Ana içeriğe atla

DÜN TANIŞTIK


Biz insanlar da biraz garibiz.
Güya birbirimize hakaret ederiz ya, itoğlu it diye.
Bazen de köpek herif deriz.
Kulağımızı kesip, kendi kıçımıza koysak kimbilir o hayvanlar bizim arkamızdan neler söylüyordur.
Ancak o zaman duyabiliriz...
Halen çözebilmiş değilim.
Hiç karşılaşmadım ama örneğin haberlerde bazen gösterirler ya, polis köpeklerini...
K9'ları.
Anlaşılmaz bir saygınlık uyandırır bu köpekler bende...
Düşünsenize, hayvanın üç kağıtla falan işi olmaz.
Alavare dalavare yapmaz.
Hani bilse belki yapacak.
Ama bilmezki yapsın.
Yani hayvanlar cennete gitseydi eğer...
İnsanlara yer kalmazdı.
Kesin...
Efe'yle bugün tanıştım. Biraz da önüme bakmam lazımmış.
Bir yıla yakın süredir her hafta sonu düzenli olarak gittiğim istasyonun köpeği.
Sivas Kangal.
Komik gelebilir size.
Belki biraz Anadolu'luk.
Nedendir bunu da bilmem ?
Örneğin bir Alman kurdu dediklerinde, ya da doberman dediklerinde o kadar heyecanlanmam da Sivas Kangal deyince heyecanlanırım.
Hani Sivas'a hayatımda gitmedim. Görmedim.
Desem ki orada kaldığım için, tanıdığım için falan.
Ama yok. O da değil.
Gülmeyin. Sanki Sivas Kangal deyince daha çok bizden biri gibi geliyor. İçimizden biri. Bizi daha iyi anlıyor.

Genetik şifreleri, Anadolu'da kodlanmış ve halen kodlanmaya devam ediyor.
Ama öyle kokiş, kukiş,ne derler işte öyle süs köpekleri de...hah kaniş. Onlar da güzel elbette. Şirin şeyler...

Ama bizimkiler biraz daha başka...
Fotoğrafa bakın, asalet ile sadakatin birleştiğinin resmi değildir de nedir bu resim ?
Ama daha fazla açıklama beklemeyin çünkü ben de değişmez doneler ışığında açıklayamayacağım. Erol Evgin'in dediği gibi:
İşte öyle birşey...
Efe ile maceralarımız sürecek. Bekleyin...
Selâmetle...
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...