli çok ağır olur.
Öğretmenlik böyle bir meslek midir ? Pek değil. Pratikte insan sağlığını doğrudan ilgilendirmez. Yanlış öğrettiği bir şeyi , öğrencisi bir süre sonra fark edebilir. Öğretmene de neden böyle yanlış öğrettiniz diye sorulsa, cevap veremese bile en fazla prestijinden bir şeyler kaybeder.
Bir bankacı hata yapabilir. En kötü ihtimalle yaparsa bedelini kendi öder. Cebinden çatır çatır öder. Siciline falan işlenir. Dikkati ciddi bir biçimde sorgulanabilir.
Bir gazeteci hata yapabilir. Kamuoyunu bilerek, isteyerek, ya da bilmeden istemeden dezenformasyona tabi tutabilir. Haber kaynağım güvenilir değilmiş deyip, belki işin içinden çıkabilir.
Bir doktor için durum o kadar kolay değildir. Doğrudan insan hayatını ilgilendirir onun mesleği de o yüzden.
O yüzden doktorların meslek hatası biraz daha affedilmez olabilir. Ama diyelim ki bir hata yaptı. En onurlu hareket, diğer hatalar gibi mesleki hatanın da özeleştiri yapılarak kabul edilmesi…

İNSANLARIN BİRBİRLERİNİ SINIFLANDIRMA KRİTERLERİ

Kimse inkar etmeyecek değil mi ?
Eşitlik meşitlik beylik laflar ama, hepimiz biliyoruz ki , herkes birbirini sınıflandırır, kategorize eder.
Bir yerlere koyar yani.
Kriter nedir ?
İşte filmin koptuğu andır bu an.
Herkes birbirini bir yere koyar. Ama söylemez. Söyleyemez. Neden ?
Bilmem ki.
Onu kendimize sormak lazım.
Biz filmin koptuğu “an” a bakalım.
Türkiye’de yaşadığım için, ülkeme ait sınıflandırma ölçütlerine değineceğim.
Herhangi bir öncelik sırası yok.
Başlayalım.

Kimisi insanları dış görünüşüne göre sınıflandırır.
Eğer bir kadınsa, erkeğin yakışıklı olması, elinin yüzünün düzgün olması önemlidir. Karşısındaki insan ne kadar yakışıklı ve hoş bir görüntü sahibiyse, kafasında öyle bir yer oluşturur ve onuda oraya koyar. Bu o bayanın tercihidir. Yakışıklı olsun, sohbet edelim, konuşalım bir şeyler paylaşalım der.

Kimisi hüsn-ü cemaline yani yüz güzelliğine göre sınıflandırır. Hem cinslerim bu konuda birinciliği kimseye kaptırmaz sağ olsunlar. Türkiye’ye batı tarzında dergiciliği getiren geçtiği…

UYGİTSİNCİ yani KONFORMİST

Daha önceki yazılarımı okuyanlar ve havsalası kuvvetli olanlar hatırlayacaktır. Bahsetmişim.Hangi kelimenin sonuna –izm getirirseniz getirin, o kelimenin karşılık geldiği anlam bir “akım” olarak karşınıza çıkar.
Örnek mi ?
Reform demek, yeniden biçimlendirmek, yeniden forma tutmak demektir.
Reform-izm ise yeniden biçimlendirme akımı,düşüncesi demektir.
Başka ?
Kapital : sermaye, ana para demektir. Kapitalizm ise, insan ya da doğa yapısı sermayenin özel ellerde bulunduğu ve kişisel çıkarlar için örgütlendiği bir ekonomik birim ya da düşünce sistemi demektir.
Anladınız.
Olsun ben örnekleri çoğaltacağım.
Rasyonel : akılcı demektir.
Rasyonalizm, akılcılığı ön planda tutan düşünce biçimi ya da akımıdır.
Buraya kadar tamam.
Şimdi –izm yerine –ist ekini ekleyelim.
Bu seferde bu düşünce akımı ya da düşünce sistemini savunan, “kişi” karşımıza çıkar.
Örnek mi ?
Hemen.
Reform-ist, kapital-ist, rasyonal-ist.
Sırasıyla, yeniden forma tutmak isteyen kişi,
Kapitalizmi savunan kişi,
Her olayda akılcılığı savunan kişi.

BAŞKA YERDE YOK

Değil sadece türkiye'de, dünyanın bir çok ülkesinde ve hatta amerika'da yaşayan milyonlarca insan, aşağıdaki amerikan doları küpürlerinden habersiz.
Dünya üzerinde mesleği bankacılık olan milyonlarca insanda habersiz.
Ama siz, sitemin değerli sakinleri olarak bu ayrıcalığı yaşamayı hakkettiniz.
Buyrun, hep beraber bakalım.

500$ var mıymış ? Evet gördüğünüz gibi varmış.
1918 serisinden. Ön yüzünde portre görüntüsü John Marshall'a ait.
Arka yüzde ise,1541'de Mississippi'nin keşfi ilüstre
edilmiş.

Yukardaki fotoğrafta 1000$' lık amerikan banknotunu görüyorsunuz. Ön yüzde Alexander Hamilton, arka yüzde ise sadece bir kartal.
Herhalde milletlerin üzerine bir kartal gibi sıçrarızı mı ima etmek istemiş tontoşlar,ne anlatmak istemişlerse artıkın.

Yavaş yavaş çıta yükseliyor farkındaysanız, yukarda da 5000$'lık ABD banknotu görüyorsunuz.
5000$'lık ABD banknotunun ön yüzünde James Medison.
Arka yüzde, George Washington'un , komisyondan istifası resmedilmiş.

Da daam ! 10.0…

DİJİTAL MESAJLAR

Kandil,dini bayram ve sair özel günlerde cep telefonuma mesajlar alıyorum.
Ancak ben tarafıma cep telefonundan ulaşan dijital bayram mesajlarını iki kategoride değerlendiriyorum.
Eğer 2.(ikinci) gruba giren bir mesaj aldıysam, hem gerçekten bayramımın ya da özel günümün kutlandığını hissediyor, mutlu oluyor ve anında cevap yazıyorum,
Yok eğer 1.(birinci) gruba giren mesaj aldıysam, sadece yüzümde hoş bir tebessüm oluyor ama cevap yazmıyorum.
Birinci grup mesajlar : çoğunluğun yaptığı, beğenilen bir mesaj metninin, sim kartın ya da cep telefonunun hafızasında kayıtlı rehberde bulunan isimlere “toplu gönderim” şeklinde ulaştırılması.
Bu durumda cevap yazmıyorum. Zaten yazmak içimden de gelmiyor. Elbette ki, koşullar ne olursa olsun hatırlanmak güzel bir şey.
Ancak mekanik bir şekilde olunca pek de keyif vermiyor olabilir.
Tıpkı, 444’ lü bir numaradan gönderilen bilmem ne bonus’u kazandınız, yok YKM’ den yaptığınız her bir alışveriş için…ya da finansbank kredi kartıyla yaptığınız her alış veriş…

Çok özel bir insan : Mustafa KEMAL

Arşiv: Gökay Cingöz

***gıdası bi de nota olanlar var

...organizasyon büyük. şimdilik ben yokum. zaten olsam da sadece izleyebilirim. ne sesim güzel, ne de müzik yapabilirim. ama stüdyoda havaya giriyo insan. bekliyorum.
bi de mümtazcım soruyodun suvar ne yapıyor diye. al abi, işte böyle, haftada bir gün stüdyoda bir gün bilmem nerede. eğlenceli oluyor herhal. fotoğraf böyle biraz bulanık çıkmış gibi.çünkü görüntü kayıtlarından "print screen" yaptık...şimdilik böyle idare ediyorum. henüz organizasyona izleyici olarak bile akmadım...ama gittiğimde haberin olacak.

AHLAKLI, AHLAKÇI VE AHLAKSIZLIK ÜÇLEMESİ

Alev Alatlı'nın dediği gibi, etik kelimesini yani kabaca ahlak anlamına gelen bu kelimeyi kullanmanın lüzumu yok.
Nedir etik ?
Ahlak !
Lüzum yok kıvırmaya, etik demeye,entel dantel figürler sergilemeye.
Basbayağı ahlak işte.
Üçleme dedik.
Bakalım:
Ahlaklı.
Evet bir bütün olarak ahlaklı olmak zordur.
Yaşadığınız çevreyle de ilgisi vardır.
İlyas Salman’ın rüşvet yemeyen memur rolünde olduğu o meşhur filmini hatırlarsınız. Banker Yakup. Başrollerini Şener Şenle paylaşmıştı.
Oradaki tip ahlaklı bir insan tipiydi.
Her koşulda ödün vermeyen insan tipi.
Çok zorlanmıştı adamcağız.
En sonunda isyan etmişti ama.
Ahlaklıydı kendisi.
Ahlaklı insan, mümkün olduğunca doğru davranmaya çalışır.
Kurallara uymaya çalışır.
Dürüsttür.
Temizdir , ibnelik etmez, arkadaşlarına da puştluk etmez. Arkadan konuşmaz mesela.
Ucuz işlerle de uğraşmaz.
Müptezel değildir.
Müfteri de.
Rüşvet almaz.
İlişkilerinde gerektiğinde seçicidir de.
Çalmaz çırpmaz.
Kimsenin hakkını yemez.
Kimsenin malına mülküne, ırzına, koala gibi bakmaz.
Parmakla gö…

Aptalca bir düşünce(?)

En klasik örnek.
Sigara sağlığa zararlıdır.
Ya da, başka zararlı şeyler de söyleyebilirim.
Efendim, karaciğeriniz yağlanmış, artık yemeklerinize dikkat edin.
Tamam.
Başka ?
Eğer her gün bu idrar suyu gibi olan sıvıyı içmezseniz, mideniz allak bullak olur ve akut bir iltihaplanmayla gümbürtüye gidebilirsiniz.
Mesele şu ki;
az biraz sağlıkla ilgili.
Ama nedense aralarındaki nedensellik bağı hep ters çalışıyor.
İlişki ters yönlü yani.
Neyle ney arasındaki ilişki mi ?
Sağlıklı yaşamak uzun ömürlü olmak için katlanılması gereken fedakarlıklar nedense hep yaşadığınız süreyi mutsuz edecek şartlardan oluşur.
Daha uzun yaşamak istiyorsanız, yemeği az yağlı yiyin.
İyi de lezzeti de yağında zaten.
Kilo almamak istiyorsanız,tatlıyı az yiyin.
Ama tatlı yiyince belki de orgazm oluyorum size ne.
Sigara damar tıkanıklığına yol açıyor, lüten sigarayı azaltın, mümkünse hiç içmeyin.
E peki benim "ister fakir ol ister fukara , her yemekten sonra yak bi cigara" felsefemi münasip bi yerime mi tıkayım ?
Yapılan son …

BUGÜN AREFE ( Mİ ) ?

Arefe günü, müslümanlar için dini bayramlarımızdan, yani ramazan ve kurban bayramından bir önceki güne verilen addır.
Hatta duvar takvimlerinden, basın yayın organlarına kadar, ramazan bayramından bir önceki güne de arefe günü dendiğini biliriz.
Ancak, islam dinine göre, arefe günü, aslında yalnızca kurban bayramından bir önceki güne denir.

Yani, ramazan bayramından bir önceki güne denmez.
Yanlış duymadınız.
Biraz açarsak ;
İslam inancına göre, Mekke'nin güneydoğusundaki Arafat Dağı, Hz. Adem ile Hz. Havva'nın yeryüzünde ilk buluştukları yerdir.
Kurban bayramında ifa edilen hac ibadetinin tam olarak yerine getirilebilmesi için ise, hacıların Arafat Dağı'nda topluca ibadet etmesi ve tıpkı mahşer gününü yaşar gibi o an orada bulunmaları gerekmektedir.
Bunu da arefe günü, anlayarak, hissederek yapmaları gerekmektedir.(Arefe : kelime anlamı itibariyle, anladı, kavradı, bildi demektir)
İşte en genel anlamıyla, Allah'ı anlamak, kavramak, kendine yakın hissetmek, bilmek, anlamına ge…