Ana içeriğe atla

FAHİŞE OPERASYONU

Son fuhuş operasyonu...
Belki fırsat bulsaydım tüm detaylarıyla gazetelerden ve görsel basından takip ederdim ancak böyle bir şansım olmadı.
Ancak eskiden beri bilindik bir şey vardır.
Bu fuhşiyyat işlerinde kişiler ve mekan değişse de “eylem biçimi” hep aynıdır.
Tanımlarımızı bu sefer seküler çerçeveden yapalım.
İki kişinin cinsel teması değildir sorun olan, işin içine “para karşılığı” ibaresi eklenmesi, meseleye fuhşiyyat boyutu katar.
Yani cinsel temasın paralı olanına fuhuş, bunu yapan kişiye de fuhşa/fahşa bulaşmış kişi anlamında fahişe denir.
Eğer para karşılığı değil de iki tarafın gönül rızası varsa, bunun adı aşk yapmak...
Taraflardan en az biri evliyse adına zina yapmak denir.
Yok taraflardan en fazla birinin rızası varsa, onun adı da taciz, tecavüz olur...
Hal böyleyken fuhuş meselesi için kapitalist ilişkiler ağının cinsel boyuttaki yansımasıdır diyebilir miyiz ?
Deriz.
Şimdi kafaların kumdan çıkarılma vakti gelmiştir...
Manken, fotomodel, oto-model, bilmem ne model yavruların fahişe oldukları iddiası ile gözaltına alınması ve gelelim asıl konuya.
Gazeteler genelde bir haberi manşet yaptığında, insanlar üzerinde etki bırakır ve tartışılmaya başlar. Hele ki bu konu magazin ile ilgili bir konuysa...
Ya da “vaaay be” dedirten cinsten yurdum insanı söylenmeleri başlar.
Ancak gelinen son noktada, mankenlere yönelik fuhuş operasyonunda artık bir magazin uzmanı olan vatandaş, hiç de şaşırmadı.
Hiç kimse, “vaay anasını demek öyle ha” demedi.
Suçsuz olanları ve belki de sırf o camiadan olduğu için, sehven adı karışanları tabii ki tenzih ediyorum ama diyorum ki :
Hiç kimse de fuhş yapan mankenleri duyunca “yuh be bunlar şimdi bi de fahişelik mi yapıyormuş ?” diye sorgulayıp ayıplamadı bile.
Bu olay neredeyse, normal ve olağan karşılandı.
Sizce asıl üzücü olan, memleketim insanının bu tip haberleri artık normal karşılaması değil mi ?
Neden diye sormaya “onlar adına” yüreğim kaldırmıyor.
Yazıklar olsun.
Sanki mekan, beş yıldızlı otellerin, jan janlı çarşafları olunca fark eden bir şey oluyor.
Peş keş çekilen bedenler doksan altmış doksan olunca, ahlaki çözülme duruyor...
Alın size renkli hayatlar,
Alın size paparazziler,
Alın size takarazziler,
Selametle...
4 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...