Ana içeriğe atla

MERD-İ KIPTİ


Bazı meslekler hata kaldırmaz. Kaldırsa da bedeli çok ağır olur.
Öğretmenlik böyle bir meslek midir ? Pek değil. Pratikte insan sağlığını doğrudan ilgilendirmez. Yanlış öğrettiği bir şeyi , öğrencisi bir süre sonra fark edebilir. Öğretmene de neden böyle yanlış öğrettiniz diye sorulsa, cevap veremese bile en fazla prestijinden bir şeyler kaybeder.
Bir bankacı hata yapabilir. En kötü ihtimalle yaparsa bedelini kendi öder. Cebinden çatır çatır öder. Siciline falan işlenir. Dikkati ciddi bir biçimde sorgulanabilir.
Bir gazeteci hata yapabilir. Kamuoyunu bilerek, isteyerek, ya da bilmeden istemeden dezenformasyona tabi tutabilir. Haber kaynağım güvenilir değilmiş deyip, belki işin içinden çıkabilir.
Bir doktor için durum o kadar kolay değildir. Doğrudan insan hayatını ilgilendirir onun mesleği de o yüzden.
O yüzden doktorların meslek hatası biraz daha affedilmez olabilir. Ama diyelim ki bir hata yaptı. En onurlu hareket, diğer hatalar gibi mesleki hatanın da özeleştiri yapılarak kabul edilmesidir. Çünkü onlarda insandır. Ama kabul edilmeyip mesele başka mecralara çekilirse, işte mevzuu o zaman içinden çıkılmaz hale gelir.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir gazete haberinde yanlış bacağı ameliyat eden doktora bu hatası sorulduğunda verdiği cevap yürek parçalayıcı olmuştu.
“Ama kesin bir süre sonra diğer bacağı da rahatsızlanacak ve o zaman da ameliyat olması gerekecekti”
Tabii hasta dava falan açmış ancak, eskilerin bir lafı vardır,
“merdi kıpti şecaat arzederken sirkatini söylermiş”
Biliyorum böyle kelimeler sıkıyor sizi ama eminim duyunca hoşunuza gidecektir.
Kıpti : çingene
Merd-i Kıpti : çingenenin mert olanı
Şecaat : cesaret, yüreklilik
Merd-i kıptinin şecaat arzetmesi : (sözde) yürekli bir çingenin kendisiyle ilgili yüreklice bir çıkış yapması
Sirkat : hırsızlık
Toparlayalım mı ?
Evet.
Merd-i Kıpti şecaat arzederken, sirkatini söylermiş.
Çingenin mert olanı, yüreklice ve cesaretlice bir çıkış yaparken, yaptığı hırsızlıkları anlatırmış.
Özrü kabahatinden büyük.
“ Diğer ayakta ileride nasılsa rahatsızlanacak ve ameliyat edilecekti”
Doktor arkadaşlardan meselenin bilmediğimiz bir iç yüzü olduğunu bilen varsa bu sütunlar her zaman pek tabii ki onlara açıktır.
Ancak olacak iş var olmayacak iş var.
Amacım her şeyin boktan gittiği bir ortamda yaşanmış bir aksaklığı cımbızla çekmek değil tabii.
Ama merd-i kıpti şecaat arzederken, sirkatini söyleyeceğine açıkça sirkatten duyduğu rahatsızlığı dile getirseydi, işte asıl o zaman onurlu mesleğinin,namuslu inşaatına bir tuğla da kendisi koymuş olup, daha çok itibar kazanmaz mıydı ?
Selametle...
2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …