Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

EZBERLEMEK Mİ ZOR, ANLAMAK MI ?

İnsan beyni.
Kimileri hala insan beyninin sırrını çözmeye çalışa dursun, biz kendimizi ilgilendiren kısmıyla ilgilenelim. Bir konuyu beynimizin bir yerine yerleştirdiğimizde ya da yerleştirmeye çalıştığımızda bunu iki değişik şekilde yapabiliriz. Ya o konuyu ezberleyeceğizdir. Ya da anlayacağızdır.
Değinmek istediğim nokta, bazı durumlarda ezberlemenin dayanılmaz zorluğu ve neredeyse imkansızlığıdır. Bu ne demek ?
Öğrencilik hayatında çok karşılaşılan bir durumdur. Sözel derslerden yüksek not alan öğrenciler için özellikle kullanılır. O zaman karşıydım. Şimdi de karşıyım. Neye mi ?
Bir öğrenci hassaten/özellikle sözel derslerden yüksek not aldığında, belli bir kitleden hemen TSE damgalı eleştiri gelir : “ezberlemiş.”
İşte belli bir öğrenci grubu, kendince, sözel dersten örneğin tarih dersinden yüksek not alan öğrenci arkadaşını eleştiriyor. O’nun hakkında yorum yapıyor.
Aslında amaç şu, “ezberlemiş” tabirini kullanarak, çalışkan öğrenciyi pasifize etme gayreti var. Peki bu öğrenciler, bu ya…

ESKİ BİR EFSANE : CUMHUR IŞIN

Cumhur Işın.
Ekşi sözlüğe girip Cumhur Işın yazmayın. Çünkü ben sizin yerinize yaptım. Ve çıkan sonuçları aşağıda aynen kopyalayıp yapıştırdım.
Benim de fizik hocamdı.
Cumhur hoca, tarihin gördüğü en dahi beyinlerindendir.
Hâlâ, hâlâ yanıma ziyaretime gelip, bir kahvemi çayımı içmesi beni mutlu eder. Az değil 14 yıl olmuş lise biteli.
Geçen gün Osman Pabuccu'nun yanına gittiğimde bi de ne göreyim, Cumhur Hoca öylece oturuyor.
Hemen bir kare görüntü aldım.
Aşağıda, tüm Türkiye'nin Cumhur Hoca'yı nasıl değerlendirdiğine geçmeden önce yaşadığımız çok kısa bir anıyı anlatacağım.
Kabataş'ta son sınıftayız.

Yıl 1992.
Ben sınıf başkanıydım. Cumhur hoca da o gün kat nöbetçisiydi. Aramız da iyi olduğu için, rica ettim, hocam bi zahmet sınıftaki arkadaşları bi korkutur musunuz ?
Susun falan diyin de sizi görünce sussunlar, yoklama alamıyorum dedim.

Tamam dedi.
Ama Cumhur Hoca bu. Öyle pat diye kendini sınıftan içeri atıp, deşifre etmez. Peki ne yaptı ?
Kabataş Erkeği bilenler bilir. Ka…

SOSYAL PSİKOLOJİDE MUTLAK GERÇEKLİK ARAMA HATASI

İnsanlar arası ilişkiler, çok farklı bileşenleri bünyesinde barındıran ilişkilerdir. Milyarlarca insan, her gün değişik düzlemlerde, değişik şekillerde pek tabii ki sosyal alanda birbirleriyle iletişim ve etkileşim halindedirler.
İnsan da, salt varlık olarak farklı düşünce ve davranış şekilleri geliştirmiştir kendi kendine.
Genel olarak her davranış, ya da günlük olaylarlarda karşılaşılan aksiyonlara karşı verilen her reaksiyon, aslında nev-i şahsına münhasır/sui generis/kişiye özel bir durumu gösterir gibi görünse de, aslında yaygın eğilimi yansıtmaktadır.
Tekrar ediyorum; günlük yaşamda, insanların verdiği tepkiler ve kişisel olarak sergiledikleri davranış biçimleri, aslında kişiye mahsus gibi algılansa da, sosyolojik anlamda yaygın bir eğilimi yansıtmaktadırlar.
Bunları şu sebeple söylüyorum :
Özellikle son birkaç aydır, bu sayfalarda işlediğim konularda, insan davranışları ve sosyal psikoloji orjinli bazı yazılar yazdım. Altını özellikle çizmek istediğim nokta, bireylerin hareketleriyl…

DÜRÜSTLÜĞÜ KÖTÜYE KULLANMANIN ALTIN FORMÜLÜ

Dürüstlüğün sui-istimali yani istismarı olabilir mi ?
Olmaz mı, hem de o kadar güzel kötüye kullanılabilir ki dürüstlük. Kimse sizden şüphelenmez de. Çünkü yaptığınız riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliği, inanılmaz derecede etkili bir kılıfla kamufle etme ve gölgeleme şansınız mevcuttur.
Dürüstlükle.
Zaten moda değil mi, kimsenin hayır diyemeyeceği, aksini iddia edemeyeceği gerçekleri ve doğruları söyleyip prim yapmak ve itibar toplamak. Bu da onun farklı bir şekli aslında.
Peki nasıl olacak bu iş ?
Basit.
İlk yapılması gereken şey, karşınızdaki insan ya da insanlara, sosyal iletişim halinde olduğunuz toplum bireylerine, “dürüst olduğunuzun” karinelerini/emarelerini hissettirmekten geçiyor. Bunu da başarırsanız gerisi kolay. Ve gelelim altın formüle, bir cümleyle özetlenebilir :
“Ben kimseden bir şey gizlemem, ne sıkıntım ve derdim varsa, o kişinin yüzüne karşı söylerim”
Ne kadar etkileyici değil mi ?
Evet şeklen çok etkileyici bir cümle. Ama aslen ne kadar etkili, etkileyici olduğunu göstere…

bObi

Sevgili bobi. Sivasli cindi olurda, sivaslı bobi olmaz mı ?
Yanımda duran arkadaş, Sivas'ın kangal nüfusuna kayıtlıdır. Yaklaşmazsanız çok tehlikeli değildir...Saldırıya geçicek çok pis bakıyorrrrr....

İmdaaaat !!!!

ADIN KALLEŞ OLSUN

Çok yakınınız ya da “iç” inizden birisi hiç öldü mü…
Ölüm başka bir şeydir. Ne olduğu tam olarak bilinemeyen. Diğer tarafa gidip de gelen oldu mu hiç. Olmamış. Belki de ölümde ki gizem bundan kaynaklanıyor. Ezoterizm yüklü ölüm.
İnsan, bir yakını öldüğünde önce travma yaşar. Bir katastroftur yaşadığı. Ansızın başa gelen bir felaket. Sonra yaşadıklarının doğru olup olmadığını sorgulama sürecine girer. İnanamaz. İnansa da anlam veremez. Ölüm bugün gelip onun da kapısını çalmıştır. Hep başkalarına olurdu hani ?
Hayır bu sefer postacı kapıyı çalmıştı. Hem de kesin kararlılıkla.
Her canlı ölümü tadacaktır.
Bir dönem, birileri çok rahatsız olmuştu. Zincirlikuyu’daki Mezarlığın giriş kısmına bu ayet yazılmış diye. Ancak gülerim kusura bakılmasın. Öyle mi, ya nereye yazılacaktı ?
Hastane acil servisinin veya ameliyathanenin girişine yazılsaydı daha mı iyi olur du sanki ?
Ya da bir çocuk bahçesinin girişine. Bundan daha doğru bir adres olabilir mi ?
Ölüm ve mezarlık. Tam bir tevafuk. Ama öyle ya, mese…

TAC-MAHAL

Gaffadaki kukuletaya bakın...Bizim arkadaş. Sabah dükkanın kapısında kapıyı aç aç diye yalvardı. Dedim sen bir harikasın..Dünyanın yedi harikasından birisi...

DENGE

Televizyonlarda 'magazin' adı altında yayınlanan programların kalitesizliğini çok dinlediniz.
Bu sebeple aynı noktalara değinmeyeceğim. Daha doğrusu bahsedip, daha önemli bir konuyla ilişkilendirme yapacağım.
Magazin ya da şov programı adı altında yapılan programları izliyorsunuz. Amman ha ! Beğenebilirsiniz. Kişisel tercihiniz.
Sadece beğenmediğimi söylemek istiyorum. Ancak beğenmemem başka bir şey, yayınlanmasını istememek başka bir şey.

Yayınlanmasın demiyorum, ama; geçen gün dişlerimi fırçalarken zaman geçirmek için yapılacak en müsait şeyi yapayım dedim.
Televizyonda Mehmet Ali Erbil kardeşimizin bir programı vardı. İlk anda Mehmet Ali ekranda görünmüyordu.
Programının açılışını kel, garip kılıklı bir adam yapıyordu.
Ciguli’ye benziyordu.
Bir müzik eşliğinde, dans ettiğini zannettiği bir takım figürler sergiliyordu. Ben de her anını dikkatle izliyor, acaba kayda değer ve izlenmesi gereken hamlesini ya da alkış alacak altın vuruşu ne zaman gerçekleştirecek diye ısrarla bekliyo…

EZİK ve EKSİK

Uzun yıllar önceydi.
Cavit Çağlar’ın devlet bakanlığı yaptığı dönemdi. Bir röportaj esnasında, röportajı yapan gazeteci, Cavit Çağlar’a şu soruyu sormuştu :
“Sn.Çağlar, kabinede ilkokul mezunu bir bakan olarak görev yapıyor olmanız sizde hiç sıkıntı yaratmıyor mu ?”
Çağlar’ın verdiği cevap ilginçti :
“Evet ilkokul mezunu olmanın eksikliğini hissediyorum ancak ezikliğini asla hissetmiyorum”
Cavit Çağlar’ın daha sonra adalete intikal eden banka hortumlaması olaylarının biçimleri ya da davaların seyri ile ilgili yazmayacağım.

Her ne kadar daha sonra bir takım “kirli çamaşır” olarak telakki edilebilecek vukuatları gün yüzüne çıkmışsa da, biz ilgili şahsın röportajda verdiği "aforizmik cevap" üzerine yoğunlaşacağız.
“İlkokul mezunu olmanın eksikliğini hissetmek ancak ezikliğini asla hissetmemek”.
Aslında insanın günlük hayatına uygulaması ve hatta sosyal ilişkilerine de yansıtması gerekli bir yaklaşım. Tabii bu örnek “ilkokul mezuniyeti” üzerine diye sadece o bağlamda düşünmek doğru o…

ÜLEŞMEK

Üniversite sınavlarına hazırlanırken, bütün lise öğrencilerinin karşısına mutlaka çıkmıştır üleştirme sıfatları. Üleştiren yani paylaştıran sıfatlar. Üleş yani pay, üleşme yani paylaşma, nihayet üleştirme de paylaştırma.
Ellişer elma, seksener armut dediğimizde üleştirme sıfatı kullanmış oluyoruz.
Günlük yaşantımızda, özellikle görüntülü basın yayın araçları ile radyolarda ki şiir programlarının hayatımıza girdiği son dönemlerde, okulda gördüğümüz üleşme hikayesi farklı bir boyut kazandı. Yaşamımıza tam anlamıyla girdi.
Paylaşmak duygusu.
Duyuyoruz. Bir şiirim var sizlerle paylaşmak istedim.
Aaa ne güzel.
İki kişi baş başa. Sıkıntılarını paylaşıyorlar besbelli. Ne güzel.
Çok iyi bir dinleyiciyimdir, anlatmak istediğin bir şey varsa benimle paylaşabilirsin.
İyi de; böyle yakışıklı sözler eden insanlar ilk bakışta “içten” gelmiş olsa da, az biraz samimiyetsizlik hissettiğim anlar oluyor. Esasen bu kelime öyle her yerde, her platformda, ucuz ucuz tüketilmemelidir.
Gerçek anlamıyla ve içten kullan…

DİŞİLİK VE KİŞİLİK NASIL TEST EDİLİR ?

Yıl ikibinaltı. Artık malum “zahiri-imajiner” dünyanın esiri olmuş tüm insanoğlu.
Sanal alemden, çetten metten bahsediyorum. Ekranın karşısına geçip akşama kadar kalkmayan tipler var ya . Onlardan bahsedeceğim biraz.
Bilgisayarla haşır neşir olmaya başlayalı tam on yıl olmuş olsa da, çet hikayesinden bilinçli bir tercihin sonucu olarak, özellikle uzak durdum. Çünkü tuzaklardan sadece uzak durulmalıydı.
Ben de öyle yaptım. Ancak yıl 2001 olduğunda, çok sevgili Osman Yzb.’nın bilgisayarından bir kere girmiştim. Askerdeydim. Çünkü uzun dönem askerliğini yapan Kadri kardeşim “abi bunu on yaşında çocuklar bile yapıyor artık” dediğinde “zamanı gelmiş demekki” dediğimi dün gibi hatırlıyorum.
Sırf bir zorunluluk olarak girdiğim çet hikayesine, bir figüran olarak da olsa, ben de katılmıştım böylece.
Çok şükür bir dönem figüran olarak kaldıktan sonra, senaryodan tamamen çıkarıldım. Bundan da gayet memnunum.
Herkes farklı amaçlarla yapıyor olsa da, özellikle dişiliğini ve kişiliğini test eden kadınlar…

BAŞLIKSIZ BİR YAZI

Yaklaşık yedi aydır her türlü zorluğa rağmen ayakta tutmaya çalıştığım sitemin herhangi bir denetim ya da yazar kadrosu yoktur.
Sevgili Özlem, bir keresinde şahit olmuştu, bir yazının hazırlanması ve sizin okuyabileceğiniz hale gelmesi asgari ve en iyi şartlarda ( o da her şey yolunda giderse ) bir saat sürüyor. Teknik imkansızlıklara , olmayan tüm zamana, sayfada veren “error” lara falan hiç değinmiyorum. Çünkü sizi ilgilendirmediğini biliyorum.
İşte aylardır faaliyette olan sitemde özellikle dikkat ettiğim bir konu var. Politik konularda yazmıyorum. Hele hele konu iç politika olursa asla yazmıyorum. Yüzlerce sayfayı bulan yazılarımda iç politika konusunda yazılmış tek bir satır bulamazsınız. Onun sebebi bana mahsus.
Sadece bir en fazla iki yazımda, supranasyonal bir yaklaşımla, dayanamayıp,Kurtlar Vadisi hakkında, bir iki satır karalamış olabilirim.

Zaten Kurtlar Vadisi bir iç/dış politika konusu olmanın ötesinde milli bir davaya dönüştü neredeyse...
Bugün de öyle yapacağım, her zaman k…

BİR YAZARI TANIMAK

Bir köşe yazısı ya da fikir yazısı okuduğunuzda o yazıya katılıp katılmamanızı belirleyen etkenler nelerdir ?
İlk akla gelenler şunlardır : yetiştiriliş tarzınız, hareketlerinize kaynaklık eden dünya görüşünüz , beğenileriniz, kişisel tercihleriniz ve sair bir çok faktör.
Bunlar doğru.
Peki hiç düşündüz mü ?
Bir makale ya da köşe yazısı okuduğunuzda bu faktörlerin dışında başka ana bir etken vardır ki, o da yazıyı değerlendirmenizde büyük ölçüde rol oynar.
Nedir bu etken ?
“Yazının yazarını tanıyıp tanımadığınızdır”.
Eğer bugüne kadar okuduğunuz yazıların yazarlarını , şahsen ve yakından tanıma imkanınız olmadıysa, bu dediğim sizin için pek anlamlı gelmeyebilir. O zaman hayal gücüyle karışık empati yeteneğinizi biraz daha zorlamanız gerekecektir.
Açalım.
Normal koşullarda günlük gazeteleri okuyan birisi, köşe yazarlarının yazdığı yazıyla ilgilenmenin ötesinde başkaca bir arayış içerisine girmez. Onu ilgilendiren tek şey, köşe yazısından alacağı didaktik bilgi ve yazarın herhangi bir olaya ne a…

ÖRGÜTLERDE AST KOMPLEKSİ VE YÖNETME SANATI

Levent Kırca’nın yönetimindeki Olacak O Kadar’ın özellikle eski bölümlerini hatırlayınız. Basit bir işlem yaptırmak için devlet dairesine gitmiş ve sıraya girmiş olan sıradan bir vatandaşın, “bu masa değil o masa” diye dolaştırılışını ve bunun nasıl hicvedildiğini muhakkak ki hatırlarsınız.
Skeçlerde anlatılmak istenen her ne kadar bürokrasinin sıkıcı ve insanı bunaltan dişli çarkları ve işlerin bu sebeple yavaş yürüdüğü gerçeği olmuş olsa da, meselenin idari olduğu kadar bir de sosyal boyutu vardır.
Bu konuyu üç ana başlık altında geliştirebiliriz.
“Yassahğ hemşehrim, ast kompleksi ve yönetme sanatı”
“Yasssaahğ hemşehrim” repliği, tesadüfen ya da ciddi bir kaza (!) sonucu yetki sahibi olmuş kimselerin etkili olamadıklarını hissettikleri anda kendiliklerinden geliştirdikleri bir savunma düzeneğidir. İster kamu kurumu ister özel sektör olsun, “yassahğ hemşehrim” psikolojisinde ki insanlar kendilerini hemen belli ederler. Daha çok yönetimin alt ya da en alt kademelerinde gözlenen bu tutum, …

SÖMESTR DEMEK KARNE DEMEK

Dilimize Fransızca’dan geçmiştir “sömestr” kelimesi. Fransızca yarı dönem, yarı yıl gibi anlamlara gelmektedir. Aslı astarı yani orijinal yazılışı “somestre” dir.
Biz de ise ilk akla gelen yarıyıl tatilidir. İlk ve orta öğretim kurumlarında halen uygulanmaktadır. Şu aralarda öğrencilerimiz sömestr tatillerini huzur içinde kullanmaktadırlar.
Kimileri için gerçekten tatil, kimileri için ise hesabının verilmesi gereken zayıf notlarla dolu karneleri ifade eder sömestr.
Karneler alındı.
İzleyebildiğim kadarıyla, yıllar geçse de yurdum insanının ve çocuklarının alışkanlıkları hiç değişmiyor.
Bazı anne ve babalar, çocuklarının bir satır daha fazla bilgi edinebilmesi için, “maddi anlamda” ellerinden gelen tüm imkanları seferber ederlerken, bazıları da “bekleyelim görelim” yaklaşımıyla fazlaca fatalist/kaderci bir tutum sergiliyorlar.
Her ne kadar birinci tutum, öğrenciler için daha da “istikbal kurucu ve sağlayıcı” gibi görünse de, çoğunlukla bu yaklaşımın geri teptiği kanaatindeyim.
Mesele kısaca ş…

ÇORBA

Rahmetli Cem Karaca, maddi durumunun kötü olduğu bir dönem ikinci sınıf diyebileceğimiz bar ya da cafélerde program yapmak zorunda kalmıştı. Ve hatta bu sebeple, hayran kitlesinden ve muayyen bir kesimden oldukça da eleştiri almıştı.
Bu eleştiriler kendisine yöneltildiğinde verdiği cevap gayet netti : “Ne yapalım, yoksa çorba kaynamaz.”
Cevap oldukça anlamlı, anlamlı olduğu kadar da düşündürücüydü.
Bu yazımda olayın ekonomik ya da sosyo ekonomik yönüyle ilgilenmeyeceğim. Başka bir şeyden bahsedeceğim. Çorbadan !
Çorba sevmem ya da içmem diyen birini duydunuz mu ?
Ben duymadım.
Varsa da çok azdır herhalde. Çünkü red etmek gibi bir şansınız olmayacak kadar çok çeşitli çorbalar vardır. Sınırlı mutfak kültürümle sıralayayım mı ?
Ezogelin, mercimek, yayla, domates, tarhana…
Çorbanın bu çeşitliliğinin yanında, bir lezzet yumağı olduğu konusunda bir çok insan hem fikirdir.
Hiç düşündüz mü, çorbayı çorba yapan, lezzet merkezi yapan sadece çorbanın içinde barındırdığı baharatlar veya yapıldığı özü müdü…

CANLI ANSİKLOPEDİ

Dün akşam bizimkilerin grup provasını izlemek üzerek Kadıköy'ün yolunu tuttuk. Yer Kadıköy. Frekans stüdyo isimli bir stüdyoda çalışmaları var. Kadıköy'ün ara sokaklarındayız.
Frekans stüdyosuna tam varmak üzereydim ki, ancak bir ya da iki arabanın geçebileceği dar bir yolun karşı tarafındaki evin birinci katındaki bir silüet dikkatimi çekti. Çünkü Cemal Kutay'a çok benziyordu. Yaklaştım. Aman Allah’ım gördüğüm doğruydu. Bir tarih oturuyordu.
97 yaşında Türkiye’nin yaşayan en eski tarihçisi. İlginç olan onu görmek değildi elbet. Bana ilginç gelen, soğuk bir İstanbul gecesinin ilerleyen saatlerinde, karanlık ve dar bir yolda bir stüdyo çalışması izlemeye giderken beklemediğim bir anda canlı bir tarih ansiklopedisiyle karşılaşmaktı.
Bana göre oturan bir çağ, bir dönem ve mübalağasız "canlı tarih" di.
Fazla yaklaşamadım. Misafirleri vardı. Uzaktan öylece baktım kendisine. Sonra aşağıda gördüğünüz fotoğrafı; demir parmaklıkların arkasından hiç de net olmayan bir görüntü…

SİZİN HALA BİR TEĞMEN MÖRFİ'NİZ YOK MU ?

Yorgun ve uykusuz adam büyük bir telaş ve panikle tuşlara dokunuyordur. Bir telefon kulübesindedir. Heyecanla hem telefon kulübesinin içerisinden dışarıyı gözlüyor, hem de ulaşmak istediği kişiye ulaşamama endişesinden numaraları bazen yanlış tuşluyor ve bir daha arama başlatıyordur. Tek korkusu dışardan birisinin onu gözetliyor olma olasılığı ve ihbar edeceği endişesidir. Çok korkmuş ve gölgesine bile güvenemez bir durumdadır. Yorgun ve uykusuzdur. Sonra birden karşı tarafın telefonu çalar ve yorgun adam telefonda karşısına çıkan kişiye ilk olarak şunu söyler : “Bana teğmen mörfiyi (murphy) bağlayın.” Başka bir şey söylemez çünkü o anda güvenebileceği tek kişi o dur ve ondan başkasıyla konuşmasının hiçbir anlamı yoktur.
Yukarıdaki senaryoyu gözlerimizde canlandırdığımızda çok da yabancı olmayacağız bir sahne olduğunu fark edebiliriz. Çünkü Amerikan filmlerinde sık tekrarlanan sahnelerden birisidir bu sahneler. Bir kişi suçlu olmadığı halde suçlu olarak yansıtılır ya da kendisine resmi…

BİR MATEMATİK DENKLEMİ OLARAK HAYAT>

Hayat bir matematik denklemidir. Kaç bilinmeyenli olduğu değil, kaçıncı dereceden yaşandığı önemlidir.
Hiç şüphesiz bir denklem olunca, içinde de çok sayıda bilinmeyen barındırır. Kabataş Erkek Lisesi son sınıfta okurken felsefe hocamız Mehmet Kaya’ya bir soru sormuştuk. Klasik liseli sorgulamasıydı ya, onu biz de yapmıştık ne yapalım.
Sorumuz şuydu :
Hocam biz şimdi iki bilinmeyenli denklem de çözüyoruz. Peki gerçek hayatta bu bizim işimize nerede yarayacak ?
Klasik liseli sorgulamasından kastım, pragmatizm yüklü ve düşünmekten kaçınan bir zihniyetin ürünü olduğunu vurgulamak içindi. Zaten hocanın verdiği cevap da bizi yeterince düşünmeye sevketmişti.
“Hayatın öyle bilinmeyenleri vardır ki, gerçek hayatta karşınıza öyle bilinmeyenler çıkar ki, matematik dersinde çözdüğünüz ya da çözmeye çalıştığınız üç ya da dört bilinmeyenli denklemden çok daha fazla sayıda bilinmeyeni vardır.”
Elbetteki bundan onüç yıl önce bu cevap bizim için üzerinde çok ama çok da düşünülmesi gereken bir cevap değildi…

"DÜRÜSTLÜK MESLEĞİ" Hakkında

Adı 'dürüstlük' olan bir meslek olabilir mi ?
Sorumuz gayet açık.

Dürüstlük adında bir meslek olabilir mi ?
Yani bir insanın mesleği dürüstlük olabilir mi ?
Cevap veriyorum.

Olabilir.
Yani mesleğiniz dürüstlük temelinde hayat bulmuş ve toplumda bu doğrultuda prestij kazanmış bir meslek olabilir.
Bankacılık, savcılık, hakimlik, öğretmenlik...dürüstlük mesleğinin akla ilk gelen temsilcilerindendir.

Çünkü bazı mesleklere karşı, genel olarak toplum nezdinde oluşmuş güvensizlik duygusu bu meslek mensuplarına karşı pek fazla yoktur.
Ve hatta çoğu zaman, bu meslekten olanlara karşı, toplumda oluşmuş yerleşik bir güven duygusu vardır.
Buraya kadar her şey net.

Peki asıl sorumuzu soralım ?
Bir kimse adı geçen mesleklerden birinde çalışıyor olsun.

Bu mesleğin mensubu olması, o kişinin gerçekten dürüst olduğu anlamına gelir mi ?
Gelmez.

Neden mi ?
İkili bir ayırım yapalım.
Birincisi :
Burada kişi,
dürüstlüğü bir yaşam tarzı olarak benimsemektedir.
Bunun için de hangi değerleri zihinsel orjinine ref…

TEFRİKA ETMEK

Tefrika işini hiç sevmem. Yani bir haberi ya da bir konuyu alıp, her gün farklı bir açıdan işlemeyi. Kısaca buna, bir konuyu ya da meseleyi günlerce gereksiz yere uzatmak da diyebilirsiniz.
Bir haber ya da konu, bir kaç sebepten dolayı tefrika edilmiş olabilir. Amacını aşan tefrika mahiyetindeki haberlerde, işin içinde bir şey olduğu hemen hissedilir. Ya haberdeki özne çok reyting getiriyordur da, yayıncılar bu fırsatı kaçırmak istemezler. Ya da yayıncılar, reyting kaygısı olmadan yalnızca o kişi ya da kurumu yani konu öznesini hedef gösterme amacındadırlar. Bunda da elbette bir çıkarları vardır ve kamuoyunu kendi istekleri doğrultusunda düşünmeye sevkediyorlardır.
Yani bir konuyu alıyorsunuz, günlerce işliyorsunuz. O haberde ki kişi ya da kurumu hedef göstermek istediğinizde bu çok etkili bir yöntem olabiliyor. Bunun yanında da bir konu ya da gündem maddesi hakkında, hitab ettiğiniz kitlenin sizin gibi düşünmesini sağlıyorsunuzdur.
Hepsini bir kenara bırakın, tefrika mahiyetindeki haber…

BABALAR VE OĞULLARI

Bugün konumuz ilginç. Yani her zaman ki gibi ilginç. Türkiye’ de ki bankaların sahipleri, kurucuları, kurucu ortakları hakkında farklı bir açıdan bakıyoruz...
Hangi bankalar mı ?
İlk aklınıza gelenler var ya işte onlar.
Yapı Kredi Bankası,Yurtbank, Akbank, Dışbank ve Türkiye İş Bankası A.Ş.
Şimdi Dışbank diye bir banka yok. Biliyorum. Fortis oldu. Olsun argümanımıza bir zarar gelmiyor. Ya da Yurtbank. Bilmem ne hallerde şimdi. Zaten biz de bu bankaların hukuki ya da yasal durumları hakkında fikir belirtmeyeceğiz. Başka açıdan dedik ya. Hangi açı ?
Çocukları hakkında. Kimin çocukları ?
Banka sahiplerinin ya da kurucularının.
Devam ediyorum. Varsa erkek çocuklarının durumu hakkında.
Başlayalım. Yukarıda verdiğim sıra üzerinden gidiyorum. İlk hangi banka demiştik ?
Yapı Kredi Bankası.
Peki kurucusu kim ?
Kazım Taşkent.
Zaten Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın yayınladığı kitapların en alt kısmında görürsünüz : “Kazım Taşkent Serisi” diye yazar. Kendisi bir kimya mühendisi. Yapı Kredi Bankası’nın kurucu…