Ana içeriğe atla

BAŞLIKTA ZORLANDIM



Birazdan okuyacağınız yazı tamamen teorik bir sınıflandırmadan ibarettir. Örnekler teorik olarak ele alınmış, günümüzdeki siyasi partilere bir "dokundurma" amacıyla, ya da okuyucuya "bir şeyleri" işaret etme amacıyla yazılmamıştır. Bunun ispatı da yazının tüm dünya ülkelerindeki siyasal oluşumlar için geçerli olduğuyla kanıtlanmıştır. Yani evrensel ve tüm zamanlar için geçerli mahiyettedir. Başlayalım mı...?
Liberal bir siyasi parti düşünün. Haklar ve özgürlüklerden dem vursun. Sonra fikir ve vicdan hürriyetinden bahsetsin. İktisadi hayattaki hür teşebbüsü kendine şiar edinsin. Ekonomik sınırların kaldırılmasının, ülkeye sıcak para girişinin, yabancı sermayenin, seküritizasyon kredilerinin son tahlildeki faydalarından bahsetsin. Ülkeler arası ticaretin ve ulusal ticaretin geliştirilmesinin başta insana, sonra topluma getireceği yararlardan bahsetsin. (1776) Adam Simith'i yüceltsin de yüceltsin...
Bir siyasi parti daha düşünün. İktisadi ve siyasi yelpazenin solunda kalsın. Demokratik sosyalist yani sosyal demokrat ya da radikal sol olsun.
Karl Kautsky' ci ya da Karl Marx' çı olsun. Antagonist çelişkilerden ya da bunların ortak bir zeminde uzlaştırılabileceğinden bahsetsin.
Her koşulda ilericilikten, çağdaşlıktan bahsetsin. İhracata ya da ithalata kısıtlama getirilebileceğinden, örneğin kamu iktisadi teşebbüslerinin (kit) devlet üzerinde bir yük olmadığından bahsetsin. Parti programlarına sendikal haklarla ilgili bir dolu yükleme yapmış olsun. Her şekilde gelir dağılımındaki adaletsizliği gidereceğinden bahsetmiş olsun...
Ve son olarak bir siyasi parti daha düşünün. Özünde yukarıdaki her iki sistemi de red etsin ve parti programına referans olarak ilahi bir kudreti yani bir kül olarak "din" i alsın. Ekonomik ve sosyal hayatı bu kurallara göre düzenlemekten dem vursun, ekonomik çöküntünün beraberinde ahlaki çöküntüyü de doğuracağından bahsetsin...
Elimizde üç farklı sistemi benimsemiş düşünce yapısına sahip siyasi oluşum var. Şimdi hakkaniyeti bozmadan, kafalarınızı da karıştırmdan, sırasıyla bu üç siyasi partinin yöneticilerinin, kurmay kadrolarının ya da kurucu üyelerinin bir yolsuzluğa bulaştığını düşünelim. Genel başkanlarını da hedef tahtasına oturtalım. Bakın neler olur ve asla ne olmaz ?
Birinci parti yani liberal dediğimiz partinin ilgili kişileri bir yolsuzluğa bulandıklarında, ya da yetkilerine yönelik bir sui-istimal gerçekleştirdiklerinde, hepimizin aklına, o ilgili kişilerin yargılanması gerektiği gelir. Sadece yargılanmaları gerektiği mi ?
Hayır.
Örneğin gül gibi partiyi ne hale soktuklarından, aslında iyi bir yönetimin elinde olsaydı, belki de iktidara bile gelebilecek bir parti olduğundan bahsederiz. Yok eğer zaten iktidardaki bir partiyse, bu iktidarın uzun sürmeyecek oluşundan yine o ilgili kişileri sorumlu tutar ve her fırsatta dile getirirdik. Yani normal verilmesi gerekli tepkileri verirdik.
Hakkaniyeti bozmadan sırayla gidiyoruz.
Yine aynı şekilde sol tandanslı bir siyasi partinin içinde gerçekleşen bir yolsuzluk haberi alsak, ya da yetkili organlarının bir takım istismarlarını işitsek, ilk aklımıza gelen "bu kişilerin zaten bu partiyi yönetemediği" ya da "ne hale getirdikleri" olur. Tıpkı liberallere verdiğimiz tepkiyi bu gruba da veririz.
Ve sıra kritik partide.
Örneğin Almanya' daki hristiyan demokratlar...
Ya da A ülkesindeki dini öğeleri daha çok öne çıkaran B partisi...
Bu partinin üyeleri, kurucu üyeleri, kurmay kadroları, bir yolsuzluk, bir usülsüzlük yaptığında, ya da bununla ilgili bir şaibe ortalığa saçıldığında, ilk aklımıza gelen nedir ?
Diğer iki oluşuma verdiğimiz tepkileri veririz. Peki sadece bu kadar mı ?
Hayır. Zaten sorun da burada. Hızımızı alamaz ve devam ederiz. "İşte bunlar böyledir !" "Din adına yola çıkarlar ama gördüğünüz gibi bu dini savunanların hepsi böyledir".
Tabii verdiğim tepki örnekleri bire bir aynı olmayabilir. Zaten burada amaç şunu vurgulamaktır.
Birinci liberal partimiz bir vukuat işlediğinde, hiç birimiz Adam Simith' i ya da liberal düşünce sistemini sorgulamayız. Çünkü aklımıza bile gelmez. Yolsuzluk ya da usülsüzlüğün kaynağına "şahısları" koyarız. O kadar.
Tıpkı sol tandanslı bir partideki usülsüzlük ya da yolsuzluğun kaynağına " Karl Marx ya da Karl Kautsky" yi koymadığımız gibi.
Yani bir bütün olarak, tüm saldırıları ilgili şahıslar üstlenir. Siyasi hareketin baş aktörlerini yargılayıp sorgulamaktan, ideolojinin kendisinin de tartışmaya açılabilmesi gerektiği kimsenin aklına gelmez. Siz hiç Liberal A partisinde yaşanan bir yolsuzluktan dolayı, kapitalist sistemin özünün eleştirildiğini duydunuz mu ?
Ya da halkın kendi arasına konuşurken, bu işin müsebbibi olarak, kapitalizmin kendisini gördüğünü söylediğini duydunuz mu ?
Çok zor.
Tabii aynı örnek sol partiler için de geçerli. Burada da sanık sandalyesine oturtulmayan , Karl Kautsky ile Karl Marx oluyor haliylen...
İşte hangi ülke olursa olsun, dini öğeleri ağır basan bir siyasi parti , yapacağı siyasi bir manevra hatasının bedelini hem kendisi öder, hem de temsil ettiği dini görüşü de sanık sandalyesine oturtur.
Tüm bu sebeplerin ışığında diyebilirim ki, dünyanın hangi ülkesi olursa olsun, dini öğelerle sembolize edilmiş siyasi oluşumların işi diğerlerine göre daha zordur. Çünkü onlar, yaptıkları stratejik hataları tolere edecek taktikler geliştiremezlerse, kamu vicdanında ki yargılanmaları da "çift yönlü" olacaktır.

Birinci yön, kamu vicdanında kendilerinin yargılanması, ikinci yön ise kamu vicdanında temsil ettikleri "din" in sorgulanmasıdır...
Biz ise şu sonucu çıkarmalıyız. Bir siyasi partide ciddi bir aksama yaşandığında, ya sadece o siyasi oluşumun temsil ettiği ideolojiyi yargılayalım, ya da sadece vukuat işleyen yetkilileri...Ya da her ikisini birden.
Öyle işimize geldiği gibi bazen şunu, bazen de bunu olmaz...
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …