Ana içeriğe atla

PARTNERİ OLANIN CAZİBESİ


Ergenlik döneminin başlamasıyla birlikte, gençler arasında ki kutuplaşmalar başlar. Ancak bu kutuplaşmanın cinsiyet temelinde yaşandığını anlamak hiç de güç değildir. Mahalle arasında kız erkek karışık oyun oynayan çocuklar, yaşları ilerledikçe ve kimliklerinin farkına varmaya başladıkça, arkadaş olarak hem cinslerini seçmeye başlarlar.
Bu öyle bir tercihtir ki, sanki iç güdüsel olarak, özellikle okullarda gözlemlenebildiği üzere, kızlar kendi aralarında, erkekler kendi aralarında gruplar oluşturmaya başlarlar. Teneffüslerde kızların birlikte, erkeklerin de başka bir yerde birlikte toplanmaları, hafta sonları toplanıp bir yerlere gitmeler...Yetişkin olarak hayata ilk adım atılmıştır artık.
Bu dönemde partner arayışı başlar. Erkekler jöleli saçlarıyla ve imkanları yoksa babalarının parfümlerini kullanarak bu platformda yerlerini almaya başlamışlardır.
Sahnenin diğer ucunda genç kızlar vardır. Kızlar da pek farklı değillerdir. Artık anneyle birlikte iştirak edilen komşu gezmeleri ve kadın günleri, kaçamak yapılan makyajlar, saçlara gösterilen özel önem, genç kız üzerindeki ağırlığını önemli ölçüde hissettirmektedir. Bunlara bir de, evden çıkıldığında kısalan etek boylarını muhakkak eklemeliyiz. Evden çıkarken, bel çevresinde içe doğru katlanılıp, gömleğin altından kamufle edilerek, kısaltılan etek boyları, okulda ve dışarıda aynı kısalıkta devam edecektir...Ta ki, akşam eve dönüş saati gelene kadar. Babaya da yakalanmamak ön koşuluyla elbette.
Bu şekilde tam olarak ne istediği de belli olmayan gencin istediği şey kısa sürede ona göz kırpacaktır. Öyle ya, bunca çabalar boşa gitmeyecek ve ilk zamazingoya ulaşılmış olacaktır. İşte süreç çalışmaya başlamıştır.
İleri yaşlarda olması hayal edilen muteber bir ilişkiye kadar dönecek olan bu mekanizmanın dişli çarkları da, hayat sahnesinin localarında yerini almaya başlamıştır. İlk’ler yaşandıktan sonra yaş ilerler ve herkes aldığı ağır darbelerle ya yaşanan yumuşak düşüşlerle kendine bir yol bulmaya devam eder.
Genç kız artık yetişmiş ve yetişkin olmuştur. Erkek de buna paralel bir ilerleme kaydetmiştir. Ancak ileri dönemlerde netleşen bir tavır dikkat çekmektedir. Bir erkek, asla diğer bir erkek arkadaşının eşi ya da bayan arkadaşı hakkında sıra dışı yorum yapmaz. Çünkü yorum yapmaktan hoşlanmaz. Çünkü yorum yapmak aklına bile gelmez. Çünkü erkek beyni, her şeye rağmen, “özel” e saygılıdır. İstisnalar elbette vardır. Zaten gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde okuduklarımız daha çok bu istisnalarla ilgilidir (!)
Diyelim ki çok güzel yalnız bir bayan, bir erkekle birlikte olmaya başlamışsa, erkeklerin genel olarak üç aşağı beş yukarı yorumları standarttır.
“ Helal olsun”
“Yabancıya gitmemiş abi !”
“Allah sahibine bağışlasın”
Çünkü bir erkek bilir ki, bir kadın yabancı bir erkeğe aitse, bu konu artık indirilip kaldırılmaz. Özellikle bu konu şaka ya da espri kaldıracak bir konu değildir. Aslında kriter evlilik de değildir. Önemli olan, bir bayanın bir erkeğe ait olduğunun kamuoyu önünde tescillenmesidir. Yani bu sevgili olarak da , eş olarak da olabilir. Hepsinden daha dikkat çekici olan ise, bir erkeğin gözünde, başka bir erkekle çıkan bir bayan, ya da evli bir bayan asla ve asla yönelinilmemesi, tevessül, teveccüh ve tercih edilmemesi gerekendir. Bir bayan evliyse, ölçülü olunulur.
Erkek jargonuyla söyleyecek olursak, bir bayanın sahibi varsa o bayanla “öyle bir şey” düşünülmez. Bu yasa, erkeklerin kendi aralarında geliştirdikleri ve hiçbir şekilde de dillendirme ihtiyacı duymadıkları bir yasadır. Ve hatta bu yasa öyle bir yasadır ki, yazılı da değildir. Ama erkekler değil bu yasayı ihlal etmek, ihlal etmeye bile girişmezler. Cezai müeyyidesi çok ağır olan bu yasayı kadınlar ihlal ederler mi ?
Hem de zevkle.
Kadınların gözüyle bakacak olursak, “partneri olan erkeğin dayanılmaz cazibesi” şeklinde de özetleyebiliriz bu durumu.
Bir erkeğin bayan arkadaşı ya da eşi varsa, işte o erkek kadınlar için “asli cazibe” unsurunu oluşturur. Evli erkek cazip erkektir, eşi olan erkek cazip erkektir yani.
Görülmektedir ki, erkekler cihetinden çok ağır yaptırımlarla donanmış olan yukarıda bahsetmiş olduğumuz yasa, nedense kadınlar için geçerli olmamaktadır. Olmamaktadır çünkü bir kadın, bir erkeğin, başka bir bayana ait olduğunu bildiğinde o erkeğe daha farklı davranır. İlgi duyar. Ancak ilgisinin kaynağı “beğenisi” değildir. Yani yalnızca “görüntüde ilgi duyulan” erkeğin yakışıklı ya da çekici olması birinci öncelikli bir durum değildir.
Önemli olan o erkeğe sahip bir bayanın varlığıdır. Ya da resmi tersten okuyalım. Bir bayanın sahip olduğu bir erkeğin varlığıdır önemli olan.
Kadınların bu tutumunun tetikleyicisi, sadece kadın olmalarından kaynaklanan “sarkma” özgürlüğünü kullanmalarıdır. Çünkü asla ve asla kimse tarafından eleştirilmeyecekler, sorgulanmayacaklardır. Bu özgürlük kapısının arkasında iki gizli kapı daha vardır.
İlk kapıyı açalım.

Partneri olan bir erkeğe yönelmek zevklidir.
Partneri olan bir erkeğin dikkatini çekmek daha hoştur. Çünkü o erkek aslında “partnerini seçerek” zaten bir tercih yapmıştır. Ama tercihini yapmasına rağmen, kendisine ufak bir göz kayması ya da iltifat çok değerli olabilecektir. Çünkü artık bir alternatiftir kendisi.
Öyle ya, bir kadın düşünün. Evli ya da partneri olan bir erkeğin kendisine ilgi duyması ya da ilgi göstermesi mi daha heyecan vericidir yoksa partneri olmayan bir erkeğin ilgi duyup, yakınlık göstermesi mi ?
Elbette ki kadın birincisini tercih edecektir. Çünkü birinci durumda, kendisi “seçilmişin alternatifi” dir. Yani sarktığı erkeğin “seçtiği karısına” alternatif durumdadır. Gerçekte tam bir alternatif olmasa da en azından şeklen böyle bir görüntü oluşmaktadır. Kısa bir örnek verelim. Çok güzel bir arabanız olsun. Ya da en azından sizin çok sevdiğiniz bir arabanız olsun. Hiç arabası olmayan bir insanın sizin arabanıza ilgi ve hayranlıkla bakıp, arabanız hakkında sorular sorması mı sizin için daha değerlidir ?
Yoksa en azından iyi ya da kötü arabası olan birinin sizin arabanıza yönelmesi ve arabanız hakkında sorular sorup ilgisini belirtmesi mi sizin için daha değerlidir ?
İkinci kapı.
Kadın, partneri olan bir erkekle ilgilenirken, bir bakıma da kendi ilişkisi ya da muhtemel ilişkisi için sonuçlar çıkarmaya çalışır. Çoğunlukla mukayese yapar. Onların ilişkisinin ayrıntılarını öğrenip sorgulamaya çalışır.
Neresinden bakarsanız bakın, partneri olan bir erkeğe ilgi duymak, onunla farklı bir boyutta ilişki kurmak kadının yeniden şahlanışının ve dirilişinin sembolüdür. Ezikliği yoktur artık. Çünkü değil sıradan bir erkeğin kendisine ilgi duyması, bir kadına sahip bir erkek ona ilgi duyup yönelmiştir. Sempati duymuştur.
Ne kadar mutludur artık...
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …