Ana içeriğe atla

DİŞİLİK VE KİŞİLİK NASIL TEST EDİLİR ?



Yıl ikibinaltı. Artık malum “zahiri-imajiner” dünyanın esiri olmuş tüm insanoğlu.
Sanal alemden, çetten metten bahsediyorum. Ekranın karşısına geçip akşama kadar kalkmayan tipler var ya . Onlardan bahsedeceğim biraz.
Bilgisayarla haşır neşir olmaya başlayalı tam on yıl olmuş olsa da, çet hikayesinden bilinçli bir tercihin sonucu olarak, özellikle uzak durdum. Çünkü tuzaklardan sadece uzak durulmalıydı.
Ben de öyle yaptım. Ancak yıl 2001 olduğunda, çok sevgili Osman Yzb.’nın bilgisayarından bir kere girmiştim. Askerdeydim. Çünkü uzun dönem askerliğini yapan Kadri kardeşim “abi bunu on yaşında çocuklar bile yapıyor artık” dediğinde “zamanı gelmiş demekki” dediğimi dün gibi hatırlıyorum.
Sırf bir zorunluluk olarak girdiğim çet hikayesine, bir figüran olarak da olsa, ben de katılmıştım böylece.
Çok şükür bir dönem figüran olarak kaldıktan sonra, senaryodan tamamen çıkarıldım. Bundan da gayet memnunum.
Herkes farklı amaçlarla yapıyor olsa da, özellikle dişiliğini ve kişiliğini test eden kadınların varlığını duymuştum. O da ne diye biraz kurcaladığımda , olay kendiliğinden çözüldü.

Mesela her zaman erkeklerin kadınları rahatsız ve taciz ettiğinden bahsedilir. Ancak yaratılış olarak yani vücut kimyası gereği, erkeklerin “her zaman” bir partner arayışında oldukları bilimsel bir gerçekliktir. Elbette medeni insan duygularını kontrol edebilen insandır ancak, çevre koşullarının da etkisiyle bu duygular zaman zaman kadında da, erkekte de tetiklenebiliyor.
Sonuçları malum. Cami avlularına bırakılan çocukların, yoldan geçerken annesi tarafından cebinden düşürüldüğünü mü zannediyorsunuz ?
Yıllar önceydi. Arkadaşlarımdan birisi, çette bir kızla tanıştığını söylediğinde, diğer arkadaşımın alaycı bir üslupla gülerek “kesin tipsizdir lan” dediğini hatırlıyorum. Tabii seneler önce olduğu için tam çözememiştim konuyu.
Halbu ki ne kadar basitmiş.
Vücut kimyası gereği, sürekli partner arayışı içinde olan erkeklerden bahsetmiştim ama, öyle ulu orta herkese de partner gözüyle bakmıyor bu cins. Ne yapıyor ?
Elbette ki bir beğeni süzgeci vardır tüm erkeklerin. Mekanizmasının nasıl çalıştığını onların da tam bilmediği, çok kompleks ve profesyonelce tasarlanmış olağanüstü ve yirmidörtsaat kusursuz çalışan bir filtredir bu filtre. Bir yaradılış mucizesi midir ?
Evet !

Karşısındaki kadına baktığında ilk bir saniyede, bi daha bakıp bakmayacağına karar verir bu filtre.
Kadın ya güzeldir, ya da değildir.
Ya cazibe merkezidir ya değildir.
Ya bakılıp sevap kazanılmalıdır, ya da bakılmayıp günaha girilmelidir.
Kadınlar bunu bilmezler mi ?
Öyle iyi bilirler ki.
Bu sebeple her zaman bakımlı ve hijyen olmaları gerektiklerini de iyi bilirler. Dikkat etmişsinizdir, yolda giderken, bakımsız, pejmurde, kirli, saçı sakalı birbirine karışmış bir erkek mi dikkatinizi daha çok çeker, yoksa aynı özelliklere sahip bir kadın mı ?
Bir kadın tabii ki. Çünkü insan tabiatı gereği, gözler hep güzeli arar. Güzellik de kadında cisimleşmiş ve anlam kazanmıştır.
Bazen öyle anlar vardır ki, günlük hayatta gördüğüm, kibar, bakımlı, kendine güvenen, ölçülü ve saygılı güzel kadınları beş dakika sonra unuturum. Ancak tam aksi özelliklere sahip kadınlar, kâbus gibi şu anda bile aklımdadır. Hafızamdan çıkmaz.
Kadınlar, çevreleri tarafından beğenilmek durumunda olduklarının bilincinde hareket ettiklerinden , sürekli bakımlı olmaya özen gösterirler. Tüm bunların yanında, kozmetik ve estetik harcamalarının günden güne artması olması gereken bir “sonuç”tur.
İşte kadınlardan bazıları gündelik yaşamlarında yaşadıkları türlü olaylar sonucunda dişiliklerini zaten test ederler. Dur bir test olayım demezler ama çünkü zaten bu sınavın içinde olduklarının bilincindedirler. Kişiliklerini ise, yine “belki de farkında olmadan”, kurdukları ikili ilişkilerde ispat gayreti içerisindedirler.
Gelelim testin sonuçlarına.
Çetten “o amaçla” beklentisi olan bayanların çoğunluğu, günlük hayatta bu testten başarısız not aldığını düşünenlerdendir. Oturup sınavım nasıl geçti diye düşünmezler ama, akşam klavyenin başına onları iten, bu duygudurum ve ruh halidir. Sosyal hayatta umduğunu bulamayan, cazibe merkezi olamadığını düşünen, ama bunun da ihtiyacı içinde kıvranan kadın son bir çare olarak bu dişiliğin ve kişiliğin test edildiği merkeze yani sanal aleme yönelir. Artık beşyüzonmilyonkilometrekarede yani yer küre de başaramadığı sosyal rahatlamayı, bilmem kaç inçlik bir ekran vasıtasıyla sanal bir dünya da yaşayacaktır. O bir donkişottur artık ve bütün erkekler de yel değirmeni…
Bir erkeği peşinden koşturmak mı istiyor ?
Kolay. Gerçek hayatta görüpde kıskandığı ve çoğu kez iç geçirdiği ilişki biçimlerinin en üst dereceden bile türevlerini artık alabilecek, kendince senaryolar kuracak, naz yapacaktır. Ve kimse onun aslında yetersiz bir kadın olduğunu anlayamayacaktır.
Eski iş yerinde bir kız arkadaşım, üniversitedeyken yaşadığı bir olayı anlatmıştı.

İsmi K.olan bu arkadaş, moda dergisinden güzel bir kadın fotoğrafı almış ve sanal sohbet anında ona bakarak kendini tarif etmeye başlamış.
Herhalde bu tip kadınlar, anlattıkları bu hikayelere erkeklerin inandıklarını falan düşünüyorlar ?
Gerçek şu ki, aklı başında bütün erkekler, “o özelliklerde” bir kadının asla çet yapmayacağını bilir. Yapsa bile gerçekten dostane bir sohbet, ya da entelektüel bir fikir alışverişi anlamında yapılır.
Bazı kadınlar, kendilerini Kılaudya Şifır gibi tanıtarak, sanal ortamda tüm ihtiyaçlarını giderebilirler. Ama kadınlara zaafiyeti en üst seviyede olan en salak erkek bile , kendisini Culya Rabırts ya da Pamela Endırsın gibi tanıtan bir kadının gerçekte, gargamelin karısı gibi olabileceğini bilebilecek kadar da zekidir.
Peki buna rağmen, kendini eli yüzü düzgün olarak tanıtan bir kadınla konuşmayı neden mi sürdürür ?
Bilmem (!)
Bu arada kadın yönünden, karşı taraf haddini aşarsa kadınsı bir “uyarı” ile uyarı bile yapabilecektir. Özgürce azarlayabilecektir mesela.
Artık reel dünyada katılma şansı bile bulamadığı, rakiplerinin yanında esamesi bile okunmayan kadın, sanal alemde testin kurucusu, yönetici, sınav kağıtlarının okuyucusu , soruların hazırlayıcısı, hepsinden önemlisi sınava katılan tek katılımcıdır.

Hal böyle olunca “birinci” daha sınav başlamadan zaten belli olmuştur bile.
Katılımcımız dişiliğini ve kişiliğini test etmenin tüm yollarını arayarak, bir çıkış yolu bulmuştur. O artık, her gün gördüğü ve imrendiği televizyondaki güzel mankenlerden biri gibi bile tanıtabilmiştir kendisini. Nick’ini de öyle bir tahrikkar seçmiştir ki, “slm” diye başlangıç “zarf” ı almaktan bıkmamış, bilakis, kendisine atılan her zarf, sosyal masturbasyonu için yeter de artar bir koşul olmuştur.
Hepinize bol reel günler dilerim…
Selâmetle…

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...