Ana içeriğe atla

VAKİT YOK




















Aynı meslekten olduğumuz, aynı ortamı paylaştığımız, aynı sıkıntılarla cebelleştiğimiz, aynı bakkaldan alışveriş yapıp, aynı minibüse bindiğimiz insanların sorunu hep aynıydı : Vakit yok !
Şu yazıyı okudun mu ?
Vakit yok.
Şu konuyla ilgili habere baktın mı ?
Vakit yok.
Durdum düşündüm, eğer benim kullandığım yirmidört saat, onların kullandığı yirmidört saate eş değerse, vakit nasıl yoktu ?
Durdum düşündüm ve buldum. Sorun vakit olup olmamasında değil, öncelik sırasındaydı.
Evet vakitleri yok. Ama neden ?
Dürüst olmak lazım, bana da arkadaşlar soruyorlar, iks dizisini seyrettin mi ?
Cevabım : vaktim yok.
Demek ki “vaktim yok” cevabı doğru.
Ve fakat diğer yandan da, vakit var hem de hakkaniyete en uygun şekilde, örneğin bir gün için yirmidört saat olarak herkese eşit dağıtılmış.
Ama işlerimizi, taleplerimizi, isteklerimizi, tercihlerimizi bir sıralamaya tabi tuttuğumuzda, herkesin öncülleri farklı oluyor. Bu da gayet normal.
Sizin için önemli olan bir konu, başkası için çok da önemli olmayabilir. Sizin birinci öncülünüz, karşıdakinin sonuncu tercihi ya da diğerinin ilk tercihi sizin son tercihiniz olabilir. Fakat nedense bunu ifade ederken “yukarıda anlattığım gibi” açıklamayız da vaktimiz yok deriz. Sözün özü, bir gün yirmidört saatse ve bu yirmidört saat hepimize de eşit olarak dağıtılmışsa, “vakit yok” diye bir şey olmaz. Peki ne vardır ?
İnsan hayatında öncelikler vardır. Günlük ihtiyaçların ve kişisel tercihlerin öncelik sırasına göre dizildiği bir de skala.
Yirmidört saatlik süre çalışmaya başladığında, ilk bölmeden başlayarak, tercihlerimizi yerine getirmeye başlarız. İlk bölmeden başlayarak diyorum çünkü herkes kendisi için daha önemli olan işlerini ve hobilerini birinci bölmeye koymuştur zaten.
Son bölmeye gelene kadar ise, yapacağını yapar ve bakar ki son bölmede zaman dolmuştur.
İşte “vakit yok” cevabı, son bölmedeki işlemleri gerçekleştiremeyenlerin verdiği cevaptır.
Bu arada yukarıda söylediklerim aslında olması gerekendir de aynı zamanda. Öyle ya, tüm insanlar tornadan çıkmadığına göre, milyarlarca insanın homojen yapıda olmasını beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır. Peki ben ne demek istiyorum o
zaman ?
Muhakkak ki herkes birbirinden farklı ve kişisel eylemlilikleri de heterojen. Ancak “kişisel gelişim” , “okuma”, “anlama” “sorgulama” gibi evrensel değerler vardır ki, hiç değilse bu kavramlar toplumsal skalamızın birinci öncelikli ortak çarpanı olmak zorundadır.
Bilmem, sizce öyle değil mi ?
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …