Ana içeriğe atla

EZBERLEMEK Mİ ZOR, ANLAMAK MI ?


İnsan beyni.
Kimileri hala insan beyninin sırrını çözmeye çalışa dursun, biz kendimizi ilgilendiren kısmıyla ilgilenelim. Bir konuyu beynimizin bir yerine yerleştirdiğimizde ya da yerleştirmeye çalıştığımızda bunu iki değişik şekilde yapabiliriz. Ya o konuyu ezberleyeceğizdir. Ya da anlayacağızdır.
Değinmek istediğim nokta, bazı durumlarda ezberlemenin dayanılmaz zorluğu ve neredeyse imkansızlığıdır. Bu ne demek ?
Öğrencilik hayatında çok karşılaşılan bir durumdur. Sözel derslerden yüksek not alan öğrenciler için özellikle kullanılır. O zaman karşıydım. Şimdi de karşıyım. Neye mi ?
Bir öğrenci hassaten/özellikle sözel derslerden yüksek not aldığında, belli bir kitleden hemen TSE damgalı eleştiri gelir : “ezberlemiş.”
İşte belli bir öğrenci grubu, kendince, sözel dersten örneğin tarih dersinden yüksek not alan öğrenci arkadaşını eleştiriyor. O’nun hakkında yorum yapıyor.
Aslında amaç şu, “ezberlemiş” tabirini kullanarak, çalışkan öğrenciyi pasifize etme gayreti var. Peki bu öğrenciler, bu yaklaşımı o yaşta bilinçli olarak sergilemiş olabilirler mi ?
Maalesef kısmen de olsa evet.
Çünkü onlar da “ezberlemek” kavramının arkasındaki “bayağılığı” “amiyaneliği” “hafifliği” “sıradanlığı” “basitliği” fark etmişlerdir ki bu kelimeyi kullanarak rakiplerini ekarte etmeye çalışmaktadırlar.
Halbuki belki de çocuk gerçekten anlayarak, konular ve olaylar arasında illiyet rabıtası/nedensellik bağı kurarak bu işi çözdü ?
Olmaz !
Kesin ezberlemiştir.
Ve gelelim asıl komediye; bir insanın ezberleyerek bir şeyler başardığını söylediğinizde o kişiyi aslında daha akıllı ve zeki kılıyorsunuzdur da farkında değilsinizdir.
Olay gayet basit. Bir konuyu ya da bir sorunun çözümünü ezberlediğini söyleyerek bir kişiyi küçültmeye gayret ettiğinizde, aslında o kişiyi zeka olarak yüceltiyorsunuzdur. Nasıl mı ?
Çünkü gerek sosyal bilimlerde, gerekse fen bilimlerinde öyle konular vardır ki, bir insanın bunu ezberlemesi imkansızdır. Bu iş ancak anlama ve kavrama yoluyla olabilmektedir. Örneğin dairenin alan formülünün -pi rekare- olduğunu ispatlamak için yaklaşık iki sayfa A4 kağıdı harcamanız gerekir. Ve bu alan formülünü ispatlayıp sonuçta -pi rekare- sonucunu bulan birine “aa, ezberlemiş” diyemezsiniz. Çünkü “aaa, ezberlemiş” derseniz, aslında adama Einstein muamelesi yapmış olursunuz. İçinde trigonometrik integral dönüşümlerini de içeren bu formülleri bir insan ancak “anlayabilir.”
Çünkü bu konuyu ezberlemek için ihtiyaç duyulan zeka, anlamak için ihtiyaç duyulan zekadan en az 100 kat daha üstündür.
İşte “aaa, ezberlemiş” dediğimiz zaman, iki kere düşünmekte fayda var.
Bazen küçülteyim derken, karşınızdaki insanı farkında olmadan inanılmaz bir şekilde yüceltiyor olabilirsiniz. Ona göre.
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …