Ana içeriğe atla

SOSYAL PSİKOLOJİDE MUTLAK GERÇEKLİK ARAMA HATASI



İnsanlar arası ilişkiler, çok farklı bileşenleri bünyesinde barındıran ilişkilerdir. Milyarlarca insan, her gün değişik düzlemlerde, değişik şekillerde pek tabii ki sosyal alanda birbirleriyle iletişim ve etkileşim halindedirler.
İnsan da, salt varlık olarak farklı düşünce ve davranış şekilleri geliştirmiştir kendi kendine.
Genel olarak her davranış, ya da günlük olaylarlarda karşılaşılan aksiyonlara karşı verilen her reaksiyon, aslında nev-i şahsına münhasır/sui generis/kişiye özel bir durumu gösterir gibi görünse de, aslında yaygın eğilimi yansıtmaktadır.
Tekrar ediyorum; günlük yaşamda, insanların verdiği tepkiler ve kişisel olarak sergiledikleri davranış biçimleri, aslında kişiye mahsus gibi algılansa da, sosyolojik anlamda yaygın bir eğilimi yansıtmaktadırlar.
Bunları şu sebeple söylüyorum :
Özellikle son birkaç aydır, bu sayfalarda işlediğim konularda, insan davranışları ve sosyal psikoloji orjinli bazı yazılar yazdım. Altını özellikle çizmek istediğim nokta, bireylerin hareketleriyle ilgili yaptığım yorumların ve tespitlerin, aslında yaygın eğilimi yansıttığı gerçeğidir. Bu sadece benim yazılarıma ilişkin bir genel durum değildir.
Genel olarak sosyolojik faktörlerle donatılmış tüm argümanlar aynı gerçeği zaten yansıtmaktadır.
Yani, bireyler , bireylerin toplum karşısındaki tutum ve davranışları, bireylerin kendi aralarında gelişen ilişkilerindeki tutum ve davranışları hakkında yaptığım yorumların aksini elbette bir sav olarak öne sürebilirsiniz. Sürebilirsiniz çünkü bunlar matematiksel bir doğruluk arz etmiyor olabilir. Hatta arz etmemektedir. Zaten sosyolojik anlamda girdilerden, bu matematiksel netlikte çıktılar beklemek yanlış olur. Çünkü konumuz sayılar değil, insandır.
Çünkü konumuz oksijenin ozona dönüşmesi değil, insandır.
Çünkü konumuz serbest düşme hareketi değil, insandır.
Çünkü konumuz solunum neticesinde kaç ATP çıkacağı değil, insandır.
Sosyal olaylar hakkında yaptığım tespitler, insanlar hakkında yaptığım yorumlar, laboratuar koşullarında test edilmemiştir. Sadece benim ki mi ?
Hayır. Hiç kimsenin ki test edilmemiştir.

Çünkü teknik olarak böyle bir şey pratikte imkansızdır. Yapılan her yorum, her koşulda, her çağda geçerli olmayabilir. Hatta cari dönemde, aynı olaylara, kişiler farklı tepkiler de verebilir. Zaten aksi olsaydı , yaptığım tespitler “sosyal bilimler” bağlamında değil “pozitif doğa bilimleri” temelinde değerlendirilirdi.
Son tahlilde, eğer yorum yaptığınız konular, üzerinde fikir yürüttüğünüz konular, birey olarak insanı ya da bir bütün olarak toplumu ele alıyorsa, o zaman yaptığınız yorumların ya da belirlediğiniz tespitlerin hilafına/aksine düşünceler her zaman ortaya konabilir. Bu durum, ne sizin yaptığınız yorumun yanlışlığı, ne de karşı tarafın yaptığı yorumun daha doğru olduğu anlama gelir. Bu sadece şu anlama gelir :
Sosyal psikoloji ya da bireysel psikoloji ile ilgili , yani konusu insan olan konularla ilgili tespit ve yorumlar genel doğa yasaları gibi değişmez ve mutlak değildirler. Her şekilde bu görüşlerin aksiliği ortaya atılabilir. Zaten ülke yönetim şekilleri ve hatta bizim “siyaset” dediğimiz şey de bu yüzden ortaya çıkmamış mıdır ?
Bu sebeple, sadece yazdığım yazılar için söylemiyorum. Genel olarak sosyal psikoloji ile ilgili yazılan her hangi bir yazıyı okuduğunuzda da ; “hiç öyle olur mu canım” yaklaşımı sergilemeyin. Evet sizin bulunduğunuz çevreye ya da görüşe göre böyle olmayabilir. Ama konumuz insan ve unutmayın ki yeryüzünde sayısız millet ve milyarlarca farklı insan var…
Selametle…

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...