Ana içeriğe atla

NERELİSİN ?


İnsanlar birbirlerine "nerelisin " diye her zaman sormazlar. Çünkü herkes, nerelisin diye sorulacak bir sorunun cevabına eşit şekilde ihtiyaç duymaz. Bu şu demek :
Günümüzde ve daha önceki dönemlerde de, yurdum insanından bir çoğu, karşı tarafı tanımak istediğinde aynı soruyu sorardı. Nerelisin ?
Ancak bu sorunun cevabı herkes için aynı önemde değildir. İşte bu yüzden bazı kimseler bu soruyu hiç sormaz. Ve hatta belki de, insanların birbirlerine neden bu soruyu sorduklarını da tam olarak kavrayamazlar.Öyle tahmin ediyorum ki, bu gruba giren kişiler içlerinden şöyle bile diyorlardır " amaan, ne lüzumsuz bir soru, tıpkı kız isteme seanslarında yaşanan,ee siz nasılsınız" geyiğinin aynısı...Gerçekten öyle mi ?
Hiç değil !
Peki yurdum insanı neden her şeye, tüm zamanlara ve çağlara rağmen birbirine bu soruyu sorar ?
Ya da bu durum sadece Türkiye'ye özgü bir durum mudur ?
Cevaplayalım.
Bir kere "nerelisin" sorusu her ülke için önemli değildir. Örneğin Litvanya' da ya da Hollanda' da hangi vatandaşın, hangi coğrafi bölgeden olduğu o kadar da önemli değildir. Çünkü meselenin kökünde, sosyolojik parametreler yatar. Yani bu soru, kültürel yapının heterojen olduğu (türdeş olmadığı) toplumlarda önem kazanır. Litvanya ya da Hollanda gibi, ülke vatandaşlarının kültürel ve etnik yapı itibariyle homojen olduğu (türdeş) bir yapıdaki coğrafyalarda nerelisin sorusu pek de anlamlı değildir. Çünkü soruyu soran da, soruyu cevaplayacak olan muhatap da üç aşağı beş yukarı aynı sosyolojik gelenekten gelmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri bu açıdan heterojen yapıda bir devlet olarak kabul edilebilir. Yabancı film repliklerinde, oyuncuların birbirlerine "Hey Teksaslı" ya da " Hey Kaliforniyalı" şeklinde seslendiğini çok duymuşuzdur. Demek ki, bu "soru" nun gelişmişlik, az gelişmişlik ya da hiç gelişmemişlikle bir ilgisi yok. Biz bile dünyanın öbür ucunda olmasına rağmen, ABD hakkında kendi çapımızda bölgesel tespit yapabiliyoruz. Mayami (Miami) de yaşayan bir insanla Teksas'ta yaşayan bir Amerikan vatandaşı, zihinlerimizde aynı imajı oluşturmuyor çünkü. Ya da Niv York (New York) da yaşayan bir plaza insanı ile, kumar cenneti Las Vegas'ta doğup büyüyen birisi...?
İkincisi, "nerelisin" sorusu soran açısından belli bir kültür düzeyini yansıtır. Kültürel çeşitlilikten haberdar olan ve tahlil terbiyeleri yüksek kişiler bu soruyu sorarlar. Çünkü nerelisin sorusuna alacağı bir cevapla, karşısındaki kişi hakkında kestirmeden fikir sahibi olunur. Bu soru sorulduktan sonra alınan cevap aslında şu sorulara alınan cevaptır.
Nerelisin ?
Yani acaba ailenin kültürel yapısı nasıldır ?
Senin kültürel yapın, yetiştiğin sosyal çevre nasıldır ?
Nasıl bir iklimde yetiştin ?
Şehirli misin yoksa köy kültüründen haberdar mısın ?
Kesin olmamakla birlikte, dünya görüşün şu ya da bu olabilir mi ?
Ailen şu siyasi gelenekten geliyor olabilir mi ?
Etnik kökenin şu olabilir mi ?
Yemek kültürün, müzik kültürün ve hasılı kültürel çeşitliliğin ve zenginliğin ne boyutta ?
Aileye, erkeğe, kadına bakış açın nedir ?
İnanç sistemin hangi doğrultuda gelişmiş, örneğin şu mezhepten olma ihtimalin olabilir mi ?
Elbette bu soruları soran kişi, aslında farkında olmadan ya da karşı tarafın anlamadığını zannederek sorularını yöneltir ancak meselenin özünde bu sorulara aranan ve çok kısa bir şekilde alınmak istenen cevaplar yatar.
Askerde "Ali Yılmaz, Konya, Emret Komutanım ! " diye neden tekmil verilir.
Çünkü komutan artık bir insan sarrafıdır. Ve "ee askerim daha daha nasılsın, anlat bakalım" diyemeyeceğinden en kısa yoldan sonuca ulaşmaya çalışır da ondan. O da dolaylı yoldan askerini tanımaktadır...
Şu fakir der ki,kimsenin aşına ekmeğine göz koymadıkça, "memleketine ihanet" çemberinin içinde yer almadıktan sonra, kimin nereli olduğu önemli midir ?
Bu ülkenin insanı değil miyiz hepimiz ?
Yeryüzü insanı değil miyiz ?
Hele İstanbul, bambaşka bir şehir.
Küçük bir Türkiye olduğundan, insanların birbirlerine sordukları nerede oturuyorsun da aslında buna benzer bir gerçekliği sorgulamaktan başka nedir ki ?
Bağcılar ile Etiler...
Ataköy ile Fatih...
Aynı zihinsel konfigürasyonu yansıtmıyor değil mi ?
Manidar bir şarkı sözü herşeyi anlatıyor zaten:
"Kız sen İstanbul'un neresindensin ?"...
Selametle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …