Ana içeriğe atla

ÇITA


Çıta deyince ilk aklıma gelen ; uçurtma yaparken, o muhteşem altıgeni oluşturmama yardım eden düzeneğin adı. Aslında düzenek değil, materyal. Üç tanesini ahenkli bir tasarım oluşturacak şekilde birleştirdiğinizde aklıma ilk çocukluğum gelir.
Bir de spordaki yüksek atlamada, direkler arasında sabit ve yatay duran çıta vardır. Çıta yükseldikçe oyun zorlaşır. Aşmak daha zordur yüksek çıtayı. Direkler arasındaki çıta yüksekse, sporcunun da profesyonelliği gündeme gelir. Öyle ya, çıtanın yerden yüksekliği nispeten aşağıda olduğunda her gelen üzerinden rahatlıkla geçebilir.
Dikkat çekmek istediğim şey, yerden nispeten daha yüksek olan çıtaların temsil ettiği yükseklikte birbiriyle rekabet halinde olan sporcular, diğer sporculara göre daha kalitelidir. Kaliteden kastım ne ?
Bir kere daha iyi eğitilmiş.
Sağlam kafa sağlam vücutta olduğuna göre, daha zeki.
Daha zeki ve daha iyi eğitilmiş olunca daha da başarılı olmaları kaçınılmaz oluyor.
Bir önceki çıtanın yüksekliğine göre, nispeten daha alçakta olan çıtalarda birbirleriyle yarışan sporcular ise, farklı kalitededirler.
Bir kere öncekilere göre daha iyi eğitilmiş değildirler.
Daha iyi eğitilmedikleri için, daha başarılı da değildirler. Çünkü zaten başarılı sporcu olsalar, çıtanın yüksek tutulması gerektiğini bilmiş olurlardı.
Günlük yaşantımız bundan farklı mı ?
Elbette değil. Yaşadığınız ve bulunduğunuz çevrede çıta yüksekteyse, birlikte olduğunuz insanlarda daha kaliteli olmaktadır. Örneğin iki profesör arasında polemik olmuş bir argümanın kalitesiyle, iki ortaokul öğrencisinin, bir soru için yaşadıkları polemiğin kalitesi bir olabilir mi ?
Tabii ki hayır.
Elbette ki rekabet, tartışma, insanların birbirlerini çekememesi insanın olduğu her platformda olur. Hatta olmalıdır da. Ama önemli olan, bu uyumsuzlukların ve sürtüşmelerin çıtanın yüksek olduğu bir boyutta yaşanması gerektiğidir.
Çıtaya somut ve son örneğim şöyle olsun. Ahlaki yönden oldukça dejenere olmuş, sokakta yaşayan, iki gencin, herhangi bir konuda birbiriyle kavgasında ağza alınmayacak galiz sözler sarf edilirken, nedense, çıtası yüksek iki insan arasında aynı küfürlü sözler benzer şiddette kullanılmamaktadır.
Ya da birbirleri aleyhinde faaliyette bulunan iki kişiden bir tanesi, diğeri hakkında hiç de hoş olmayan yakışıksız dedikodular üretip bunların yayılmasından haz alırken, çıtası yüksek iki kişi arasındaki bir kavga en fazla birkaç kaba saba sözle geçiştirilip, mesele bir an önce tatlıya bağlanmaya çalışılmaktadır. Önceki yazılarımda söylediğim gibi, anlattıklarım genel eğilimi yansıtmaktadır. Yoksa bahsettiğim sosyal realitelerde, matematiksel kesinlik/gerçeklik ve mutlaklık arama hatasına sakın düşmeyin.
Kızlarla tanışmaya çalışan iki arkadaştan birinin diğerine yaptığı aşağıdaki hatırlatma her zaman kulaklarımdadır :
-Abi tamam, takılalım ama, (paçozları göstererek) mümkünse her kıza değil ! Hiç değilse çıtayı yüksek tutalım...

Son tahlilde, bi kere yüksek çıtalı insanların yaşadıkları sorunlarda , anlaşmazlığa girdikleri konularda sıkıntılarını dile getirme ve tepkilerini ortaya koyma ölçütleri yüksektir. Ve tabii ki, en önemlisi sıkıntı yaşadıkları, anlaşmazlığa düştükleri konular bile daha kalitelidir...
Yaşam zeminine dikilmiş iki direk var. Biri geçmişimiz, bir diğeri de geleceğimiz. İkisi arasında da yaşam zeminine göre konumlandırdığımız bir çıtamız mevcut.
Gelin o çıtayı olduğundan daha yükseğe çıkarmaya çalışalım.
Çıkarabildiğimiz, üzerinden takılmadan karşı tarafa geçebileceğimiz kadar da çıtamızı yükseltelim.
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Türkiye'nin yeminli düşmanları ve Türk halkının kurmay zekâsı

Bir tâcir.
Parmağı kesilse, yaraya nasıl müdahale  etmesi gerektiğini bile bilmeyebilir.  Ancak, ticâri  zekâsı sayesinde bir bakarsınız, özel  hastane  açmıştır.
Bu sâyede de, serum sistatin C’nin,  kreatinin klirensine alternatif olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bile yorum yapabilecek çok sayıda tıp doktorunun patronu olmuştur.
Bir  vatandaş.
Yüksek tahsilli olmayabilir.  Uluslararası ilişkilerde yüksek lisans derecesi de almamıştır.
Siyaset bilimi ile ilgili tarihî kitaplar okumamış, idâre hukuku konusunda hiç donanım sahibi de değildir.
Ama, ama !
Basireti, vizyonu, sezgileri, zekâsı, ön  görüleri, gözlem, sentez ve mukayese yeteneği sayesinde siyasî atmosferi koklamayı çok iyi biliyordur.
Bu sayede, memleketinin, ülkesinin, vatanının  dostunu,  düşmanını  çok iyi kavramıştır.
Yaşadığı ülkenin gerçek dostu kim, gerçek düşmanı kim?
Hain nedir, ekmek yediği kaba  pislemek nedir? Bunları cevaplamak için tereddüt duymaz. Hedefi on ikiden vurur.
Bu kişi hele bir de  yaşadığımız  coğr…

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…