Ana içeriğe atla

MUTFAKTAKİ ADAM

Büyük bir bina ya da eşsiz bir plaza...
İnsana parmaklarının ucunu yedirtecek kadar lezzetli bir yemek...
Gişe rekorları kırıp, ödüle doymayan bir film...
Hepsinin ortak yönü en iyi olmaları insanların dikkatlerini üzerlerinde toplamalarıdır.
Büyük bir binayı ya da eşsiz bir plazanın inşaatında çalışan işçileri görürsünüz de mimarı pek ortalıkta yoktur. İsmi ya bilinir ya bilinmez.
İnsana parmaklarının ucunu yedirecek kadar lezzetli bir yemeği masanıza getiren bir garsonu görür, onunla iletişim kurar, bahşişi de ona verirsiniz. Arkadaki aşçıyı görmeden oradan çıkıp gidebilirsiniz bile...
Gişe rekorları kırıp, ödüle doymayan bir filmin baş karakterlerini özel hayatlarıyla birlikte titizlikle incelersiniz. Ve hatta bazen incelemenize gerek kalmaz çünkü zaten onları tanıyorsunuzdur. Ama yönetmenin adını ya duymamışsınızdır, ya da adını duyduğunuzda sadece "aa evet yönetmen şu kişiydi" diyebilecek kadar tanıyorsunuzdur.
Örnekler elbette arttırılabilir. Ama büyüteç tutmak istediğim "mutfaktaki adam" dır.
Mutfaktaki adam farklıdır, mutfaktaki adam özeldir.
Mutfaktaki adam özgündür.
Kendini teşhir etmez, etmek istemez.
Fikir ve becerinin özel bir sentezidir mutfaktaki adam.
Yaratıcıdır.
Üretir.
Çoğu kez görünmekten, anılmaktan, bahsedilmekten, reklam olmaktan korkar. Hepsinden öte bunlara ihtiyacı da yoktur. Bu binayı, tasarımını ben yaptım demez. Birileri bahsederse ne güzel, bahsetmezse çok önemli değildir. Mutluluğunu en yakınındaki ama konuşamadığı, karşı karşıya oturup sohbet etmek istediği ama edemediğiyle yani kendisiyle paylaşır.
Garson, siz restoranı (restaurant) terk ederken birden ortaya fırlayıp kendini işaret ederek "varya o çorbayı ben yapmıştım" demez.
Son günlerde izlediğiniz bir film varsa düşünün. Yönetmeninin ismini hatırlıyor ya da biliyor musunuz ?
Önemli değil, o da zaten bilinmek isteseydi, emin olun ki sizin hafızalarınıza kazınmayı çok iyi becerirdi.
Sadece o mu ?
Ahçı da istese yemeğin üzerine kendi adını ve soyadını usülüne uygun yazabilir... Yani sizin, garsona "bu ne anlama geliyor" diye soru sormanızı sağlayacak koşulları rahatlıkla oluşturabilirdi...
Eğer tesadüfen elinize geçen bir kitabı okuyup bitirdikten sonra, "bunun yazarı kimmiş ya" diye merak ediyorsanız, işte o yazar da mutfaktaki adamdır...
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …