Ana içeriğe atla

ÇÜŞ


Bir konu hakkında farklı fikirler öne sürmek, o fikirleri savunmak ilk bakışta başarılı bir entelektüel faaliyetin neticesi olarak telakki edilebilir. Ancak durum her zaman öyle değildir. Bazı konular vardır ki, insanları birbirine bağlar, kutsal ve mukaddes bazı öğeleri hususiyetle üzerinde taşır. İşte bu gibi konularda yorum yapmadan, fikir bildirmeden önce biraz daha dikkatli olunması gerekmektedir.
Bakın işin mutfağında sistem nasıl çalışır ?
İlk önce mutfaktaki aşçılar tarafından “hedef ülke” ya da hedef ülkedeki “hedef kitle” itina ile belirlenir. Ama çoğunlukla bu hedef ülke daha önceki çok deneyimli aşçı başlarından otomatik olarak devralınmıştır.
Daha sonra o hedef ülkedeki yerleşik kurallar ve bazen de dini öğeler bir bir sorgulanır. Amaç, işin mutfağında olanların işine gelmeyen kişi, kurum, kuruluş veya inançların tasfiye edilmesidir.
Tasfiye hareketi başlamıştır artık. Bir gün bakarsınız bir yerlerde bir şeyler olmuş. Alışılmadık, rahatsız edici...
Ne oldu demeye kalmadan, memleketin diğer bir ucundan çok farklı bir haber daha gelir. Bu sefer de ne oluyoruz demeye kalmadan, domino taşlarından birinin yerinden oynatıldığını fark edersiniz.
Mutfaktaki aşçıların ve emir aldıkları aşçıbaşlarının elinde bir liste vardır. Hiçbir zaman “bugün hangi yemeği pişireceğiz acaba” diye kafaları karışmaz bunların. Çünkü önlerinde haftalık, aylık bazen de çok uzun vadeli planlar, projeler vardır. Yirmi otuz ve bazen elli ya da yüz yıllık plan ve “büyük projeler” !
Yemek seçimi de itina ile yapılır. Hazımsızlık ve sindirim sorunu yaratacak yemekler her dönem sunulmaz. Bakılır .
Ortam müsait mi değil mi ?
Toplum bu dönem bu yemeği kaldırabilir mi kaldıramaz mı ?
Ve karar verilir. Yemeklerin servisi süslü tabaklarda başlamıştır artık.
Tüm bunlar olurken, bir güruh vardır ki, hastalıklıdırlar. Hayattan hiçbir ümitleri kalmamıştır. Sağlıksız bünyeleri , mönüdeki bayat yemeklerden etkilenmeyecek, etkilense de onlar için çok önemli olmayacaktır. Hatta, sağlıklı bünyeye sahip insanların, aşçıların hazırladığı bu mönülerden yiyerek zehirlenmesi onları tam tersine mutlu edecektir. Çünkü düştükleri açmaza, yaşadıkları buhrana, sağlıklı bünyeleri de peşlerine takıp ekleyerek rahatlayacaklardır.
Önemli olan şudur.
Mukavemet yani dayanımın üst sınırını unutmayalım. Dayanım ve tahammül bir noktaya kadardır.
Biliyorsunuz ki, insan bünyesinde özellikle “mide fesadı” denilen bir sağlık sorunu vardır.
Kaldıramayacağından fazlasını bir bünyeye yüklerseniz, sonuçta ya mide fesadı oluşur, ya da maalesef kişi kusar !
İşte filmin koptuğu an bu kusma anıdır. Artık yenilen gıdanın, tadına tuzuna, faydasına zararına bakılmaz. Bakmak gibi bir şansı da yoktur insanın. Mide ile beyin oturup ortak bir karar vermişlerdir artık. Ve bu kararı uygulamak için bir an bile beklenilmez.
Kusulur !
Hem de mutfağın ta orta yerine, aşçıların ya da aşçı başıların suratına...
İşte son günlerdeki namaz tartışmalarına bu açıdan bakmak çok sıhhatli olacak gibi görünüyor...
Diyeceğim o ki, öyle karma namazmış, açık kapalı namazmış, kavram kargaşalarına da girilmesin.
Unisex (yuniseks) namaz densin.
Olsun bitsin.
Hem jan janlı bi ifade, böylece kompleks duymamıza da gerek yok.

Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …