Ana içeriğe atla

EN İYİ YAZAR YARIŞMASINDA JÜRİ OLMAK


Herşeyin kolayı olduğu gibi, yarışmaların da kolayı vardır. Yarışma, yani bildiğimiz yarışmalardan bahsediyorum.
Güzellik yarışmaları, ses yarışmaları, resim yarışmaları...
Yarışanlar ya da üretenler değil konumuz.
Muhakkak ki onların da işleri oldukça zordur. Çünkü güzellik yarışmasına katılan güzel, kendine çok bakmış, cildine, gıdasına önem göstermiştir. Emek vermiştir. Bir güzellik yarışmasına katılacak diye belki evlilik tekliflerini bile red etmiştir.
Ses yarışmasına katılan, belki sabahları çiğ yumurta bile içmiştir. Sesi güzel olsun diye söylenen tüm uyarılara kulak asmış, tüm nasihatleri harfiyen yerine getirmiştir.
Yağlı boyanın rengiyle, gözünün nuru ve alnının teri bir bütün olmuştur tualin üzerinde...Yorulmuştur ressam.
Konumuz ise bu yarışmaların jurileri.
Anılan yarışmaların jurilerinin işleri çok kolaydır.
Elbette ki, jüri olmak için tüm yarışanların emeğinden daha fazla emek verilerek o günlere gelinmiştir. Ancak, yarışmalardaki seçici kişi ya da kişilerin omuzlarındaki yüklerin ağırlığı, yarışmasına göre değişir.
Yazarlar arasında bir yarışma yapıldığını düşünün. Binlerce, onbinlerce yazı geliyor önünüze. Ve onları tek tek okumak zorundasınız.
Bir daha düşünün, güzellik yarışmasının jürisi olmak ya da bir yazar yarışmasının jürisi olmak...
Anadolunun bir köyündeki Hacı Şevko Ağa bile, ilerlemiş yaşına rağmen, okuma yazma bilmese de, hiç büyük şehire gelmese de, emin olun ki güzellik yarışmasında jürilik yapabilir. Belki nezaket, kültür kriterlerini dikkate alamayacaktır ama olsun, yapabilir.
Resim yarışmasının jurisi öylece oturuyor, belki de çayını kahvesini yudumlarken, arkadaşlarıyla karşılıklı sohbet ortamında fikir teatisi yaparak sonuca ulaşıp, en iyiyi seçiyorlar. Sohbet esnasında biraz Dali, biraz Van Gogh belki de...
Güzellik yarışması jurisinin, gözlüğünü gözüne takıp, sessiz bir ortamda, konsantrasyona ihtiyacı da yoktur. Bakar, görür, beğenir ve seçer.
İç güdüseldir de bazı tercihleri.
Ses yarışmalarına zaten alışığız. Muhsin Bey' deki Ali Nazik ile pop star arasında çerçeve olarak değil ancak içerik olarak bir fark mı var sanki ?
Bir dakikada bile bir kişinin sesindeki müzikal kalite hakkında kesin hüküm verilemese de, rahatlıkla yorum yapılabilinir.
Oturdukları yerden, alkış şiddetine göre bile "kim daha iyi kıvırttı" tercihini yapan izleyicilerin olduğu programları hatırlasanıza. O da küçük de olsa bir dans yarışması değil midir ?
Ancak yazar seçeceğiniz bir yarışma işine koyulduysanız işiniz zordur. Çünkü öyle arkadaşlarınızla bir araya gelip, çayınızı kahvenizi yudumlayarak, sohbet havası içerisinde tercih yapamazsınız. Zaten karar verirken de, kimseye danışmanızın da pek bir anlamı yoktur.
Baktığınız anda fotoğrafı göremezsiniz. Kelimelerin birleştirerek oluşturduğu cümlelerdeki sırları ve formülleri çözmeye çalışırsınız. Bazen iki kere okursunuz. Ne demek istedi acaba diye düşünmenizi gerektirecek, sizi yoran kalemlerle de karşılaşabilirsiniz. Keskin bir zekanız, engin bilgi birikiminiz ve hayat tecrübelerinizle birleştirmeniz gereken, çözümleyici tahlil yöntemleriniz olması gerekir.
Hepsinden öte, kimsenin, iş bu sebeplerle cesaret edemediği yarışmayı göğüsleyecek bir sabrınız ve bazı yazarlarda bulunduğu iddia edilen "entelektüel bir çekememezliğe" de sahip olmamanız gerekir.
Bu yüzden Hacı Şevko Ağa bir güzellik yarışmasında jurilik yapabileceği halde, bir yazar yarışmasının anlamını bile kavrayamaz. Halbuki güzellik yarışmalarındaki, görmüş geçirmiş jurilerin tercih ettiği güzel bir yarışmacıyı o da favori olarak gösterebilmiştir. Ama bir yazarın arandığı yarışmada varlık gösterememiştir. Maalesef gösteremez de...
Selametle…
Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …