Ana içeriğe atla

SAMANTA YA DA SEMENTA


Samanta Foks' u (Samantha Fox) duymayanınız var mıdır ? Zannetmiyorum. Özellikle yaşı bizim gibi otuzlarda olan genç (!) beyler için Samanta Foks neyi çağrıştırır hemen söyleyeyim. 1980'li yılların ikinci yarısını ve kocaman iki tane göğüsü çağrıştırır. Bir de o dönem ekürisi olan ve ismi hep birlikte anılan Sabrina'yı...
Konumuz sevgili Sabrina olmadığı için Sementayla ilgilenelim. Sementa'nın sütyen alerjisi olduğundan mıdır yoksa yazık o kadar para kazanmasına rağmen hiç iki yakası bir araya gelmediğinden midir, ikizlerine bir türlü takke alamamıştır.
Sementa konusu şuradan çıktı. Geçen ay Beyaz Şov (Show) programına canlı yayın konuğu olmuştu. İşin doğrusu baktım sarışın bir bayan arada tercüman, gülüşüyorlar eğleniyorlar...
Ancak o güzellik ona da kalmadığından yaşlanmış ve benim onaltı onyedi yıl önce zihnimde kalan Samanta Foks'tan eser kalmamıştı. Neyse konumuz o da değil. Beyaz yine yarı şaka yarı ciddi hatuna asılırken, mealen şöyle bir soru sordu :
Samanta Foks olmak nasıl bir duygu, meşhur olmaktan memnun musunuz ?
Ultra kaliteli bir magazin kültürümüz olduğundan biliyoruz ki, ünlüler bu soruya genelde iki şekilde cevap verirler ve gerekçeleri de aynıdır. Birinci grup, "yaa evet çok güzel bir duygu, bir yere gittiğinizde, sokakta yürürken insanlar ilgi gösteriyorlar ve bu da bizi çok memnun ediyor..." derler.
İkinci grup ise "rahat dolaşamıyoruz, ailemizle dışarı çıkıp rahatça bir yerde yemek bile yiyemiyoruz, evet insanların ilgisi güzel ama dışarıda, sokakta maalesef rahat olamıyoruz" derler...
Samanta ise konuya hangi açıdan yaklaştı biliyor musunuz ? Cevap şöyleydi :
"Pek memnun değilim. Çünkü bir yere gittiğinizde, ya da bir partiye katıldığınızda bakıyorsunuz genç bir çocuk, birlikte olmak istiyorsunuz, ama yapamıyorsunuz, çünkü gidip sizi sağda solda anlatır diye korkuyorsunuz"
Susalım ve şapka çıkaralım. Hem de abartmadan...
"Sizi sağda solda anlatır" ?
Kendi kendime dedim ki, o bir dönem, erkek dergilerini fotoğraflarıyla boy boy süsleyen, memelerini kamuoyunun görsel kullanımına cömertçe sunan, erkeklerin soyunma odalarındaki dolaplarında yukarıdan aşağıya bir duvar kağıdı şeklinde nazlı nazlı duran Sementa, neredeyse biraz daha konuşmaya başlasa Türk kızlarına ahlak dersi bile verecek. Hani insanın diyesi geliyor ki, yav Sementa, senin mezhebin genişti ne oldu bacım sana ?
İnsanın diyesi geliyor ama diyemiyor işte.
Eminim ki Sementa bir seks sembolü olan erkek olsaydı böyle şeyler konuşmazdı.
Hani erkek kafası vardır ya, her "yevmiye kaydını" bilançonun "aktifine" yazdığını zanneden salaklardan bahsediyorum...
İşte nereden nereye, belki de psikanalitik açıdan erkeklerle kadınların eşitliği konusunda yorum yaparken, primus inter pares demem bu sebeptendi...
Selâmetle...

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...