Ana içeriğe atla

TESLİM OL KEDİ !

Dün saat 17:34’de cep telefonuma iş arkadaşım Salih Zeki Sofuoğlu’ndan bir mesaj geliyor. Başka bir iş sebebiyle şube dışında olan arkadaşımın mesaj metni şöyle : Bugün kü Hürriyet’in 22.sayfasında ki Mamak Katliamı ile ilgili yazıyı gördün mü ?
Hemen yemekhaneye gidip ilgili sayfayı açtığımda, Mamak’da tecavüz edilip öldürülen köpeklerle ilgili yapılan basın açıklamasından, gözleri oyulan kedilerin otopsi raporlarından bahsedildiğini gördüm.
Gerçekten de haftanın ilk günü yoğunluğuyla görmemiştim. Çünkü gazeteyi henüz elime bile alamamıştım.

Ama dedim ki kendi kendime, demek ki insanların bilinçlenmesi, bir şeylerden haberdar olup duyarlı olması bu demekmiş. Yıllardır tanıdığım bir insanla ne yazık ki bir gün olsun bir hayvan ya da hayvan hakkı hakkında konuşmamışken, ne güzeldir ki, kolektif bilinç bizi, insanı, insanlığı nerelere taşıyabiliyordu…
Belli ki Hürriyet Gazetesi her şeye rağmen hiç değilse bu hususta biraz daha duyarlı davranmıştı. Diğer gazeteler bu kadar da değildi…
“Gelip bu leşi buradan alın” “Anneleri gelip alsın”
Bravo !
Zaten zihniyeti yeterince anlatmıyor mu ?
Herhalde insan hak ihlal ettikçe daha da güçlü hissediyor kendini…
Başka nasıl bu kadar cesaretli olunabilir ki…
Sözüm diğer büyük basın yayın organlarına:
İnanın ki, bu konularla ilgili haber yapsanız, örneğin manşetinizden yayınlasanız, hiç korkmayın tirajınız düşmez.
Baş sayfada lejandınızın altına ya da üstüne :
“Tecavüz edilen köpek öldü”
“Kedilerin gözleri oyuldu, fail : Satanistler değil !”
şeklinde manşet atsanız, inanın ki, ne tirajınız düşer, ne de birileri sizi “aay, bu nasıl manşet canım” deyip kınar.
Hiçbir şey olmaz. Hatta takdir toplarsınız.
Canlılara saygısı olan goşist ya da sağcı, laik ya da anti-laik, ilerici ya da mürteci…
Emin olun önyargısız herkes sizin yanınızda olur…
Hadi artık yeter, üç maymunu oynamayın.
Basın büyük puntolarla bu kevaşelikleri herkes görsün…
Anadan üryan sayfa güzellerinizi yine koyun.
Dedim ya, basın.
Yoksa yaşanan
jenosid trajedisinin hesabını çocuklarınız bile sizden sorar.
Basın !
Bişecikler olmaz.
Selâmetle…

5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …