Ana içeriğe atla

ÇELİŞKİ


Sebil, Osmanlı devlet geleneğinde önemli yeri olan mimari bir yapıdır. Hiçbir karşılık gözetilmeden, halkın içme suyu ihtiyacını giderebilmesi için yaptırılmışlardır. Sokaktaki bir vatandaş susadı mı ?
Hemen en yakınında ki sebile giderek dilediği kadar su içebilirdi.
Yardımlaşmanın, hayır işlemenin ve karşılıksız bir hizmet sunmanın güzel örneklerinden birinin simgesiydi sebiller.
Aradan uzun zaman geçti. Günümüzde de, bazı hayırsever vatandaşlar, herhangi bir karşılık gözetmeden, okul, hastane ve sair yapıların yapımının taahhüdü altına girmekte ve nihai olarak kamusal fayda yaratmaktadırlar.
Hiç şüphesiz, her yönüyle takdir edilip, önünde şapka çıkarılması gereken bir iştir bu iş. Örneğin, Kadir Has ismini, bir işadamı sıfatıyla duymamışsak bile, kurduğu Kadir Has Üniversitesi ile duymuşuzdur. Hizmetleri sadece bir üniversiteyle sınırlı değil tabii ki. Sembolik bir örnek olması açısından ilgili şahıstan bahsettim. Bu ülkede, benzer şekilde hizmetlerde bulunmuş, çok sayıda kimse olduğunu hepimiz biliyoruz.

Matild Manukyan ismini duymayanınız var mı ?
Zannetmiyorum ama yine de hatırlatayım.
Bir dönem, Türkiye’ de “genelev patroniçesi” olarak anılırdı. Öldükten sonra, Matild Manukyan’ın tahtına oturan oldu mu bilmem ama yaşarken Türkiye’de adını “vergi şampiyonluğu” ile duyuran müstesna şahsiyetlerden biriydi.
Matild Manukyan, kerhanelerinden kazandığı parayla, vergi şampiyonluğunu ilan etmişti. Herhangi bir hayır hasenat işine soyunmuş muydu bilmiyorum, zaten o mesele, Allah’la kendisi arasında olan bir mesele olduğundan bizi de pek ilgilendirmez.
Merak ettiğim şey ;
Matild Manukyan bir okul yaptırsaydı ve bu okula da adını verseydi, siz de öğrencilik çağında olsaydınız...
Bu okulun öğrencisi olmayı tercih eder miydiniz ?
Yaşınızı bu soru için büyük buluyorsanız başka bir açıdan sorayım.
Çocuğunuzu gönderir miydiniz ?
Bir lise düşünün.
Farz-ı muhal, güzide semtimiz Karaköy’ün girişinde yapımı tamamlanmış olsun.
Okulun bahçesinin girişinde, koskocaman bir panoda, inanılmaz dev puntolarla çakılmış gibi yazılmış :
Özel Matild Manukyan Lisesi. Kuruluş 2005. Karaköy.
Bilgisayar laboratuarı, biyoloji, kimya, fizik laboratuarı olan,
deneyimli hocalarla mücehhez süper bir lise.
Sorumu yineliyorum, çocuğunuzu, kızınızı gönderir miydiniz mesela ?

Ya da kaç kişi gönderir di ?
Okulun giriş kısmında “kurucusunun” kocaman bir portresi olacak ve genç/körpe beyinler her sabah kapıdan içeri girdiklerinde ilgili kişinin elektriğini alacaklar.
Bu mesele nerden çıktı demeyin. Elbette ki vergi şampiyonu olmasından yani aslında “kar” getiren bir müessesenin başında olan bir insan olmasından dolayı böyle söylüyorum. Yoksa amacım müteveffa birisi hakkında ileri geri konuşmak değil. Hele ki dininden dolayı ya da etnik kökeninden dolayı birini yazmak değil.
Asıl söylemek istediğim bu durumun "bir çelişki" olduğudur.
Düşünün bir kere, devlet olarak bir vatandaşınızı anayasaya,(1982 anayasası 73.maddesine), Vergi Usul Kanunu'na ve sair vergi kanunlarına, tam ve doğru olarak itaat ediyor diye ödüllendirip, reklamını yapacak ve diğer vatandaşlarınızı da onun gibi olması için teşvik edip, "örnek vatandaş" ilan edeceksiniz,
diğer vatandaşlar da, devletin "örnek vatandaş" olarak lanse ettiği bu insanın paralarıyla yapılmış okula çocuklarını göndermekten kaçınacaklar. İşte kilit nokta bu. Yoksa saptırma amaçlı lütfen başka noktalara çekilmesin anlatmak istediklerim.
Lafı uzatmayacağım, üstten, alttan,önden,arkadan,yukardan, aşağıdan, soldan,sağdan nereden bakarsanız bakın, bu bir çelişkidir,hem de hiç bir koşulda aşılamayacak, uzlaşmaz bir çelişki.
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …