Ana içeriğe atla

İSİMLERİN PSİKOLOJİK ETKİSİ ( I )



İsimlerin çocuklar üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Bir bebek dünyaya geldiğinde ismi üzerinde uzun uzun düşünülmesi gerekir.
Meselenin bir sosyal bir de psikolojik boyutu vardır.
Televizyondaki canlı yayına katılan bir katılımcının ismindeki bir harfinin alt yazı olarak görüntülendiği esnada yanlış yazıldığına şahit olmuşsunuzdur. Böyle bir durumda izleyici canlı yayının da heyecanıyla hemen atlar :
- Şey bey
- Buyrun !
- İsmim Nejla Özsoy değil, Necla Özsoy
- Tamam Nejla Hn. hemen düzelttiriyorum.

İzleyici o an emin olun yüreğinin en büyük komutanı, mareşali olmuştur. Doğduğu andan itibaren çağrıldığı çok önemli bir “sesdizisi” ne yani ismine sahip çıkmak adına gereğini yapmıştır. Katılıyorum.
Biz ise büyük ihtimalle o an, amaan çok önemli sanki, ha Nejla, ha Necla diye saydırmaya başlamışızdır mutlaka. Halbuki onun yerinde biz olsak sanki susacağız. Tabii ki kocaman bir hayır.
Kişinin ismiyle özdeşleşmesinin en belirgin özelliğidir bu durum. Aslında o anda savunmaya geçmiştir birey. Mesele bir harf meselesi değil, kişiliğe yapılmış bir saldırı olarak telakki edilmiştir. Kaldı ki bu insani içgüdüyü yaşamak için megaloman olmaya da gerek yoktur. İsmiyle barışık her normal insan aynı tepkiyi muhakkak ki verecektir.
Önemli olan, bireyin doğumdan itibaren kulağının ve beyninin bütünleştiği bu ses dizisinin (isminin) bireyin algısında yarattığı imaj ve bütünlüğün, kişiliğinin oluşumundaki yeridir.
İsmi Adil olan birisinin hırsızlık yapabileceğini pek düşünmüyorum ? ya da isminin Muhammed olan birisinin Cenova Komünist Partisi’ne üye olabileceğini...
Önemli olan Prof.Dr. Hüsrev Hatemi Hoca’nın da işaret ettiği gibi, eğer isimler birey tarafından benimsenirse pek bir sorun yoktur. Ancak kanımca çocuğun kendisine konan ismi hiç beğenmeyip onun yerine başka bir ismi tercih etmesi annesi ve babası için gelinecek son noktadır muhakkak...
Uzun süreler Neşe olarak tanıdığım bir yakınımın kimliğine baktığımda Gülizar ismini gördüğümde yaşadığım şaşkınlığı hâlâ hatırlıyorum.
Kişi ismini beğeniyorsa, muhtemelen ismine yüklediğ anlamı da bir süre sonra içselleştirmiştir ve mutlu bir hayat sürmektedir. Ancak psikolojik veçheden, eğer ismini benimsememişse, isminin yüklendiği anlamın tam tersi bir davranış biçimini yaşamının merkezine koyabilir.

Bu sefer Adil ! azılı bir hırsız, ya da Mülâyim kiralık bir katil olabilir.
*Adını fazla "yumuşak ve kadınsı" bulan bir genç, Kazanovalaşabilir. Adını fazla hafif bulan bir genç kız, bu izlenimi silmek için, somurtuk ve aşırı ciddi bir havaya girebilir.*
Konulan ismin birey üzerinde bıraktığı ve kişiliğinin oluşumundaki genel etki panoramik olarak bu şekildedir.
Yazımızın girişinde meselenin bir psikolojik bir de sosyal boyutu var demiştik. Bu yazımızda sadece, ismin kişi üzerinde bıraktığı psikolojik etkiden bahsettik.

İsimlerin sosyo-kültürel yapıyla etkileşimine bir sonraki yazımızda değineceğiz...
Selâmetle...
*Popüler Psikyatri,(Psikyatrik Eğitim Danışma Araştırma ve Tedavi Merkezi Yayını)Ocak 2004,Sayı 17,Sf.12

2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...