Ana içeriğe atla

SİZİN HALA BİR TEĞMEN MÖRFİ'NİZ YOK MU ?


Yorgun ve uykusuz adam büyük bir telaş ve panikle tuşlara dokunuyordur. Bir telefon kulübesindedir. Heyecanla hem telefon kulübesinin içerisinden dışarıyı gözlüyor, hem de ulaşmak istediği kişiye ulaşamama endişesinden numaraları bazen yanlış tuşluyor ve bir daha arama başlatıyordur. Tek korkusu dışardan birisinin onu gözetliyor olma olasılığı ve ihbar edeceği endişesidir. Çok korkmuş ve gölgesine bile güvenemez bir durumdadır. Yorgun ve uykusuzdur. Sonra birden karşı tarafın telefonu çalar ve yorgun adam telefonda karşısına çıkan kişiye ilk olarak şunu söyler : “Bana teğmen mörfiyi (murphy) bağlayın.” Başka bir şey söylemez çünkü o anda güvenebileceği tek kişi o dur ve ondan başkasıyla konuşmasının hiçbir anlamı yoktur.
Yukarıdaki senaryoyu gözlerimizde canlandırdığımızda çok da yabancı olmayacağız bir sahne olduğunu fark edebiliriz. Çünkü Amerikan filmlerinde sık tekrarlanan sahnelerden birisidir bu sahneler. Bir kişi suçlu olmadığı halde suçlu olarak yansıtılır ya da kendisine resmi üniformalılar tarafından, ismini bile duymadığı suçlar isnat edilirse…
Ne olur bu durumda ?
İlk akla gelen kaçmaması gerektiği, çünkü kaçarsa suçsuz da olsa suçlu olarak görüleceği gerçeğidir. Öyle ya adama sormazlar mı, madem suçsuzdun niye kaçtın o zaman ?
Ama delilleri gün ışığına çıkartabilecek tek kişi o dur. Yani kurtuluşu ve kendisini aklaması için kaçmak zorundadır. Bunun içinde ona güvenen ve onun da güvendiği bir kişi mutlaka olmalıdır. Bu kişi teğmen mörfidir.
Faklı bir kişiden, teğmen mörfi’den (murphy) bahsedeceğim. Hiç şüphesiz teğmen murphy’dek mörfi sembolik bir isim. Öyle biri yok aslında.
Ancak bu tarz filmlerde görmeye alıştığımız bu sahnelerde olay genelde şu şekilde cereyan eder. Oyuncu genellikle bir iftiraya ya da komploya kurban gitmiştir. Çok büyük bir suç onun üzerine kalmıştır. İşin daha da kötüsü, komplo organizasyonu sıfır hatayla tezgahlandığından bütün deliller oyuncumuzun aleyhine işaret etmektedir. Ve ne yazık ki kendisi ise masumdur ve bu masumluğunu kimseye anlatamamaktadır. Görüldüğü yerde tevkif edilecek ve içeri tıkılacaktır. En yakını, komşuları, yakın arkadaşları bile kendisine inanmamaktadır. Yeterince hayal kırıklığı yaşamıştır zaten. Bu noktada birisi yetişir imdadına. O kişi “teğmen mörfi” dir. İzleyici ise gerekli mesajı alır. Aslında izleyici o anda çok keyiflenir. Çünkü perde gerisindedir ve başrol oyuncusunun suçsuz olduğunu bilir. Ama duyması gereken kişi henüz duymamıştır. Teğmen bunu mutlaka duymalıdır ki başkahramanımız bu beladan kurtulabilsin.
Adı geçen kişinin ne kadar önemli bir isim olduğunun farkında değil misiniz ?
Çevrenizdeki tüm kapılar, en güvendiğiniz kapılar size kapanmışken, hala arayabilecek ve derdinizi anlatacak birisi var. O kişiyle aranızdaki bağı düşünsenize bir.
Biliyorsunuz ki sizi sadece o anlayabilecek ve bunun için çok da özel bir gayret sarf etmenize gerek olmayacak. “Yemin ederim ben suçsuzum” demeniz yeterli olacaktır. Zaten o kişi de sizi çok iyi tanıdığından ve aranızda güven esasına dayalı organik bir gönül bağı oluştuğundan derdinizi rahatlıkla anlatabileceksinizdir. Suçsuzluğunuzu haykırdığınız esnada seçerek kullandığınız kelimelerden gerçekten suçsuz olduğunuza kanaat getirecek bir kişi olacaktır o kişi.
İki insanın arasındaki mükemmel dostluğun ve birbirlerini anlamanın geldiği son noktadır teğmen mörfi örneği.
Bu yüzden diyorum ki, hayatta herkesin bir teğmen mörfi’si olmalı. Ne zaman, nerede, nasıl bir koşulda ve ne şekilde kendimizi savunmak zorunda kalacağımız konusunda bir garantimiz olmadığından, uzaklarda da olsa bir yerde bir teğmen mörfiniz mutlaka olsun.
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …