Ana içeriğe atla

ANALARI ALMAYA GELİYOR !
























Ülke çalkantılı bir dönemden geçiyor. Her an memleketin bir köşesinden yürek dağlayan şehit haberleri geliyor. Terör, cinayet, ihanet, gasp, tecavüz ve diğerleri…İnsanların acıları büyük ama korkuya, tedhişe yer yok.
Olmayacak da.
Bütün bunlar yaşanırken, profesyonelce organize olmuş büyük bir kitle de yarın, yani, 12 Nisan 2006 Çarşamba günü saat 13:00’ de Ankara Tandoğan Meydanında yapılacak protesto gösterisinin son hazırlıklarını tamamlıyor. “Katilim Kim ?” sloganıyla sesini duyuracak olan gurubu oluşturanlar ise, ulusal ve uluslar arası platformda faaliyet gösteren
79 adet sivil toplum kuruluşu.
Ancak bu Sivil Toplum Kuruluşları (STK) Ankara Tandoğan’da yarın tek bir pankartla temsil edilecek. Hayvan Hakları Türkiye Aktif Güç Birliği Plaftformu ( HAYTAP )çatısı altında…
Hayvanlara yapılan zulmü başta Türkiye’ye sonra da tüm dünyaya hatırlatacak/haykıracaklar. Yurtdışından destek verecek ülkeler ise Fransa, İsviçre, Almanya…
Türkiye’de son zamanlarda yaşanan sosyal korozyon, ne yazık ki, hayvan haklarının ihlalinde de kendini gösteriyor.
Kamuoyunda patlayan son bomba, Ankara Mamak Çöplüğü’ndeki vahşet ve de müsebbiblerin bu konuya tepkisi/tepkisizliği idi. Çünkü yetkililerden biri o hayvancıklar için alaylı bir üslupla : “Gelsin anaları alsın o zaman ” demişti.
Hangi dünya görüşünden olursanız olun bu konunun gündeme getirilmesi çabası belli bir guruba hasr edilmemeli.
Bu ağır yükü o insanların omuzlarından kısmen de olsa alabilirsiniz.
Tek yapacağınız duyarlı olmak.
Haberdar olmak.
Farkında olmak.
Fiziken olmasa da fikren orada olmak.
Komünist misiniz ?
Viladimir İlyiç Lenin’i hatırlayın o halde.
Hani devrim “ezilenlerin” şöleniydi. Hani mazlumun yanında, ezilenin yanında olacaktınız ?
Tecavüze uğradıktan sonra iç organları artık ezilmiş ve “dış organ” haline gelmiş zavallı köpecikler “ezilen” değil de nedir ? Hala duymadıysanız bir daha söyleyeyim. Bu olay maalesef bizim ülkemizde yaşandı.
Onlar da etten kemikten değil de nedir ?
Hayır ben yüzümü Orta ve Batı Avrupa’ya döndüm, Avrupa Birliğinden tarafım mı diyorsunuz ?
İngiltere’nin en etkili gazetelerinden biri olan Guardian Gazetesi baş yazarı Alexander Chancellor’ın önceki gün Türkiye ziyaretinden sonra yaşadığı travmadan haberiniz yok herhalde.
Adama da , adamlara da rezil olduk. İngiltere’ de gidip, “efendim münferit bir olay, birkaç sapık , Mamak Çöplüğü’nde hayvanlara saldırıp, tecavüz edip, katletmiş” demez herhalde. Siz olsanız der miydiniz ?
Olay yine Türkiye’nin imajına vurulmuş bir darbe olarak tarih sahnesinde ki yerini aldı bile. Temizlemek de bizlere düşüyor.
Devam ediyor Chancellor ;
"Köpekleri katledenler AB'ye girer mi ?"...

Bunların hepsi seküler işler, ben inançlı bir müslümanım bu sebeple fazla ilgilenmiyorum bu meselelerle diyorsanız eğer ;
Peygamber Efendimiz, Hz.Muhammed (s.a.v.)’in sahih hadislerinde arayın kendinizi.

"Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz" diye buyurmuş. 1400 sene önce hem de...Ya da halk arasında “kedi öldürmenin” çok ama çok büyük günah olduğu şeklindeki inanışı hatırlayın…
Hayır hayır ! Ben Atatürkçüyüm mü diyorsunuz ?
O zaman Sevgili Handan Demiralp’in 17 Mart 2006 Cuma tarihli
“Kınamak” başlıklı yazısına bir göz atalım. Atatürk’ün hayvanlara olan sevgisiyle ilgili bakın neler anlatmış : “Köşkün köpeği yavrulamış ve bu yavrular o sıkıntılı günlere neş'e getirmiş, Atatürk canı sıkkın olduğu zamanlarda onlarla oynayarak kederini hafifletmiş, sıkıntılarını bir anlığına da olsa unutmuş ve gülümsemiş. Hâttâ; yabancı gazetecilere verilen röportajlar sırasında yavru köpekler de ortalıkta olmuş hep, Atatürk Türkiye'nin istikbâli ile ilgili mühim suallere cevap verirken onlar çocuk sevinçleriyle koşup oynamışlar köşkün salonlarında, uzaklaştırmayı, dışarı çıkarmayı kimse denememiş bile...”
Tüm bunlara rağmen “ben Bakünin’ci bir anarşistim, çok üzerime gelirseniz de bir nihilistim, yani hiççiyim" derseniz unutmayın ki, hepsinden öte kalbi ve beyni olan bir “insan” sınız.
Bu sefer durum çok ciddi beyler. Diğer meseleler yetmiyor, şimdi
dünya bizi bir de bu marifetlerimizle konuşuyor.
Yarını bekleyin.
Anaları yollara düştü bile. Almaya geliyorlar o yavruları. Türkiye'nin dört bir yanından.
Almaya !..
Anaları !..
Ankara'ya !..
Selametle…

4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...