Ana içeriğe atla

UYGİTSİNCİ yani KONFORMİST


Daha önceki yazılarımı okuyanlar ve havsalası kuvvetli olanlar hatırlayacaktır. Bahsetmişim.Hangi kelimenin sonuna –izm getirirseniz getirin, o kelimenin karşılık geldiği anlam bir “akım” olarak karşınıza çıkar.
Örnek mi ?
Reform demek, yeniden biçimlendirmek, yeniden forma tutmak demektir.
Reform-izm ise yeniden biçimlendirme akımı,düşüncesi demektir.
Başka ?
Kapital : sermaye, ana para demektir. Kapitalizm ise, insan ya da doğa yapısı sermayenin özel ellerde bulunduğu ve kişisel çıkarlar için örgütlendiği bir ekonomik birim ya da düşünce sistemi demektir.
Anladınız.
Olsun ben örnekleri çoğaltacağım.
Rasyonel : akılcı demektir.
Rasyonalizm, akılcılığı ön planda tutan düşünce biçimi ya da akımıdır.
Buraya kadar tamam.
Şimdi –izm yerine –ist ekini ekleyelim.
Bu seferde bu düşünce akımı ya da düşünce sistemini savunan, “kişi” karşımıza çıkar.
Örnek mi ?
Hemen.
Reform-ist, kapital-ist, rasyonal-ist.
Sırasıyla, yeniden forma tutmak isteyen kişi,
Kapitalizmi savunan kişi,
Her olayda akılcılığı savunan kişi.

Peki bu yaklaşımın istisnası var mı ?
Var.
Zaten konu da bu.
Konfor, konformizm ve konformist.
İstisna dedim çünkü :
Konforun ne olduğunu hepimiz biliriz.
En genel anlamıyla, rahatlık demektir.
Ne oluyor bu durumda ?
Yukarıdaki akıl yürütme metodunu buraya uygulayalım.
Benzer düşünceden hareketle, konformizm ne demek olmalı ?
Rahatlığı savunan bir düşünce sistemi.
Peki aynı akıl yürütme yöntemiyle konformist ne demek olmalı ?
Rahatlığını düşünen kişi.
Ama ne demiştim ?
“Konfor” bu anlamda bir “istisna” dır.
Yani ne konformizm rahatlığı savunan bir düşünce sistemidir, ne de konformist, rahatını düşünen kişidir.
O zaman nedir konformizm ya da konformist ?
Yukarıda “olduğunu zannettiğimiz” şeylerin hiçbiridir.
Eş anlamını söylüyorum : “uygitsincilik” tir.
Aynen öyle : Uygitsin !
Yerleşik kuralları, yaygın görüşleri, popüler olanı tercih edendir.
Kendine ait “özgün” hiçbir şeyi olmayandır.
Hayata karşı bir bakışı, yaşamın anlamına dair hiçbir özgül duruşu olmayandır.
Ne yapar konformist ?
Herkesin dinlediği müziği dinler.
Herkesin en çok okuduğu gazeteyi okur.
Sosyal olaylarla ilgili kendine ait hiçbir düşüncesi yoktur.
Çünkü bunu yapması için fikir beyan etmesi gerekir.
Hiçbir konuda farklı bir açılım geliştiremez.
İşin kötü yanı bunu yapanları da, her an, her koşulda “bi-şeyci” olmakla suçlayabilir.
Herkesin okuduğu kitabı okur.
Herkesin izlediği televizyon dizisini dinler.
Genelde bir papağandır kendisi.
Konuyla ilgili yorum yapmanızı istediğinde,
“aaa bak bu bi-şeyci” galiba der.
Konformizmin “büyük larousse” da yer almış ayrı bir kategori olduğunu böyle birine anlatamazsın.
Bu arada zor ve tehlikelidir konformist olmamak.
Çünkü farklı ve bazen de radikal bir çıkış yapmanızı gerektirecek pozisyonlarla karşılaşabilirsiniz.
Bu da önce cesaret ister.
Bir gazeteciyseniz mesela, konformist değilseniz de eğer, başınıza bir çok şey gelebilir.
Bir öğretmenseniz mesela, “birilerini” çok ciddi şekilde rahatsız edebilirsiniz.
Öğretim sisteminde farklı bir açılım geliştirmişsinizdir çünkü.
Bir ressamsanız mesela, hiç kimsenin cesaret etmediği tabloları yaparsınız.
Ancak, sırf genel geçer kurallara “uyup-gitmeyeğim” yani uygitsinci olmayacağım diye de sapıtmanın, ölçüyü kaçırmanın alemi yoktur.
Evet uygitsinci olmak pek hoş değil ama, bunu da dozunda ve
usülünde yapmak doğru olanıdır.
Sırf konformist olmamak için, herkesin üzerinde mutabık olduğu en genel geçer doğruları veya herkesin ortak paydada buluştuğu özel konuları da eşelemenin de anlamı yoktur.
Bir dengeden bahsetmeye çalışıyorum.
Ressamsanız eğer, “ensest” bir tablo sunmanın ve bunun üzerinde çalışmanın aptalca olduğunu söylemeye gerek yok.
Ya da bir yazarsanız, “sırf konformist olmamak adına” ki ben buna “sırf farklı olmak için diyorum” meseleleri abartmanın ve saçmalamanın anlamı yoktur.
Mesela bir kutsala saldırmanın anlamı yoktur.
Hülâsa, ölçülü ve dengeli bir şekilde yapılan, aklın ön planda olduğu, yapıcı, ufuk açıcı bir temelde geliştirilmiş “uygitsinciliğe, konformizme hayır” fikrine evet derim,ama iç dengenin yakalanamamasından kaynaklanan, sırf farklı olmak ve farklı görünmek için yapılan sözde “özgün” olmaya da hayır diyorum.
Selâmetle...
1 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …