Ana içeriğe atla

BİR TÖRENDİR ÇİĞKÖFTE


Çiğköfte garip bir yiyecektir. Garipliği neresinde ?
Çiğköfteyi ya sevenler ve hatta hastası olanlar vardır ya da ayy hayatta yiyemem nassı yioursunuz deyip, arabesk bir yiyecek olarak görenler vardır.
Yani örneğin efendim varsa bi de çiğköfte alayım biçiminde bir sipariş verilmez.

Çünkü çiğköfte ya vardır, varlığı bilinir ve hatta onun için restorana gidilir ya da çiğ köfte yoktur ve bilinir, eh zaten onun için de o yere gidilmez.
Sizlere çiğköftenin tarifinden, içindeki bin bir çeşit baharattan, bilimsel olarak çiğköftenin insan bünyesine zararlı olup olmadığından bahsetmeyeceğim.
Ya da daha et konulmadan, sadece bulgur, soğan, salça ve diğer binbir çeşit baharatla oluşturduğu doyumsuz lezzetten de bahsetmeyeceğim…
Sokakta satılan çiğköftelerden bahsedeceğim.

Dikkâtle dinleyin...
Geçtiğimiz yıllarda basına yansıyan bir haberde, İzmir’de sokakta satılan çiğköfteden yiyerek zehirlenen bir aileden bahsediyordu.

Zehirlenmeye sebep de, çiğköfteye kim bilir bilmem ne eti katılmasından dolayı bir mikrop sebep olmuştu.
Bu tip haberler şüphesiz doğrudur, ancak bu tip haberleri bütüne mal etmeden sepetteki çürük yumurta cihetinden değerlendirmemiz gerektiğini lütfen unutmayalım.
Lafı uzatmadan sizlere şunu söyleyeyim;
Dışarıda “çiğköfte” olarak satılan o yiyecekler hakkında kesin bir yorum yapmak güç.

Ancak şunu biliyorum ki, bazıları tabii ki, “inanılmaz lezzetli” yapıyorlar. Tanımadığım bir yerden yemediğim için, ben de tanıdık çiğköftecilere şu soruyu soruyorum : et koydunuz mu ?
Eğer “abi valla niye yalan söyleyim, et koymuyoruz” diyorlarsa, güvenle yiyorum.

Çünkü her ne kadar et koymadan yaptığı o müthiş lezzetli şeyin adı “çiğköfte” değil de başka bir şey olsa da, güven sorunu yaşamadan yiyebiliyorum.
Unutmayın, tanımadığınız bu sokak satıcıları sattıkları ve adına çiğköfte dedikleri şeye et koymayarak en doğrusunu yapmaktadırlar.
Böylece sattıkları şeye şaibe karıştırmamaktadırlar...
Ve arkadaşlara her zaman şunu söylüyorum, “bu yediğimiz çiğköfte değildir, ancak belki de bazen çiğköfteden daha lezzetli başka bir şeydir. Ancak çiğköfte değildir”
Ailemize yeni katılmış olan sevgili Gökçe, her ne kadar bir vejetaryen olsa da, çiğköfte yaptığımızda karşı koyamadığına da değinmeden geçemeyeceğim.
Evinde çiğköfte yapılanlar iyi bilirler.
Çiğköftenin yapılmış hali ve sofraya konmasından belki de daha keyifli olan, yapım aşamasıdır.

Malzemelerin özenle dizilişi…
Oranların çok daha önceden oluşturulmuş kişisel aritmetiği…
Yapım esnasında, lezzet artırımı adına her kafadan bir ses çıkması…
Limon da koy, ayol öyle olmaz, ya zeytinyağı, su koyma, ay buzz koysanıza yoksa şişer…
Bak, bakkk, bakk teri damladı…

Acısını fazla koy...
Törensel bir eda, bir seremoni atmosferi oluşturur çiğköfte…
Hülâsa, eğer hijyen konusunda titiz iseniz, bir tanıdığınız hele ki evde çiğköfte yapıyorsa tek bir şey yapın.
Fırsatı kaçırmayın.
İşte çiğköfte böyle hoş bir yiyecektir.

(fotoğraftaki şirinlik muskaları, google' den değil, dün akşam ki çiğköfte seansımızdan görüntülerdir)
Selâmetle…
5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

HADİSE AYNI ANDA HEM ÖNDEN HEM DE ARKADAN VERMİŞ !

21 Haziran 2014 tarihli      milliyet.com.tr      nin  aşağı sayfalarına indiğinizde bir başlık göreceksiniz. Şarkıcı Hadise'nin kastedildiği haberin başlığı şöyle:   "Seksi şarkıcının talihsiz anları."
Hatta  gazetemiz Milliyet, “talihsiz anları” ifadesinin altını bile çizmiş. İhtimâldir, haberi hazırlayanlar   Hadise adına çok üzülmüşler. Öyle ya, talihsiz anlar dediklerine göre…
Devam edelim; haberin metni şöyle :
"Dar, mini bir elbise giyen şarkıcının dans ederken hem önden hem arkadan verdiği frikikler ise talihsiz bir iş kazası oldu. " (Anlatım bozukluğu, haber metnini yazana aittir)
Vay be, sen hem dar bir mini elbise giy, yetmezmiş gibi hem önden hem de arkadan ver. Frikik de olsa, vermek zor iş. Hem de aynı anda. Zaten olayın hukuki bir boyutu da var . Niye mi?
Çünkü gazetemizin haberine göre yaşanan olay bir iş kazası. Tabii iş güvenliği uzmanları o esnada saz mı çalıyorlarmış, yoksa  ayva bahçelerinde elma toplama işleriyle mi meşgullermiş bilinmez.
Benim …