Ana içeriğe atla

ÖĞRENCİLİK VE İSTANBUL


Öğrencilik, özellikle üniversite öğrenciliği insan hayatında önemli bir yer teşkil eder. Ola ki, lise diplomasını aldığınız güne kadar, hayat hakkında bir fikriniz ve dünya görüşünüz hala oluşmamışsa, “son durağınız” bu iş için bir fırsat ya da bir nimettir. Tabii eşeğin kulağına su kaçırmamanız koşulu, olaylara ve abuk subuk eylemlere katılmamanız ön koşuluyla.
Öğrencilik güzeldir. Normalde mezun olduğunuzda çalışamayacağınız bir işe, sırf öğrenci sıfatına sahip olduğunuz için girebilirsiniz.
Hukuk öğrencisi harçlığını çıkarmak için yapacak başka bir iş bulamamışsa, benzin istasyonunda pompacılık yapabilir. Ama mezunken yapamaz.
İstanbul’da öğrencilik bir başka güzeldir. Sapmaların, sıra dışılıkların, yanlış olduğunu bile bile, bir defaya mahsus yapılan hataların yaşanması için bulunmaz bir periyot, bulunmaz bir evredir.
Bu safhada düşler gerçekleştirilir, beklentiler karşılanır. Daha önceden, bir gün yapacağım dediğin bir çok şeyi yapmaya fırsat bulursun.
Takım elbiseyle çalıştığınız, düzenli bir işiniz varken, sabah işe gitmeyip yorganı başınıza çekip, uyumayı tercih edemezseniz.
Ya da sabahın ilk ışıklarına kadar, Beşiktaş’taki bir börekçide kız arkadaşınızla sandalyelerin üzerinde sabahlayamazsınız.
Güneşli güzel bir yaz günü değil de, soğuk, sağanak yağmurlu bir kış gününde paltonu sırtına çekip, hempanla Sultanahmet’ e gidip, Topkapı Sarayını gezmenin hazzı...
Arkadaşların dersteyken, vapura binip, bir simitle martıları alıp Beşiktaş’tan karşı kıtaya götürmek...
Öğrencilik güzeldir, hele ki gurbetten gelinip, İstanbul’da yaşanıyorsa. Vaha’nın en tepesinden Beyoğlu’nu seyretmek, girmediğin final sınavının vicdan azabını içinde hissederek.
6 Kasımda farkında bile olmadan, Beyazıt Meydanından geçmek.
Sahaflar Çarşısından geçerken, kitap satıcılarının öğrenci olduğunu gözünün bebeğinden anlayıp “buyrun” deyişleri.
Ve dilediğinde günlerce kesmediğin kirli sakalınla...
Bir yanı “beyefendi” bir yanı “bohem” dir öğrencinin. İki farklı dünyaya da ait değildir. Ne tam bir “beyefendi ya da hanımefendi” ne de tam bir “bohem” dir.
Aslında sosyolojik anlamda bir “ara geçiş formu” dur öğrenci.
Henüz paso kullanan, meslek sahibi olmamış ama meslek sahibi olanların dünyasına adım atmak için hazırlanan birisidir.
Yeri geldiğinde en ciddi tartışma ortamlarına katılabilip kendini ifade edebilen bir beyefendi ya da hanımefendidir de ayrıca.
İşte bunlara fikr-i zarar İstanbul’u da ekleyince, tekrar tekrar yaşanılası bir yaşam kesiti çıkar karşımıza...
Selâmetle...
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …