Ana içeriğe atla

KİMİN YAPTIĞINA MI , NE YAPILDIĞINA MI BAKILMALIDIR ?

Hoş olmayan bir şey yapıldığında, kimin yaptığı mı önemlidir yoksa ne yapıldığı mı ?
Ya da hoş olmayan bir şeyi yapan, nispeten daha “üst bir gelir gurubu” ya da “daha eğitimli bir gurup” ise, bu o gurupların ya da kişilerin yaptıklarının meşruiyetlerinin sorgulanmayacağı anlamına mı gelir ?
Elbetteki kocaman bir hayır.
Uyuşturucu.
İlk aklımıza gelen nedir ?
Esrar ve eroin.
Elbetteki kokaini falan da duymuşuzdur ama, eroinman ya da esrarkeş tabirleri sanki biraz da “avamı” ifade etmek için kullanılır.
Öyle ya, kokain, az çok ünlü ve zengin kişilerin içeceği olarak çağrışım yapar ya…
Ama bu mereti ünlülerin ya da zenginlerin içmesi, “zararlı bir kimyasal” olduğu gerçeğini değiştirmez ki.
Anadolu’nun en metruk köyünü hayal edin…
Ne bileyim mesela yanlış şartlanmalarından dolayı kızlarını okula bile göndermeyip, töre cinayetlerinin olduğu herhangi bir köyünü…
Uzakta ama bizim köyümüz olsun…
Okuma yazma oranı düşük olsun…
Ahırdan bozma yerleri okul diye kullanmaya çalışsınlar…
Bilgisayar yok, internet yok…
Böyle bir köyde, gariban ırgatların, ağalarının damak fantazisi için, köyün deresindeki kurbağaları yakalayıp, canlı canlı bacaklarını kopardığını hayal edin…
Bir de siz canlıyken, bacaklarınızın gövdenizden ayrıldığını hayal edin...
Kurbağalar da can çekişe çekişe ölsünler...
Sonra da köyün ağası o kurbağaların bacaklarını komşu köyün ağalarıyla afiyetle bi güzel yesin…
Yemekle de kalmasın, diğer köylerin ağalarıyla buluşmalarında, ya da köy ihtiyar heyetiyle toplantılarında da, bi güzel anlatsın.
Arada bir de “ yav iy hoş da öyle canlı canlı biraz üzülüyorum ama” diye de değinmeden geçmesin…
Asra uygun bir şekilde standart tepkiniz her halde şu olurdu : “Ohaaa falan oldum yani”
“Cani, cahil tu kaka adamlar…”
Ama çerçeveyi değiştirirsek aynı tepkiyi yine verir miydiniz ?
Yoksa, hımm der, derin bir entelektüel duruş mu sergilerdiniz ?
Belki de ne yapacağınızı ne düşüneceğinizi de bilemezdiniz…
Öyle ya, işin içine, Fransız mutfağı, x’li miksli bi şeyler girmiş, format tavan yapmıştır.
Nasıl mı ?
……………
[Ritz'in altındaki Margaux, "Chaine Des Rotisseurs" belgeli, yani lezzeti ve kalitesi dünyaca onaylanmış bir restoran. Özellikle Fransız mutfağının olmazsa olmazlarından olan kurbağa bacağı son yıllarda Türk restoranlarının mönüsünde de sıkça görülmeye başlandı.
Margaux da mutfak danışmanı Tolga Atalay tarafından zenginleştirilen yeni mönüsüne kurbağa bacaklı roka salatası da koymuş...Bildiğimiz roka salatasının üzerinde kurbağa bacakları duruyor…
Tabii bir de olayın vahşi yanı var.Dere kenarlarından toplanıp fabrikaya gönderilen kurbağaların bacakları canlı canlı vücudundan koparılıyor.45 dakika can çekişen kurbağaların sadece bacakları işe yarıyor, vücudunun geri kalan kısmı kullanılmıyor...Hürriyet/Kelebek, 28 Mart 2006, Cengiz Semercioğlu]
Aynı hikayenin Anadolu versiyonunu da okuyunuz lütfen ve aynı entelektüel duruşu sergilemeye çalışınız...
[Hacı Mıhe'nin goydeki asma bahğçasının altındaki Mıcver denilen yer, "Cammış Devi Remzan" dan belgelidir. Yani dadı, galitesi, gokusu bütün koyce onaylanmış bir mıhebbet yeridir.
Ozzellıkle, bizim orların mıtfağınin mıhekkak olması gerekenlerinden bıri olan, gulbağa poççıgi, bu eralar bolgemiz mıhebbet yerlerinde mıtemadiyen gorulmeye başlandı.
Mekanımız Mıcverde, “mutfak danişmani eyni zemanda mıhğterem koy ağasi Beşir Abdalay” tarafından zenginleştirilen yennni zıyafetine, gulbağa poççigli başş soğanli salata da goymiş…
Yani bıldigimiz baş soğanli salatanın üzeringde gulbağa poççigleri duri…
Hama biraz veahşidirler haaa…
Dıneyin gordim, koydeki uşahğlar, gulbağalarin poççiglerini tutiler, gulbağalarin poççigleri vala canli canli govdelerinden koparili…
Girmi, girmibeş degka gulbağalar can çekişiiiler, hama sonra öliler…]

Karar sizin !
Ancak, ben çifte standartçıyım, ne yapıldığından çok, kimin yaptığına bakar kararımı ona göre veririm diyorsanız, onu da pek tabii ki siz bilirsiniz…
Selametle…

5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …