Ana içeriğe atla

CANLI ANSİKLOPEDİ

Dün akşam bizimkilerin grup provasını izlemek üzerek Kadıköy'ün yolunu tuttuk. Yer Kadıköy. Frekans stüdyo isimli bir stüdyoda çalışmaları var. Kadıköy'ün ara sokaklarındayız.
Frekans stüdyosuna tam varmak üzereydim ki, ancak bir ya da iki arabanın geçebileceği dar bir yolun karşı tarafındaki evin birinci katındaki bir silüet dikkatimi çekti. Çünkü Cemal Kutay'a çok benziyordu. Yaklaştım. Aman Allah’ım gördüğüm doğruydu. Bir tarih oturuyordu.
97 yaşında Türkiye’nin yaşayan en eski tarihçisi. İlginç olan onu görmek değildi elbet. Bana ilginç gelen, soğuk bir İstanbul gecesinin ilerleyen saatlerinde, karanlık ve dar bir yolda bir stüdyo çalışması izlemeye giderken beklemediğim bir anda canlı bir tarih ansiklopedisiyle karşılaşmaktı.
Bana göre oturan bir çağ, bir dönem ve mübalağasız "canlı tarih" di.
Fazla yaklaşamadım. Misafirleri vardı. Uzaktan öylece baktım kendisine. Sonra aşağıda gördüğünüz fotoğrafı; demir parmaklıkların arkasından hiç de net olmayan bir görüntüsünü aldım. Flaş kullanmadım.
Çünkü 97 yaşındaydı ve korkabilirdi. Dikkatini çekmek istemedim. Görüntünün aşağıdaki gibi flu çıkacağını bile bile bu riske girdim. Elbette ki çok daha net bir görüntü olabilirdi. Ama ?

O da bir çokları gibi öldükten sonra çok kıymetli olacak insanlardan biriydi.
Cemal Kutay ismini ilk kez duymuş olabilirsiniz. Ama benden duymasaydınız, birkaç seneye kadar zaten duyacaktınız. Çünkü burası Türkiye, en geç on seneye kadar meşhur olurdu. Bunun için maalesef hayatını kaybetmesi yeterli olacaktı.
Emeğin, düşüncenin, düşünmenin prim yapmadığı kaf dağının arkasındaki bir ülke...
Zihinler uyuşmuş, beyinler durulmuş...
Haftanın rüküşünün ayakkabı numarasını bile ezberleyen yurdum insanı ve bunun karşısında Cemal Kutay'ın adını bile duymamış olma ihtimalini dillendirmekten korktuğum öteki Türkiye.
Ne yazık ki onlarda yurdum insanı.
Kimileriniz çok yaşlı olduğu için zaten rahatlıkla program yapamayacağını, ya da programa çıkamayacağını söyleyebilir.
Tamam.
Ben zaten kendisine program yaptırılsın demiyorum. Bir belgesel çekilebilir mesela.
Ve hatta belki çekilmiştir bile. Ama yayınlanması için illa da ebediyete intikali mi gerekli ?
Ayıptır günahtır.
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...