Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

MUTFAKTAKİ ADAM

Büyük bir bina ya da eşsiz bir plaza...
İnsana parmaklarının ucunu yedirtecek kadar lezzetli bir yemek...
Gişe rekorları kırıp, ödüle doymayan bir film...
Hepsinin ortak yönü en iyi olmaları insanların dikkatlerini üzerlerinde toplamalarıdır.
Büyük bir binayı ya da eşsiz bir plazanın inşaatında çalışan işçileri görürsünüz de mimarı pek ortalıkta yoktur. İsmi ya bilinir ya bilinmez.
İnsana parmaklarının ucunu yedirecek kadar lezzetli bir yemeği masanıza getiren bir garsonu görür, onunla iletişim kurar, bahşişi de ona verirsiniz. Arkadaki aşçıyı görmeden oradan çıkıp gidebilirsiniz bile...
Gişe rekorları kırıp, ödüle doymayan bir filmin baş karakterlerini özel hayatlarıyla birlikte titizlikle incelersiniz. Ve hatta bazen incelemenize gerek kalmaz çünkü zaten onları tanıyorsunuzdur. Ama yönetmenin adını ya duymamışsınızdır, ya da adını duyduğunuzda sadece "aa evet yönetmen şu kişiydi" diyebilecek kadar tanıyorsunuzdur.
Örnekler elbette arttırılabilir. Ama büyüteç tutmak istediğim &quo…

TOPLUMLAR SINIF ATLAR MI ?

İnsanlar sınıf atlar mı ?
Atlar. Kim ne derse desin, kerhen de olsa sınıfsal bir ayrım yapmak zorunda kalmış olmam bir kenara, insanlar sınıf atlar. Pek tabii ki bu sınıf atlama işi parayla olur. Paran varsa, artık hayatının bir kare öncesindeki gelir gurubuna girmiyorsun demektir. Bu sayede de kabaca sınıf atlamış oluyorsundur. Hepimizin bir yakını ya da bir kaç yakını mutlaka bir sıçrama yapmıştır. Belki de bu satırları okuyan siz de nispeten daha düşük bir gelir gurubundan, bir üst gelir grubuna girmiş olabilirsiniz.
Bu şunun için önemlidir ; mikroekonomik açıdan özellikle Türkiye için söylüyorum, 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının alınmasından sonra herkes bir şekilde "yolunu bulabileceği" bir iktisadi sistemin ortasında bulmuştur kendisini. Şaşkınlar bir şey yapamazken, kimisi de, kendisini ortasında bulduğu bu sisteme bir sarmaşık gibi sarılmış ve gereğini de yapmıştır.

*Laissez faire laissez passer artık Türkiyededir.
(Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler anlamında…

VAKİT YOK

Aynı meslekten olduğumuz, aynı ortamı paylaştığımız, aynı sıkıntılarla cebelleştiğimiz, aynı bakkaldan alışveriş yapıp, aynı minibüse bindiğimiz insanların sorunu hep aynıydı : Vakit yok !
Şu yazıyı okudun mu ?
Vakit yok.
Şu konuyla ilgili habere baktın mı ?
Vakit yok.
Durdum düşündüm, eğer benim kullandığım yirmidört saat, onların kullandığı yirmidört saate eş değerse, vakit nasıl yoktu ?
Durdum düşündüm ve buldum. Sorun vakit olup olmamasında değil, öncelik sırasındaydı.
Evet vakitleri yok. Ama neden ?
Dürüst olmak lazım, bana da arkadaşlar soruyorlar, iks dizisini seyrettin mi ?
Cevabım : vaktim yok.
Demek ki “vaktim yok” cevabı doğru.
Ve fakat diğer yandan da, vakit var hem de hakkaniyete en uygun şekilde, örneğin bir gün için yirmidört saat olarak herkese eşit dağıtılmış.
Ama işlerimizi, taleplerimizi, isteklerimizi, tercihlerimizi bir sıralamaya tabi tuttuğumuzda, herkesin öncülleri farklı oluyor. Bu da gayet normal.
Sizin için önemli olan bir konu, başkası için çok da önemli olmayabilir. Si…

gitar/lir/bir kaç evrak-ı metruk

üç silahşör bi şey kuşanacaktı...
biri eğilip yerden mızrağı aldı, tepesine gitarını geçirdi...
diğeri mızrağı aldı, tepesine "lir" ini geçirdi...
sonuncusu da bir kaç sayfa kağıt parçası...
işte hepsi bu...
selametle


İŞ HAYATI VE KİŞİSEL GELİŞİM

Orta öğrenim kurumlarında öğrenim gören gençlere sıklıkla hatırlatılan bir gerçeklik vardır.
O da, iş hayatına atıldıktan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağı, arkadaşlık, dostluk gibi değerlerin ikinci plana atılacağı ve herkesin kendini düşünmek zorunda kalacağı gerçeğidir. Hatta bu acı hatırlatma, öğrencilere, sadece orta öğrenim kurumlarında değil, Türkiye'nin en seçkin üniversitelerinin amfilerinde bile, üst düzey akademisyenlerce yine aynı şekilde sıklıkla hatırlatılır. Bu hatırlatmanın temelinde ise, iş hayatındaki vahşi rekabet ve mücadele ortamında ayakta kalmanın çok zor olduğu gerçeği yatmaktadır.
Böyle bir rekabet ortamından bahsedildiğinde insanın aklına ilk anda şunlar gelir ; demek ki, işyerinde yırtıcı ve yırtık olunmalıdır.

Başarılı ve sıra dışı olduğu sarahaten belli olan bir çalışma arkadaşının başarıları mümkün olduğunca görmezden gelinmeli ve ilgili kişi pasifize edilmeye çalışılmalıdır.
Çünkü; o kişi bir süre sonra sizin yerinizi alabilir ve siz eski gö…

GRUP

Benim henüz hiç bir stüdya çalışmasını izleme fırsatı bulamadığım meşhur grup. Prova öncesi dinleniyorlar. Kadıköy'deki bir fest fuudçudayız.
Terto'nun geçtiğimiz bayram tatilinde geldiği İstanbul ziyaretinde çekilen bir fotoğraf.
En solda bi şeyler içen, insanlık tarihi ve yeryüzünün görüp, şahit olduğu, çapkınlığı artık mitolojik bir boyut kazanmış terto...
Üç yeşilliden en soldaki Suvar Ergun.(vokal)
Onun yanında ki yeşilli (ortadaki)Türkiye'nin en iyi davulcularından, şu anda Bulutsuzluk Özlemi ile birlikte çalışan Berke Özgümüş.
Yıllardır dinlediğim bir gruptu Bulutsuzluk Özlemi. İlk 1990'lı yıllarda Acil Demokrasi adlı çalışmasıyla tanımıştım.
Suvar bana, "gel stüdyo çalışmamız var dediğinde" herhalde dedim, bir kaç amatör arkadaş güzel güzel sanat icra etmek için bir araya geliyorlar.
Sonra ekşi sözlük gugıl mugıl falan bi girdim adam meşhurmuş. Yani Berke'den bahsediyorum.
Valla Berke'cim fotoğraflarınızı çekerken ortalama bir müzik adamı olduğunu zan…

HOŞ GÖRÜ VE HOR GÖRÜ

İnsan, günlük yaşantısında, çevresiyle ilişkilerinde olmasını istemediği ya da kabullenmekte güçlük çektiği bir çok durum ya da aksiyon ile karşılaşır. Bazen bunlara gerektiği yerde, gerektiği şiddette reaksiyon verir, bazen de susar. Tepki vermez. Neden ?
Çünkü karşılaştığınız her istenmeyen olayda tepkinizi ortaya koyar, bir şeylerin, olmasını istediğiniz şekilde cereyan etmesini sağlamaya çalışırsanız hem itici olursunuz, hem de tepki toplarsınız. Ve pek tabii ki bir de bunların üzerine, istediğiniz şeyin yerine getirilmesini de başaramazsanız, "mağlup" gömleğini alıp üzerinize giyersiniz.
O zaman ne yapmak gerekir ?
Hoş görülü olmak gerekir. Hoş görü, kişinin hem sinirlerini yıpratmaz, hem de her istediğinin olamayacağını görmesi noktasında nefsinin bir bakıma terbiye ve disipline edilmesi anlamına gelir. Öyle ya, çevresinde yaşanan olayların, istemediği ve tasvip etmediği bir istikamette geliştiğinin farkına varan insan, bir süre sonra bu olaylara müdahale etmeden hoş görm…

BAŞARI

Başarılı bir protesto eylemi...
Tarih : 13 Şubat 2006 P.tesi
Yer : Yeryüzü
Konu : Çin Halk Cumhuriyetindeki Hayvan Katliamı ve bir demokratik tepkinin, en etkili şekilde ortaya konması...
Çin Halk Cumhuriyetindeki köpeklerin vahşice canlı canlı katlinden bahsediyorum...
Bu sayede mevzuudan bihaber olanları da haberdar etmiş olmanın ayrıcalığı...
Sadece kollektif bilincin neleri başarabileceğini gösteren bir organizasyon...
Bilinçli,sistemli,eşgüdümü sağlanmış, ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirilmiş başarılı bir girişim...
Hiç şüphesiz konuyla ilgili bir kitap yazılıp aynı gün onbinlerce de olsa ücretsiz dağıtılsaydı bu kadar etki bırakmazdı...
Aslolan aksiyondur !
İşte bu kadar.
İtiraf etmeliyim ki beni en çok etkileyen, bu protesto eyleminin, Türkiye dışında da dünyanın bir çok ülkesinde aynı anda gerçekleştirilmiş olması...
İsmini bilemediğim çok sayıda kahraman var bu işin ağırlığını omuzlarına alan.

İsmini bildiğim ise iki kişi.
Birincisi; yukarıdaki fotoğrafta ameliyatlı burnu ve ş…

ÖZGÜRLÜK PARADOKSU

Farkında mısınız ?
Tek bir dil konuşuyoruz ancak aynı kelimeleri kullanmış olsak da her platformun farklı bir dili var.

Nasıl mı ?
Örneğin, konuşma dili diye ayrı bir dilden bahsederiz.

Sonra yazım dili diye ayrı bir dil daha vardır.
Telefonda ki konuşma dili ise apayrıdır.
Hiç tanımadığımız birisiyle telefonda konuşurken nispeten daha kibar ve ölçülü olmamız gerektiğini hepimiz biliriz.
Ben yıllardır hep şunu söylerdim.

Bazı insanların, "muayyen kelimeleri" diğer insanlardan farklı olarak diledikleri zaman kullanma hakları vardır. Bu görüşüme mesnet olarak da, dünyaca ünlü best-seller kitapların sahibi yazar Yaşar Kemal'in seneler önce ATV de katılmış olduğu ve yine Ali Kırca'nın yönettiği Siyaset Meydanı adlı programda kullandığı bir kelimeyi örnek gösteririm. Normal koşullarda, ülkenin münevverlerinin katıldığı ve fikirlerin çatıştığı canlı yayında ki bir meydan da, -hele ki bu meydan siyaset meydanıysa- insanların dilediği kelimeleri kullanamayacağı açıktır.
Hani rec…

HANDAN DEMİRALP

Şimdi birisini düşünün. Türkçeyi en güzel kullanan birisi olsun. Yine o kişiyi düşünün, insanı derinden etkileyen bir sesi olsun. Sonra bu kişi eğitimli ve zeki olsun.
Yetmedi.
Ege Üniversitesi, Basın Yayın Yüksekokulu , Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirmiş olsun.
TRT Spikerlerinden Handan Demiralp’den bahsediyorum. Bahsediyorum ama ben spiker demek istemiyorum. Spiker dendiğinde, önündeki kağıttan ya da prompter dan okuyan kişi geliyor akıllara. Bu sebeple ben, salt spiker sıfatından hoşnut değilim. Eğitimci ve yazar sıfatlarının bu sebeple eklenmesi gerekiyor. Çünkü öyle.
Bir dönem televizyonda yaptığı programları ve prodüktörlük görevi icrasına değinmeden geçmiyorum.
Kendisi neden mi önemli ?
TRT Radyolarının ilk ve tek çevre-hayvan hakları programı olan “Nuh’un Gemisi” nin yapımı ve sunumu işini üstlendi.
Erzurum Devlet Tiyatrosu bünyesinde “okuma olanağı olmayan çocuklar yararına” bir oyun sahneledi ve başrol oynadı. Aslında bu başarılarını uzattıkça uzatabiliriz. Ulusal v…

ÇITA

Çıta deyince ilk aklıma gelen ; uçurtma yaparken, o muhteşem altıgeni oluşturmama yardım eden düzeneğin adı. Aslında düzenek değil, materyal. Üç tanesini ahenkli bir tasarım oluşturacak şekilde birleştirdiğinizde aklıma ilk çocukluğum gelir.
Bir de spordaki yüksek atlamada, direkler arasında sabit ve yatay duran çıta vardır. Çıta yükseldikçe oyun zorlaşır. Aşmak daha zordur yüksek çıtayı. Direkler arasındaki çıta yüksekse, sporcunun da profesyonelliği gündeme gelir. Öyle ya, çıtanın yerden yüksekliği nispeten aşağıda olduğunda her gelen üzerinden rahatlıkla geçebilir.
Dikkat çekmek istediğim şey, yerden nispeten daha yüksek olan çıtaların temsil ettiği yükseklikte birbiriyle rekabet halinde olan sporcular, diğer sporculara göre daha kalitelidir. Kaliteden kastım ne ?
Bir kere daha iyi eğitilmiş.
Sağlam kafa sağlam vücutta olduğuna göre, daha zeki.
Daha zeki ve daha iyi eğitilmiş olunca daha da başarılı olmaları kaçınılmaz oluyor.
Bir önceki çıtanın yüksekliğine göre, nispeten daha alçakta o…

ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YER

Oyun: Ateşin Düştüğü Yer

Levent Kırca ve ekibi üstün performansını yine sergiledi.











İstanbul karlar altında...
Bütün yolları kar kaplamış...
Ancak gece yarısına kadar sürmüş olsa da tiyatronun yolunu tutmuştuk
bir kez...
Koltukların tamamı doluydu.
Oyun çıkışı yorgundu sanatçı...
El salladı o kadar.
O ekibe ve ellerine sağlık sevgili Levent Kırca.


( Fotoğraflar oyun esnasında, oyuncuları rahatsız etmeden flaşsız çekilmiştir)

PARTNERİ OLANIN CAZİBESİ

Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte, gençler arasında ki kutuplaşmalar başlar. Ancak bu kutuplaşmanın cinsiyet temelinde yaşandığını anlamak hiç de güç değildir. Mahalle arasında kız erkek karışık oyun oynayan çocuklar, yaşları ilerledikçe ve kimliklerinin farkına varmaya başladıkça, arkadaş olarak hem cinslerini seçmeye başlarlar.
Bu öyle bir tercihtir ki, sanki iç güdüsel olarak, özellikle okullarda gözlemlenebildiği üzere, kızlar kendi aralarında, erkekler kendi aralarında gruplar oluşturmaya başlarlar. Teneffüslerde kızların birlikte, erkeklerin de başka bir yerde birlikte toplanmaları, hafta sonları toplanıp bir yerlere gitmeler...Yetişkin olarak hayata ilk adım atılmıştır artık.
Bu dönemde partner arayışı başlar. Erkekler jöleli saçlarıyla ve imkanları yoksa babalarının parfümlerini kullanarak bu platformda yerlerini almaya başlamışlardır.
Sahnenin diğer ucunda genç kızlar vardır. Kızlar da pek farklı değillerdir. Artık anneyle birlikte iştirak edilen komşu gezmeleri ve kadın …

araban mı var derdin var !

Ayıptır söylemesi, araban mı var ?_ derdin var !Tamam biliyorum bu espri çok bayat ama ne yapiim galeriye gittim. Baktım güzel bi tane. küt diye oturdum içine. Off be ne de güzel kuruldum...

KURTLAR VADİSİ IRAK

Oliver Stone’u bilir misiniz ?
Kendisi bir yönetmendir. Ayrıca Amerika’lıdır. 1978 yılında bir filmin senaryosunu yazmış bu kardeşimiz.
Gece Yarısı Ekspresi.
Hani şu meşhur film. Türkiye’nin aşağılandığı ve kötülendiği film. Yıllarca üzerimizden atamadığımız, uluslar arası arenada bir çok defalar bize yüklediği olumsuz imajı yüzünden sıkıntılar çektiğimiz bir film. İşkence sahneleri olan film.
Neymiş efendim bir Amerika’lıya Türkiye’de ki cezaevinde kaba davranılmış. İşkence edilmiş.
Her neyse. Olayı önemsiz göstermeye çalışmıyorum. Ama Türkiye'nin sınırlarından içeri giren her Amerikan vatandaşını sorgu odalarına alıp işkence etmiyoruz ya.
Ya da ülkede yaşayan Amerikalılar’ı sırf Amerikalı oldukları için taciz etmiyoruz, ayrımcılık etmiyoruz ya !
Yani böyle münferit bir olaydan sonra kalkıp bizi tüm dünyaya eblehçe jurnallemek niye ? Hem de beyaz perdeyi araç olarak kullanarak !
Oliver efendi 2004 Aralığında Türkiye’ye geldiğinde bi de hiç sıkılmadan şöyle diyordu : Yaşanan bu sıkıntılar…

ÇÜŞ

Bir konu hakkında farklı fikirler öne sürmek, o fikirleri savunmak ilk bakışta başarılı bir entelektüel faaliyetin neticesi olarak telakki edilebilir. Ancak durum her zaman öyle değildir. Bazı konular vardır ki, insanları birbirine bağlar, kutsal ve mukaddes bazı öğeleri hususiyetle üzerinde taşır. İşte bu gibi konularda yorum yapmadan, fikir bildirmeden önce biraz daha dikkatli olunması gerekmektedir.
Bakın işin mutfağında sistem nasıl çalışır ?
İlk önce mutfaktaki aşçılar tarafından “hedef ülke” ya da hedef ülkedeki “hedef kitle” itina ile belirlenir. Ama çoğunlukla bu hedef ülke daha önceki çok deneyimli aşçı başlarından otomatik olarak devralınmıştır.
Daha sonra o hedef ülkedeki yerleşik kurallar ve bazen de dini öğeler bir bir sorgulanır. Amaç, işin mutfağında olanların işine gelmeyen kişi, kurum, kuruluş veya inançların tasfiye edilmesidir.
Tasfiye hareketi başlamıştır artık. Bir gün bakarsınız bir yerlerde bir şeyler olmuş. Alışılmadık, rahatsız edici...
Ne oldu demeye kalmadan, mem…