Ana içeriğe atla

Aptalca bir düşünce(?)



En klasik örnek.
Sigara sağlığa zararlıdır.
Ya da, başka zararlı şeyler de söyleyebilirim.
Efendim, karaciğeriniz yağlanmış, artık yemeklerinize dikkat edin.
Tamam.
Başka ?
Eğer her gün bu idrar suyu gibi olan sıvıyı içmezseniz, mideniz allak bullak olur ve akut bir iltihaplanmayla gümbürtüye gidebilirsiniz.
Mesele şu ki;
az biraz sağlıkla ilgili.
Ama nedense aralarındaki nedensellik bağı hep ters çalışıyor.
İlişki ters yönlü yani.
Neyle ney arasındaki ilişki mi ?
Sağlıklı yaşamak uzun ömürlü olmak için katlanılması gereken fedakarlıklar nedense hep yaşadığınız süreyi mutsuz edecek şartlardan oluşur.
Daha uzun yaşamak istiyorsanız, yemeği az yağlı yiyin.
İyi de lezzeti de yağında zaten.
Kilo almamak istiyorsanız,tatlıyı az yiyin.
Ama tatlı yiyince belki de orgazm oluyorum size ne.
Sigara damar tıkanıklığına yol açıyor, lüten sigarayı azaltın, mümkünse hiç içmeyin.
E peki benim "ister fakir ol ister fukara , her yemekten sonra yak bi cigara" felsefemi münasip bi yerime mi tıkayım ?
Yapılan son araştırmalara göre,nargile, sigaradan daha zararlıymış.
Ne yani, benim her sabah sıfırüçotuzda almış olduğum doyumsuz zevk ve lezzetten artık mahrum mu olacağım.
Tüm bu sorulara tıbbın verdiği cevap:
Evet uzun ömürlü ve sağlıklı yaşamak istiyorsanız,bu tip zararlı alışkanlıklardan,ateşin samandan uzak durmak zorunda olduğu gibi uzak durun.
Gelelim aptalca düşünceye:
Ulan ben 2 sene fazla yaşayacam diye, yaşadığım bu süreler boyunca, tüm bu güzelliklerden mahrum olacaksam, red ediyorum tüm müspet tedavi yöntemlerini.
Tekrar edeyim mi ?
Mantık şöyle çalışıyor bu düşünce sistemimde:
Normal yaşayacağım süreden üç beş yıl az yaşamaya razıyım, ama yeterki yaşadığım o süre boyunca hayattan zevk alarak yaşayayım.
Biraz bencil bir hedonizm var.
Zaten bu düşünce sistematiğinin temelinde de hedonizm(hazcılık)var, itiraf etmekte ne sakınca varki ?
Var var, bu güzel düşünce sisteminin tek sakıncası : sürünmek.
Bizim oraların tabiriyle, "ele ayağa düşmek"
Yani ölüm temizliktir şüphesiz ki.
Ama tıbbın sağlıklı bir ömür için yasakladığı bu şeyleri, sırf yaşadığım süre içinde haz alarak yaşayacğım diye yaşamanın kötü yani, ölmeyip te sürünmek.
Yani mesela sigara içtiğin için, 2 sene erken ölmek değil de, ölene kadar bacağının kesilmesi. (yaaa)
Veya, doktor yağlı yeme dediği halde karaciğerinin olduğundan daha fazla yağlanması ve bunun sonucunda, hepatit,siroz bilmem neyse işte, ondan olman.
Ya da nargile dumanından gırtlak kanseri olman. Ve ölene kadar,sürüm sürüm sürünmek.
Bir köpek gibi.
Demek ki, kesin öleceğimizin garantisi olsa, sorun değil, tıbbın yapma dediklerini hedonist çıkarlarımız uğruna ihlal edebiliriz.
Ama ya sürünmek ?
Allah korusun.
Böylece kendi savını yine kendi argümanlarıyla çürütün bir yazıyı ilk kez şimdi okudunuz herhalde.
Sağlıklı günler.

Selâmetle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...