Ana içeriğe atla

DÜRÜSTLÜĞÜ KÖTÜYE KULLANMANIN ALTIN FORMÜLÜ


Dürüstlüğün sui-istimali yani istismarı olabilir mi ?
Olmaz mı, hem de o kadar güzel kötüye kullanılabilir ki dürüstlük. Kimse sizden şüphelenmez de. Çünkü yaptığınız riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliği, inanılmaz derecede etkili bir kılıfla kamufle etme ve gölgeleme şansınız mevcuttur.
Dürüstlükle.
Zaten moda değil mi, kimsenin hayır diyemeyeceği, aksini iddia edemeyeceği gerçekleri ve doğruları söyleyip prim yapmak ve itibar toplamak. Bu da onun farklı bir şekli aslında.
Peki nasıl olacak bu iş ?
Basit.
İlk yapılması gereken şey, karşınızdaki insan ya da insanlara, sosyal iletişim halinde olduğunuz toplum bireylerine, “dürüst olduğunuzun” karinelerini/emarelerini hissettirmekten geçiyor. Bunu da başarırsanız gerisi kolay. Ve gelelim altın formüle, bir cümleyle özetlenebilir :
“Ben kimseden bir şey gizlemem, ne sıkıntım ve derdim varsa, o kişinin yüzüne karşı söylerim”
Ne kadar etkileyici değil mi ?
Evet şeklen çok etkileyici bir cümle. Ama aslen ne kadar etkili, etkileyici olduğunu gösterecek kriter, söyleyen kişinin samimiyet derecesi.
Kişi, birinin yüzüne karşı bir şeyleri saydırırken ya da haykırırken, olası kişisel bir sorununu bastırma amacıyla bu işi yapmıyorsa, ne ala.
Ama ya aksi bir durum varsa.
Kişi sırf ihtiraslarının kurbanı oluyorsa ne demeli ?
Elbette insanların arksasından konuşmaktansa, sıkıntınızı o kişinin yüzüne karşı söylemek daha yerinde olacaktır. Ama bunun bir üst sınırı olması gerekir. Bir insanın arkasından konuşmamakla , yüzüne karşı saygısızca bazı şeyleri ifade etmek arasında hassas bir denge, ince bir çizgi vardır. Tıpkı delilikle dahilik arasındaki ince çizgi gibi...
Ben dürüst bir insanım, kimsenin arkasından konuşamam deyip, bir insana hakaret etmeye ya da saygısızca konuşmaya başlarsanız, o da yetmez karşı tarafı kırarsanız, bu işin dürüstlükle pek alakası kalmaz.
Onun ismi başka bir şeydir. Boşboğazlık, dengesizlik, patavatsızlık. Eksiklik.
Bir de yapılan bu hareket, “dürüstlük” adına yapıldığı için, dürüstlük de sui-istimale uğramış oluyor haliyle.
“Her söylediğini düşün, ama her düşündüğünü söyleme diyenler” boşuna bu lafı etmemiş yani...
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...