Ana içeriğe atla

TEFRİKA ETMEK


Tefrika işini hiç sevmem. Yani bir haberi ya da bir konuyu alıp, her gün farklı bir açıdan işlemeyi. Kısaca buna, bir konuyu ya da meseleyi günlerce gereksiz yere uzatmak da diyebilirsiniz.
Bir haber ya da konu, bir kaç sebepten dolayı tefrika edilmiş olabilir. Amacını aşan tefrika mahiyetindeki haberlerde, işin içinde bir şey olduğu hemen hissedilir. Ya haberdeki özne çok reyting getiriyordur da, yayıncılar bu fırsatı kaçırmak istemezler. Ya da yayıncılar, reyting kaygısı olmadan yalnızca o kişi ya da kurumu yani konu öznesini hedef gösterme amacındadırlar. Bunda da elbette bir çıkarları vardır ve kamuoyunu kendi istekleri doğrultusunda düşünmeye sevkediyorlardır.
Yani bir konuyu alıyorsunuz, günlerce işliyorsunuz. O haberde ki kişi ya da kurumu hedef göstermek istediğinizde bu çok etkili bir yöntem olabiliyor. Bunun yanında da bir konu ya da gündem maddesi hakkında, hitab ettiğiniz kitlenin sizin gibi düşünmesini sağlıyorsunuzdur.
Hepsini bir kenara bırakın, tefrika mahiyetindeki haberler, bilgisel anlamda eksikliğiniz ve yetersizliğinizin de bir ifadesidir. Çünkü yaratıcı bir düşünceye sahip olmayan beyniniz tefrika haber üreterek günü kurtarmaya çalışır. Konuyla ilgili çok komik kabul edilebilecek bir teferruat, büyük bir fotoğrafla sanki çok önemli bir detaymış gibi okuyucunun önüne sunulabilir.

Eskilerin tabiriyle bu bir fasid daire yani kısır döngüdür. Konu bulmakta güçlük çekiyorsanız, ısıtıp ısıtıp aynı konuyu okuyucunun önüne koymak ne kadar akılcıdır ki ?
Bana göre ise istisnalar dışında, bir konu günlerce işlenmemelidir. Yani lüzumsuz yere tefrika edilmemelidir. Çünkü bir süre sonra, konuyla ilgili çok küçük bir ayrıntı ya da sıcak bir gelişme, çok rahatlıkla manşet haber olarak sunulabilir.

Çünkü zaten haberin günlerdir yayınlanıyor olması sebebiyle bir okuyucu ve takipçi kitlesi kendiliğinden oluşturulmuştur. Bu aşamadan sonra konuyla ilgili basit bir ayrıntı bile dikkat çekici bir hale gelmiştir. Böylece basında yaratıcı haberler oluşmasının da önüne ket vurulmuş olmaktadır. Normal koşullarda sadece tek bir gün yayınlandığında hiç bir şekilde haber özelliği olmayacak bir haber, tefrika edilmiş bir yazı dizisinde çok önemli, dikkat çekici şekilde kamuoyuna sunulan bir ayrıntı niteliği kazanabilir.
Siteyi yakından takip edenler, geçmiş yazılarıma şöyle bir baktığında bugüne kadar sadece müslüman bir türk kızının din değiştirmesini iki kere arka arkaya mevzuu yaptığımı göreceklerdir. Kaldı ki bu bile bir tefrika olarak değerlendirilmemelidir.

Çünka sadece iki kere yazılmış bir konuydu. Tuğçe Kazas'la ilgili yazdığım yazıdan bahsediyorum.
Sadede gelelim : bazı konular vardır ki, toplumun belli bir kesimini değil, büyük bir kesimini de değil, tamamını ilgilendirir. Öğrenilmesinde kamusal bir fayda olan konuların değil iki kere, günlerce tefrika edilmesinin ve bunun basın camiası tarafından bu şekilde kabul edilmesinin çok doğru olduğunu düşünüyorum.
Amacım kesinlikle bir Kurtlar Vadisi Irak tefrikası yaratmak değil. Ancak konunun hassasiyeti ( bkz.31.12.2005 tarihli yazım ) o kadar önemli ve tüm kamuoyunu ilgilendiriyor ki, her ne kadar bu konuyla ilgili toplam iki kere yazacağım demiş olsam da filmin yayınlacaağı gün olan 3 Şubat 2006'ya kadar, bir kaç bardak suda, çok fırtınalar kopacak gibi görünüyor.
Baksanıza bugün kü Hürriyet ve Sabah gazetelerine. Tamamen 31.12.2005' deki yazımızda yazdıklarımızı doğrular mahiyette yayınlara imza atmışlar. Hem de ikisi de manşetten vermişler bu haberleri.
Önümüzdeki günler büyük değişiklik ve çalkantılara gebe.Hatta, Türkiye kamuoyu konuyla ilgili ikiye bile bölünebilir. Geniş düşünenler ve sığ düşünenler diye. Geniş düşünenler, konunun tespit ve teşhis ettiğimiz şekilde cerayan ettiğinden bahsedecekler. Ancak bir kısım, Kurtlar Vadisi Irak filminin, ortadoğudaki güç dengelerini yeniden belirlemede etkili bir faktör olduğunu kabul etmeyecekledir.
Hatta lüzumsuz yere sahte düşmanlar üretildiğinden ve anlamsız yere komplo teorileri üretildiğinden bahsedeceklerdir.
Kişisel görüşüm, asıl bu kişiler "gerçekten neler olup bittiğini" herkesten çok daha iyi bilen kişilerdir. Ve tehlikenin büyüklüğünü bildikleri için konuyu önemsiz gösterme girişimlerinden bir taaviz de vermeyeceklerdir.
Ben diyorum ki, bugün itibariyle ŞAFAK : 30. Otuz gün sonra Kurtlar Vadisi Irak gösterime giriyor. O güne kadar kesin bazı sıkıntılar yaşanacaktır. Özellikle bazı gerginliklerle karşılaşılabilecektir. Zaten Kadıköy'de bir avukat savcılığa başvurmuş ve nihai olarak filmin A.B.D.'nin çıkarlarına hizmet ettiği gerekçesiyle gösteriminin durdurulması için suç duyurusunda bulunmuş bile...
Ne diyim, şafak 30. Önümüzdeki otuz günlük süreçte ve daha sonrasında konuyla ilgili çarpıcı yenilikler yakalarsam, yaratacağım "Kurtlar Vadisi Irak" tefrikasına şimdiden hazırlıklı olun.
Selametle....

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …