Ana içeriğe atla

GALAT-I MEŞHUR, LUGAT-I FASİHDEN EVLADIR


Yine yabancı kelimeler. Ürkülecek bir şey yok. Biliyorsunuz, beyinciğinizi incitmeden, usul usul ve açıklayarak yazıyorum.
Eskiler ne güzel söylemiş; “galat-ı meşhur, lügat-ı fasihden evladır” diye. Açalım.

Galat, yani hata demek. Devam ediyorum. Galat-ı meşhur ; meşhur hata. Herkesçe bilinen, meşhur olan, yanlış da olsa genel kabul görmüş, doğru olarak telakki edilmiş, ancak aslında yanlış olan herhangi bir şey.

Lügat-ı fasih; sözlükte yazılı olan anlam, doğru ve muteber, yani itibar edilmesi gereken anlam.

Evladır ise önceliklidir demek.

Toparlarsak; galat-ı meşhurun , lügat-ı fasihden evla olması:
Herkesçe kabul görüp, meşhur olmuş bir yanlışın, bir süre sonra, lügat-ı fasihdeki yani sözlükteki gerçek anlamını da sollaması, ondan daha öncelikli hale gelmesi durumunu ifade eder.
Hepimizin bununla ilgili, günlük hayatta kullandığımız örnekleri vardır elbette. Projeksiyon cihazına; bir ticari marka olan “barko” cihazı denmesi, traş bıçağına, bir ticari marka olan “permatik” denmesi ya da aslında yalnızca Türkiye İş Bankası A.Ş.’nin ATM kartını temsil eden “bankamatik” kartının, halk arasında diğer bankaların ATM kartlarını da ifade etmek için kullanılması gibi...
Dikkat edersek, kavramlarda yaşanan bu kargaşa ve yanılsama, kişiler arası ilişkilerde de aynı paralellikte yaşanmaktadır. Çoğu kez, birisi hakkında tanışarak bilgi sahibi alma fırsatını yakalayamadığımız zamanlarda, ya da işimize “öyle” geldiği için, herkesin “o kişi hakkındaki düşüncesiyle” idare etmek durumunda kalabiliriz.

Bu duyduğumuz şeyin, doğruluk değeri hakkında tam olarak da yorum yapamayız. Çünkü bu kişiyi, yani deyim yerindeyse lügat-ı fasihi bilememekteyizdir.

Hasılı,
Birisi hakkında kafamızda kesin bir fikir oluşturmadan önce
kendimiz o kişiyi tanımalı daha sonra fikir yürütmeliyiz. Yoksa dedikodularla oluşmuş bir galat-ı meşhur, yanlış yorumlar yapmamıza ve lügat-ı fasihden yani o kişinin gerçek kişiliğinden, bir türlü haber alamamamıza sebep olabilir.
Asıl önemli olan ise yaşanacak iki durumdur.
Kişi kötüyken iyi olarak tanınabilir. Bundan en çok o kişinin çevresindekiler ve o kişiyle hangi koşulda olursa olsun, ilişki kuran insanlar, bunun sonucunda da bir bütün olarak cemiyet zarar görür.
Ama daha da üzücü olan, “iyi “olan birisinin “kötü” olarak tanınmasıdır ki, ne kavramların yanlış anlaşılmasına benzer bu durum ne de başka bir şeye.
Burada oluşacak zarar, kişinin benliğinde daha sonrasında telafi edilmesi güç yaralar açar.
Medeni ve adil olanı yapalım. Lügatı açıp fasihi bulalım, kişiyi dinleyelim yani. Dinleyelim ki, galat-ı meşhuru lügat-ı fasihinden evla olmasın.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …