Ana içeriğe atla

ÇARŞAMBANIN PSİKANALİTİK VE ANALİTİK İNCELENMESİ

Bugün Çarşamba.
Yıl, ay önemli değil. Çünkü bugün yalnızca çarşamba.
Çarşamba günü nasıl bir gündür ?
Bir işyerinde istihdam edilmiş insanların gözlüğüyle bakalım çarşamba gününe…
Çalışan bir insan gözüyle yani.
Şöyle düşünebilirsiniz ; haftanın daha başka altı günü varken, neden Çarşamba gününün psikolojisini inceliyoruz ?
Kabul ediyorum. Pazartesi, Salı, Perşembe,Cuma, Cumartesi ve Pazar. Elbette bu günlerin de çalışanlar üzerinde yarattığı farklı duygu durumlar vardır. Ancaaak, Çarşamba günü hepsinden daha farklıdır.
Daha iyi ya da daha kötüdür demiyorum.
Çalışanlar çarşamba günü daha mutlu ya da daha mutsuzdur da demiyorum.
Farklıdır diyorum. Nedir bu fark ?
Çünkü, çarşamba günü bir geçiş günüdür.
Haftanın ilk çalışma günü olan pazartesi gerginliğiyle işe başlayan çalışan, salı günü yaşanan bir ısınma evresinden sonra kendini Çarşamba gününde bulur.
Aslında bir belirsizlik günüdür de Çarşamba günleri. İlk iki çalışma gününde işe adaptasyon tamamlanmıştır. O yönden rahattır ancak hafta sonuna da daha iki üç gün vardır. Çalışan bir yönden haftanın ilk yarısını tamamladığı için bilinçaltından sevinirken, hafta sonuna da daha bir o kadar zaman kaldığını bilir.
Ama kesin olan, Çarşamba günü “uç” bir gündür. Çalışan için bir “maksimum” nokta yani bir “tepe noktası” dır. Çünkü zirveye ulaşmak için , Pazartesi ve Salı günü gibi iki “bela” gün atlatılmıştır. İki sıkıntılı günle bedel ödenmiştir.
Sancılı başlayan haftanın üçüncü günü olan çarşamba günü kriz atlatılmak üzeredir. Psikolojik bir sınır günüdür o gün…
Tansiyon yükselmiş, ulaşabileceği son noktaya gelmiştir. Perşembenin hafta sonunu çağrıştıran o gizemli “adı” yakalanmıştır akşam saatlerinde…
Çarşamba akşamından sonra, artık hafta sonuna “yumuşak bir geçiş” süreci başlamıştır. Çünkü arkasından gelecek olan Perşembe ve Cuma artık bir “yumuşak geçiş”, “yumuşak iniş” günüdür.
Hatta Cuma günü ne kadar yoğun olursa olsun, haftanın son iş günü olmasının rehavetsel mutluluğu da çalışan kitlenin üzerindedir.
Çarşamba gününü sosyal açıdan tahlil ettikten sonra, sıra Çarşamba gününün matematiksel analizine geldi.
Matematiksel açıdan, çalışan bir insan için, pazartesi başlayıp, cuma günü sonlanan “bir haftalık süreç”, denklemi y = -x2 olan bir parabole benzer…
Parabolün kolları aşağı doğrudur, çünkü yerel bir maksimum noktasına ihtiyaç vardır. İşte bu yerel maksimum noktası Çarşamba günüdür.
Çarşamba gününün koordinatları olan “ r ” ve “ k ” noktası ise, yerel maksimum noktasına karşılık gelir.
Bu durumda şekilde gördüğünüz standart denklemi

f(x)= -ax2+ bx+c olan fonksiyonun
(lütfen bi bakın şu şekle ve -x, +x yatay eksenini izleyin)

[ x1 , r ) aralığı , Pazartesi ve Salı gününü,

( r, k ) koordinatları Çarşamba gününü,

( r , x2 ] aralığı ise Perşembe ve Cuma gününü temsil eder.

Üç aralığı da matematiksel açıdan analiz edelim.


1.aralık :

Bu durumda [ x1 , r ) aralığına dikkatle bakacak olursak, x1 seviyesinde zaten dipte yani “moral sıfır” şeklinde başlayan bir Pazartesi günü, çalışanı zorlamakta ve ( r, k ) noktasının temsil ettiği Çarşamba gününe ulaşana kadar oldukça emek sarf edilmekte ve sanki “dik bir yokuş” çıkmak durumunda kalınmaktadır.
İşte bu aralıkta, Pazartesi sendromu / zorlanması ve Salı günkü işe adaptasyon ve sıkıntı süreci vardır.


2.aralık :
İlk safha atlatıldıktan sonra aslında işin en zor kısmı başarılmış, “ o dik yokuş” aşılmış, “zirve” ye çıkılmıştır. Şu anda çalışan kişi, koordinatları ( r , k ) olan Çarşamba günündedir. Bedelini ise iki günlük önceki süreçle yani Pazartesi ve Salı günüyle ödemiştir. Bundan sonra çalışanın işi aslında kolaydır. Çünkü bu noktadan sonra psikolojik mukavemet sınırı atlatılmıştır. Nasıl mı ?
Üçüncü safhayı izleyelim :


3. aralık :
Sosyal analizde, yumuşak geçiş ya da yumuşak süreç olarak bahsettiğim aralık :
( r , x2 ] aralığı.
Yani Perşembe ve Cuma günlerinden bahsediyorum. Birinci türevin sıfıra eşit olduğu Çarşamba gününden sonra artık ilk üç günlük sürecin verdiği rahatlıkla, çalışanımız kendini haftaya teslim edebilir. Çünkü cumaya kadar artık o kadar da zorlanmayacaktır. Zorlanmaktan kastım, iş yoğunluğu değildir. Çünkü hafta sonlarının özellikle Cuma günlerinin bazı sektörlerde ( örneğin turizm/bankacılık ) ne kadar yoğun olduğunu iyi bilirim.
Çalışan kişi, Cuma gününe kadar artık o kadar da zorlanmayacaktır derken kastettiğim şey : işe olan ısınma sürecinin artık iyice ivmelenmiş ve adaptasyon şiddetinin yüksek olmuş olmasıdır.
Biraz önceki dik yokuş şimdi daha rahat atlatılan, işe daha iyi adapte olunmuş, sabah yataktan kalkmanın , haftanın ilk gününe göre daha kolay olduğu bir sürece girmiştir. Yumuşak iniş, şekilde de görüldüğü gibi, Perşembe ve Cuma gününü anlatır bize…
İşte bu kadar (not: grafiğin sol alt köşesine, yanlışlıkla diskriminant

<0

yazmışım...>0 olacaktı) Selametle


2 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …