Ana içeriğe atla

KADRO TAMAM


Yukarıdaki fotoğraf bugün çekildi. Neredeyse dört ayı geçti. Seyrantepe’ deki üniversite hazırlık matematik kursum tüm hızıyla devam ediyor. İlk günü hatırlıyorum da, kırk kişinin üzerinde katılım olduğundan, öğrencileri iki gruba ayırmış ve iki ayrı sınıf yapmıştım. Çünkü sınıf 45 kişiyi almamıştı.

Sonra her geçen gün, ne olduysa oldu, dersler ve haftalar ilerledikçe, katılımın artan bir hızla azaldığına şahit oldum. Evet kesin olarak sayımız azalıyordu. Önce tek sınıfa düştük. Daha sonra sayı giderek azaldı. Esasen, nasıl anlattığım konusunda bir tereddütüm olmadığı için “ne oluyoruz acaba” dedim. Acaba ücretsiz olduğu için mi böyle davranıyorlardı diye şüphe duymaya başladım.
Dersin tam ortasında, bi bakıyorum, çocuklar hafiften kaçmaya başlıyorlar. Hocam bir işim vardı, şeklinde gelen talepler artmaya başladı.
Taa ki ;
Çok şükür iki üç hafta önce olay çözüldü.
Mesele şuymuş :
Sen her cumartesi Pazar, çocukları saat 09:00’ da oraya getirtir, normal bir okulda, en fazla iki saat ya da üç ders saati yapılan bir dersi, en az 5 ya da 6 saat yapıp, çocukları hafta sonu öğleden sonraları ikibuçuk, üçlere kadar orada tutarsan, gariplerim tabii kaçar.
Artık sorun çözüldü. Kadro tekrar yükselişe geçti. En fazla 3 ders saati yapıyorum. Çocukları en geç 12:00’ de bırakıyorum.
Böyle daha iyi, hem de çok daha iyi oluyor. Aşağıda bir ders arası mola esnasında görülüyorlar.

Ama bilsinlerki sınav sonuçları pek de iç açıcı değil. Elbette ki ilerleme var ama 100 ya da 90 alan yok mesela. Bugün habersiz yapılan sınavın sonuçlarını onlardan çok ben merak ettim.Sınav kağıtlarını, daha eve varmadan istinye'deki bir balıkçı teknesinde okudum.
İşte aşağıda okuyacağınız “sibernetik ilan-ı aşk” adlı yazım, ekim 2005'de yaptığım altı saatlik bir matematik dersinden sonra eve gittiğimde, “ben de biraz sürmenaj durumuna yaklaştığımdan olsa gerek”,kalemimden kendiliğinden döküldü.

Her ne kadar Ulusal Güvenliğimizden sorumlu Ord.Prof. Mehmet Emanet , sen bu yazıyı sakın yayınlama, kimse ilgilenmez ve bişey de anlamaz dediyse de, pozitif bilimlere olan sevgimden ötürü, “kimsenin ilgilenmeyeceği” riskini de dikkate alarak ve sadece “özgün bir çalışma” olduğu için sitemde yayınlamayı uygun buldum.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …