Ana içeriğe atla

KOLAYLIK TEHLİKE DEMEKTİR


Bir işin içinde kolaylık varsa aslında sıkıntı vardır. Kolaylık madalyonun bir yüzüyse, acı ve sıkıntı diğer yüzündedir.
Çabuk ulaşılan bir sonuç ya da başarı tehlike yaratır.
Nasıl mı ?
Moraliniz çok bozuk, keyfinizin yerine gelmesini istiyorsunuz. Eğer olağan ve doğal yollarla sıkıntınızın geçmesini beklerseniz en doğrusunu yaparsınız. Yok ben sabredemem, bi nefes ağızdan, ya da bi damla damardan alıp kolayca keyfimi yerine getireyim derseniz kendinizi tehlikeye atarsınız.
Ders çalışıyorsunuz, konunun ilerleyen kısımlarında bir teorem var, bir satırlık. Yan sayfada da teoremin ispatı var, on bir satırlık.Kolayı tercih ederseniz, sadece teoremi kafanızın bir yerine yazar, ispatını öğrenmekten kaçarsanız yani, tehlikedesiniz. Akıl yürütme süratinizi keser, daha sonra karşınıza çıkacak benzer sorular için zihninize ket vurursunuz.
Osuruktan bir üniversite bitirmeniz kolaydır hem de çok kolay. Arkadaşlarınız nispeten daha ağır bir bölümde okurken, göbekleri çatlar, böbrek taşları düşer. Kimi salaklar da “aaa bizim bölüm o kadar yoğun değil” deyip, sevinme gafletine düşerler. Okullar bittiğinde ak göt kara göt görünmüştür. O mevkii sahibi olmuştur sen de bilmem neyin sahibi...
Bilgisayar kullanıyorsunuz, mouse nasılsa her şeyi çözüyor. Tıklıyorsunuz, işaretliyorsunuz, sağ tıklayıp mesela “copy” yapıyorsunuz. Çok kolay.
Mouse olmadığında, bozulduğunda...
Öylece bakarsınız monitöre, tabii monitör de size. Eliniz kolunuz bağlıdır artık. Neden ?
Klavye kullanırken ihtiyaç duyulan kısa yolları öğrenmek zor gelmiştir de ondan.
Gaza basmak kolaydır hatta çok kolay. Yarım saatte varacağınız yere, gaza basarak 15 dk.’da varırsınız. E acele giden de malum ecele gider. O da tehlikelidir.
Bir gecede bir şarkıyla kolayca meşhur olmaktan tutun da, kirli bir işte tek bir defasında "büyük para” vurmaya, belediye otobüsüne binmek varken otostop çekme kolaylığını tercih etmeye kadar, çoğu kez kolaylıklar sıkıntı getirir.
Hasılı :
Emek verilmeden, ağır ağır çıkılmayan merdivenler, hayatın her alanında “yol, su, elektrik” olarak size geri döner. Sahip olduğunuz şeylere bakın, kolay kazanmadığınızdan ve zamanında bedel ödediğinizden eminseniz hiç korkmayın, hiç kimse size ait şeyleri sizden alamaz. Ancak sahip olduğunuz değerler için bedel ödemediyseniz, endişe etmeniz için çok sebep var demektir.
Selametle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...