Ana içeriğe atla

KİRLİLİK


Kitaplarla aranız nasıl ?
Yoksa sizin evdeki kitapların sayfalarını açtığımızda, matbaadan ilk çıktığı zamanki o pür-pak kağıt kokusu hala durmuyordur umarım.
Matbaadan yeni çıkmış kitap arası sayfa kokusunun o şekilde kalması sizin için zararlıdır unutmayın.
Belki de deterjan üreticilerinin sırf para kazanmak için, 'kir' i güzel ilan eden eşsiz teorik yaklaşımlarının, pardon 'saçmalamalarının' dışında, 'kirliliğin' gerçekten de güzel olduğu tek yer kitap arası kirliliktir.
Sayfa kirliliği yani.
Görüntü kirliliği gözü yorar.

Başınızı bile ağırtabilir.
Ve hatta öyle olur ki ne görüp görmediğiniz, ne anlayıp anlayamadığınızı da anlayamazsınız baktığınız şeylerde.
Uzmanlar ders çalışan öğrencilere 'önce masalarınızın üstü temiz kalmalı' diye boşuna mı öğütlüyorlar ?
Gürültü kirliliği.
Bilmem kaç desibelin üstü altı diyorlar ya.

Ondan bahsediyorum. O ise tüm akli melekelerinizin dumura uğramasına ve kim bilir bir sürmenaj etkisi bile yaratmasına sebep olabilir.
Kitaplara karşı acımasız olmak ve onları kirletmek gerekir. Bu ise bir nev’i zihni katarsisinizin (arınma) ön koşulu sayılacaktır. Onlara karşı acımasız oldukça kendinize karşı faydalı olacaksınız.

Acımasızlıktan kasıt, yırtmak atmak değil elbette.
Herkesin farklı anlayışları vardır. Oldum olası anlamadım ve anlayamam, kitaplarına bir çizik attırmamak için özel çabalar sarf eden insanları anlayamam.
Halbuki kitap sizindir.
Sokağa atmıyorsunuz ki çevreyi kirletesiniz.
Sobada yakmıyorsunuz ki, bacayı kurum doldurasınız.
Okuyorsunuz ve okurken dilediğiniz gibi davranmak en doğal hakkınız. Çizin altını, yazın üzerine yorumlarınızı.
Boyayın renkli kalemlerle isterseniz.
Ama yırtmayın !
Orasını kirlettikçe sayfayı görüntü olarak fakirleştireceksiniz belki ama beyninizi zenginleştireceksiniz.
Hem bu şekilde kullanarak, kitap üzerinde egemenliğinizi de kuracaksınız. Hangi sayfaya ne şekilde müdahale etmeniz gerektiği konusunda hiçbir tereddüt yaşamadan yapacaksınız bu işi.

Kimseye de sormadan.
Okuyacaksınız ve okuduğunuzu daha iyi anlayacaksınız.
Temizlenip, arınıp, zenginleşmek için, kirletin kitaplarınızı…
Asıl bu kirlilik güzeldir başka bir kirlilik değil !
Eski bir dostumun
dediği gibi :
'Abi sen bu kitabı okudun mu ?'
'Evet'
'E, hani tırnak izleriyle birbirine geçmiş kan izleri ?..'
Yani kitabı tırmalamadan okumuşsun demek isterdi.
Bize göre de 'okumanın kalitesini' düşürürdü bu atalet (eylemsizlik)...
Selâmetle…
5 yorum

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEKLERİN KADIN ZAFİYETİ VE ANNE OĞUL İLİŞKİSİ ( II )

Bir önceki yazımızda, annelerin oğullarına düşkünlüğünün sebeplerini araştırmıştık. En önemlisi ; aynı düşkünlüğün babalar ile kızları arasında neden olmadığı üzerinde durmuştuk.
Altını önemle çizmekte fayda var.
Elbette ki amacımız, babaların kızlarına düşkün olmadığı gibi saçma bir düşünceyi savunmak değildir. Hattâ bu görüşümüzü de şu ifadelerimizle vurgulamıştık :

Ve kim bilir belki de, kızına, bir annenin oğluna duyduğu bağlılıktan daha yüksek şiddette bağlı olan babalar da vardır…
Zaten okurlarımızdan gelen yorumlarda bir nokta özellikle vurgulanmıştı.

O nokta şuydu : babalar da kızlarına çok düşkündür ancak belli etmekten çekinebilirler.
Bu görüşe katılıyoruz.
Ancak bizim vurgulamak istediğimiz bu gerçekliğin dışındaki başka bir husustur.
Söylemek istediğimiz, annelerin oğullarına olan düşkünlüğünün sıklığının ve derecesinin, babaların kızlarına olan düşkünlüğünün sıklığından ve derecesinden fazla olduğudur.
Birbirinin muadili (dengi) bir düşkünlük değildir bu düşkünlük.
Dikkat ediniz,…

DAMAR ÇATLAMASI VE OLASI SONUÇLARI

Ortalama bir insan bedenindeki kılcal damarların toplam uzunluğu 40 bin kilometre civarındadır. Tam da ekvatorun çevresinin uzunluğuna eşit. 
‘Her insan ayrı bir dünya’ sözüne ne kadar da denk düşüyor bu sayısal tevâfuk. 
Yani vücudumuzun her yerinde kılcal damarlar var dersek, mübâlağa etmemiş oluruz. 
Sadece kılcal da değil. Bunun toplardamarı var, atardamarı var. Kirli kanı taşıyanı var, temiz kanı taşıyanı var. 
Hepsinin yanında tıp kitaplarında adı geçmeyen bir de ar damarı var. 
Bilimsel ve akademik tıp ne kadar terakkiperver bir seyir izlerse izlesin, ar damarının insan bünyesindeki yeri tam olarak tespit edilememiştir. 
Hoş bunu tespit etmek için hassaten bir çaba gösterildiği de söylenemez ya. 
İnsan vücudunda bulunan toplar, atar ya da kılcal damarlarda görülen marazi bir durum, sözgelimi bir damar çatlağı, üzerinde taşındığı bünyeyi hastalığa dûçâr eder.
Tedavi edilmezse, hastalık sahibine ciddi zararlar getirebilir. Ancak önemlidir ki; insan vücudundaki yaşamsal da…

NARGİLEYE SON...

Beş yıl önce her şey güzel başlamıştı. Eve getirdi ve dedi ki; artık tophanelerde sürünmemize gerek yok...
Nargile içelim güzelleşelim demiştik.
Bizim bağlılığımızda işte böyle tutkuyla olurdu.
Beş yıldır hemen hemen her gün beraberdik çünkü o tütün, ateş ve kömürle...

Keyifte, üzüntüde...
Klavyenin her tuşuna dokunduğumda, erkanda da o meşhur ve yoğun dumanları tüterdi...
Artık zaman dolmuştu.
Bırakmalıydım nargileyi...
İçilirdi elbet ama her gün de olmazdı ki...
Sabah işe gitmeden önce, ya da akşam yatmadan önce...
Muhtemelen vücut alması gereken zararı bu beş yıl içinde almıştır...
Ama bundan sonrası için buna fırsat vermeyeceğim...
Duyardım ya, nargile sigaradan zararlı diye. Ama işime gelmez kulak tıkardım.
Artık tıkamayacağım.
Bir dostumu da böyle kaybettim.
Yıllar önce onun küçük kardeşi sigaraya veda ettiğim ve bir daha hiç aramadığım gibi.
Belki nargileyi hayatımdan çıkarmadım ama hergün değilse de en azından haftada ya da onbeş de bir içeceğim.
Son bir kare görüntü ve...
Selâmetle...