Ana içeriğe atla

KİMİNLE KONUŞUYORSUNUZ ?

Bir mağazada ya da markette, kamuya açık bir çok yerde, dikkatle gözlemlediğim bir manzara var. Anneler ile çocukları...
Peki nelerini seyrediyorum bu muhteşem ikililerin ?
Diyaloglarını.
Aslında dinliyorum demem gerekirdi. Ama öyle olmuyor.
Hem dinliyor hem seyrediyorum.
Çocukların hiçbir şeyden haberi yok tabii ki, fakat nedense anneler çocuklarıyla konuşurken, sanki çocuklarıyla değil de çevreleriyle konuşuyorlarmış gibi bir görüntü oluşuyor.
Açayım.
Bakıyorum,anne çocuğuna bir şeyler anlatıyor, belli ki bir konuda açıklama yapıyor ancak öyle bir konuşuyor ki,sağında solunda onları dinleyenlere mi anlatıyor, yoksa gerçekten çocuğa bir mesaj vermeye mi çalışıyor, anlaşılmıyor.
Kulak kabartmamak mümkün değil. Sana ne, anneyle çocuk,aralarında organik bir ilişki kurmuşlar,bunun gereklerini yerine getiriyorlar da diyebilirsiniz. Ancak anne o kadar mübalağalı ve yuvarlak ifadeler kullanıp, kelimeleri o kadar süslüyor ki, sanki tiyatral bir gösteri izliyormuşsunuz gibi geliyor size.
Annenin kendine seçmiş olduğu bu davranış tarzının birden çok sebebi olabilir.

1.Anne,uzun zamandır ilişki kuramadığı ya da ilişki kurmakta güçlük çektiği dış dünyaya ulaşmanın bir aracı olarak, çocuğunu basamak olarak kullanıyor olabilir.

2.Anne,çocuğunu nasıl eğittiği ya da eğitmeye çalıştığı hususunda çevreye bir öğretmen edasıyla mesaj verip, bir takım şahsi duygularını tatmin ediyor olabilir.

3.Anne,kadınsı yönleriyle ilgili yaşamakta olduğu bir takım sıkıntılarını, çevresine “işte bakın ben doğurganım, dişiyim, eşim var, tercih edilenim” şeklinde duyuruyor olabilir.

4.Anne, bir çocuğa sahip olmanın mutluluğunu, çevresinde bulunan ve hiç tanımadığı, bazen de yüzünü bile görmediği kişilerle paylaşmak (!) cihetine gitmiş olabilir.

5.Anne, belki de bir üretici firma edasıyla "bakın bu da benim mamulüm" demenin dayanılmaz hazzını yaşayıp kendini hayata daha da bağlı hisssediyor olabilir.

Bu karakteristik özellikler, kahir ekseriyetle (ezici çoğunlukla), eğitim düzeyi orta ve ortanın üzerinde olan annelerde daha sıklıkla görülmektedir. Bu diyalogların yaşandığı konu mankeni annelere, “çıkar bakalım diplomanı” diye hiçbir zaman sormadım tabii.

Ancak genel dış görünüşü ve diyaloglardaki cümlelerin seçimi, yukarıdaki tespitime sağlam bir karine teşkil etmektedir.
Yine aynı karine usulünden hareketle, eğitim düzeyi daha düşük annelerde bu lüzumsuz gösteri, maalesef, “dayak” olarak karşıma çıkmaktadır.
Yanlış duymadınız. Çevreyle ilişki kurmanın bir aracı olarak, cümleleri seçemeyen anne, bu seferde “şiddet” i seçmiştir. Düşük yoğunlukta olsa da...
Bir bakarsınız, çocuğun ensesine “şaak” diye inen bir tokat. Çocuk daha "ne oldu, yandım anam” demeden, bir tane de kıçına,hem de sokağın ortasında, hem de milletin içinde...
Neresinden bakarsanız bakın, yanlış bir hareket. Bir birey olarak annenin buradaki amacı yine çevreye dolaylı olarak "himayesi altında olan çocuğuna müdahale hakkını ispatlama gayreti" şeklinde açıklanabilir.

Yanlış bir hareket ama, belli ki o da nispeten eğitimli annenin yaptığını yapmaya çalışıyor. Çevreye ben de buradayım diyor. Ya seçilen yöntem ; içler acısı.
Şüphesiz annelerimiz baştacımız ancak sağlıklı nesilleri onlara emânet etmedik mi ?
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …